top-logo

15 Sevval 1440

Allah’ın Peygamberleri ve Hz. Muhammed (s.a.s.) (4)

Allah’ın Peygamberleri ve  Hz. Muhammed (s.a.s.) (4)

Kullarına daima iyiyi ve yararlıyı emreden, kötüyü ve zararlıyı yasaklayan, onlara ebedi saadet ve mutluluk yurdu olan cenneti kazanmaları için Kitaplar indirip o Kitapları halka öğretmeleri için Peygamberler gönderen; Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Hamd; İlmi sonsuz, Kudreti hesapsız, İhsan ve ikramları sayısız, Nimetleri doyumsuz, Kelamı nihayetsiz ve Rahmeti uçsuz bucaksız olan; Alemlerin Rabbi Allah’a,

Salât ve Selâm; Peygamberlerin Ekmeli, âlimlerin Muallimi, zahitlerin Müderrisi, dervişlerin Mürşidi, Tevhid ordusunun Komutanı, âşıkların Sultanı ve cümle yaratılmışın Muhammed’i (güzel ahlakı ile tüm âlemlerde daima övgülüsü) olan Sevgili Paygamberimize ve Onun âl-ü ashâbına olsun.

Bizi yine Rasûlullah’ın (s.a.s.) hayır ve bereket kaynağı yüce ahlakından bahseden kelimeler etrafında bir araya getiren Rabbimize sonsuz hamd olsun.

Her doğan ölüyor, her gelen gidiyor, her yeni eskiyor ve gözümüzün gördüğü her şey bir gün yok olacak. Ancak kâmil bir iman ile icra edilmiş salih (imana uygun yararlı işler) müstesna…

Ahirette her biri farklı surete bürünecek ve ne kadar önemli olduklarını ortaya koyacaklar.

Ölümün hemen ardından, daha kabre girer girmez hissettirecekleri önem ve gerekliliklerini. Ama artık çok geç olacak bir şeyler yapmak için.

Bugün iştirak ettiğim bir cenaze evinde Rabbimin dilime lütfettiği şu güzel duayı burada zikrederek yazıya devam etmek istiyorum;

“Ey Rabbimiz! Yüce Mevlâ’mız!

Bizleri yoktan var ettin, varlığından haberdar ettin. İnanan kulların arasında âlemlere Rahmet kıldığın Hz. Muhammed Efendimize tâbi ve ehl-i Kuran eyledin. Sana sonsuz hamd-ü senâlar olsun.

Ey Rabbimiz! Bizi yaratıp şu imtihan âlemi olan dünyaya gönderdin. Bununla bırakmayıp daima kanımızı-canımızı idare ediyor ve her an bize bizden yakın olarak yaşatıyorsun. Bizi daima bu hakikatin şuuruyla yaşat ve yakınlığını hissettir ey Rabbimiz!

Ey Rabbimiz! Biz seni seviyoruz, sevgimizi kabul et ve bizi de sevip razı olacağın hallere erdir. Biz Rasûlün Muhammed Mustafa Efendimizi seviyoruz, sevgimizi kabul et ve Ona ittibâda (tâbi olup buyruklarına itaatte) bizleri başarılı eyle. İnanç, söz ve icraatlarımızda bizleri O Yüce Öndere (s.a.s.) uygun hale getir. Muhammedî ahlak üzere yaşayıp ölme şerefine erdir bizleri ey Kerem ve İhsan Sahibi Yüce Mevlâ’mız…”

Âmîn…

Kıyamete kadar Allah Rasûlünün (s.a.s.) ahlak-ı hamîdesine (övülüp üstün tutulan ahlakına) uygunluğun ehemmiyetini hiç durmayıp anlatsak yine az yine az… Çünkü Kuran’da övülüp duran ahlak Onun (s.a.s.) ahlakı.

Bugün Allah Rasûlünü hakkıyla sevemeyip hakkıyla Ona uyamadığımız için bu durumdayız. Yeryüzünde sayıca hiç de az sayılmayız. Ama bakıyoruz buna rağmen etkinliğimiz ve ağırlığımız ise gerçekten olması gerekenden çok az.

En azından 124,000 sahabîden ‘sayıca’ çoğuz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhi’s-selam, İslam’ın temellerini en fazla bu kadar sahabî ile attı. Ve 23 yıl gibi bir süre zarfında neredeyse yeryüzünün en güçlü devleti haline geldi.

Demek ki sayıca az değiliz ama bazı hususlar ele alındığında gerçekten çok azız.

Bakın Sevgililer Sevgilisi Rasûl-i Zîşan (s.a.s.) Efendimiz ne buyuruyor. Öyle bir buyruk ki adeta ümmetin reçetesi!

Ezberlemek isteyenler için Arapçasını da yazmak istiyorum;

اِنَّ اللهَ يَرْفَعُ بِهٰذَا الْكِتَابِ اَقْوَامًا وَ يَضَعُ بِهِ اٰخَرِينَ

Bilesiniz ki Allah; bu Kitab-ı Mübîn (Kuran-ı Hakîm) ile kimi toplumları yüceltir kimilerini de alçaltır

Geri dönüp bir bakın ve bakalım. Ne zaman Kuran’ı sevdik, Kuran’a sarıldık ve Kuran’ı canlarımızdan aziz bilerek Ona tüm varlığımızla hizmetkar olduk, işte o zaman Allah Teâlâ bizi dünyanın bir tanesi yaptı. Yahudi ve Hristiyanlar dahî Osmanlıya sığınıp Osmanlı topraklarında yaşamanın daha akıllıca olduğunu savundular. Zira burada daha refah ve daha insan gibi yaşıyorlardı.

Bu şan ve şeref sadece Kuran’a ve Rasûlullah’a sahip çıkarak elde edilmişti.

Muhammedî olmak! Allah’a hakkıyla kul olmak demektir.

 Zaten Muhammedî ahlaktan maksat Allah’ın rızasından başka bir şey değildir.

Zira Allah’ın rızasına uygun yaşamayı en güzel beceren, O’nu (c.c.) en iyi tanıyan, O’nu en çok sevip O’ndan hakkıyla en çok korkan, O’nun hukukunu en çok gözeten, O’nun buyruklarını en güzel icra eden; özetle O’na kulluğu en iyi yapan Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz olduğu için bugün Muhammedî ahlak elzemdir.

Öyle ki bu bir Müslümanın ayrılmaz niteliği konumundadır.

Zaten hadis ilminden maksat budur. Tefsir ilminden maksat budur. İlm-i Kelamdan maksat budur. Fıkıhtan maksat budur. Tasavvuftan maksat budur. Tarikattan maksat budur. Dil bilgisinden maksat budur… Aklınıza gelen bütün Din ilimlerinden maksat, Allah’a (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi kul olmaktır.

Kim Ona (s.a.s.) ahken benzer ve Muhammedî (Muhammed’e mensup) adını alırsa o kimseye ne mutlu!

Ona ters düşene ise ne yazık!

Allah’ın salât ve selâmı, üzerimizde duran şu gök kubbe misali Rasûl-i Rahmân olan Efendimiz Hz. Muhammed üzerinde daim ve kaim olsun. Rabbimiz, rahmet ve ihsan deryasından Onu bir an çıkarmasın.

Biz ümmetine ve insanlığa kazandırdığı şerefler ne sayılır ne de hesaplanır türdendir. İnsanlık Ona (s.a.s.) ne kadar borçlu olduğunu keşke bilebilse. Keşke anlayabilse. Ama imtihan bu ya! Bu âlemde ücretler ve karşılıklar her daim gözüküp aşikâr olmuyor.

Zemzem de suya benziyor içki de! Ya perdenin arkası nasıl?

Hangisi nereye götürüyor?

Hiç şüpheniz olmasın ki hangisinin nereye götürdüğünü sadece Rasûlullah söylüyor.

Kıymetli bir hocamızın da değindiği gibi ‘kitap’ olarak değil ‘hitap’ olarak inen Kur’an!

Şunu unutmayalım ki Kuran’ı bize Rasûlullah (s.a.s.) okudu.

O tanıttı bize ‘Bu Allah’ın Kitabı Kuran’dır’ diye. Biz de iman ettik. Duyduk, itâat ettik.

“Semi’nâ ve eta’nâ” dedik.

Kuran’ı biz Onunla (s.a.s.) bildik ve tanıdık.

Allah bizi hakikati idrak edecek kemale ve olgunluğa erdirsin ve asla ayırmasın.

Kimseyi de Rasûlullah’a salevât okumayı ‘yalakalık’ olarak niteleyecek kadar basîretsiz ve cahil eylemesin.

Bakın!

Kuran’a ve Rasûlullah’a (s.a.s.) ta’zîm ve hürmetkâr olmaları sebebiyle Allah’ın kendilerine cihan mülkünü (saltanatını) lütfettiği şu Osmanlı Sultanlarının, en görkemli ve bizce en meşhur Padişahlarından olan Kanuni Sultan Süleyman Han Hazretlerinin (Muhibbî) Peygamber aşkına bir bakın;

Umarım her bir adın başka şefâat eyleye
Ahmed ü Mahmûd Ebü’l-Kâsım Muhammed Mustafâ

İşte onları üç kıtaya hükümdar yapan güç! Düşmanın karşısında korkmak şöyle dursun tekbirlerle, ‘Allah Allah’ nidalarıyla üzerlerine yürümeye başladıkları zaman, onlara korkudan ne yapacaklarını şaşırtatan güç!

Çünkü Osmanlı Sultanları hem ilim hem de aşk ehli idiler. Allah ruhlarını şâd eylesin.

Sultan da olsan köle de olsan ‘âlemlere Rahmet’ Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yakınlığına ve şefaatine daima muhtaçsın.

Sultanlar Sultanı, âlemlere Rahmet (s.a.s.).

Müslüman ne kadar kârlı bir insan!

Düşünsenize Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi bir Peygamberiniz var. Dünyayı kaybetseniz de Onu ve sevgisini kazanmış olsanız, ne yazar ki!

Herkes size küsse de bir tek O (s.a.s.) sevse sizi mesela…

Kimse sizi beğenmese ama siz Onun ahlakı üzere yaşayıp o ahlak üzere ölseniz…

Siz kendinizi Ona beğendirip Onu memnun etseniz de isteyen size husumet (düşmanlık) beslese…

Mümkün mü ki sizi alt edebilsin her hangi bir hasım?

Mümkün mü binlerce firavun bir araya gelse de sizi yolunuzdan döndürmeye çalışsa, ellerinden gelenleri artlarına koymasalar? ama sizin de arkanızda Muhammed Mustafa (s.a.s.) olsa…

Senedi (sırtını yasladığı dayanağı) Hz. Muhammed (s.a.s.) olan kişiye ne mutlu! Çünkü O (s.a.s.) kimseyi asla yarı yolda bırakmaz. Asla kendisini sevip sahip çıkana kayıtsız kalmaz. Asla satmaz. Asla aldatmaz. Asla kendisine tabi olanı hor ve hakir bir halde bırakmaz. Asla sadakat ehline arkasını dönüp onu terk etmez. Asla üzmez ve asla mutsuz etmez.

Asla ama asla hiçbir şekilde Ondan (s.a.s.) bir noksanlık sâdır olup meydana gelmez ki kendisine inanan, canı pahasına Onun (s.a.s.) yolunda tam bir sadakatle yürüyen samimi kullara bir huzursuzluk isabet etsin ve onu incitsin!

Değerli kardeşlerim, arkadaşlarım, kıymetli Müslümanlar!

Allah ve Rasûlü ile aramızı gelin düzeltelim. İnanın bugün içinden bir türlü sıçrayıp çıkamadığımız şu zillet çukurunun adı “Allah ve Rasûlünden uzaklık çukuru” dur. Başka bir şey değil.

Oysa Hz. Muhammed (s.a.s.) deyince vücudumuz kıpırdamalı (bütün ölü hücrelerimiz canlanmalı), sevinçten bütün dertlerimiz unutulmalı, uykularımız kaçmalı, hastalıklarımız şifa bulmalı, tembelliklerimiz; uyuşukluklarımız, gevşekliklerimiz ve bil-umum huzursuzluklarımız bertaraf olmalıydı.

Çünkü O (s.a.s.) ölüye can, güçsüze mecal, zayıfa kuvvet, çaresize çare, hastaya şifa, yaralıya merhem, cahile ilim, tembele gayret, gıdasıza gıda ve karanlığa nûr idi.

Âmânın gözü, ahrazın dili, duymayanın sesi, lâl olanın sözü, tutamayanın tutan eli, gidemeyenin yollara götüren ayağı idi.

İlle kâfire iman, nanköre şükür, günahkâra tevbe, isyankâra itâat, katı kalpliye şefkat, zalime merhamet, haine vefa, haksıza da adalet idi.

Bakın Rabbimiz Kuran’da ne diyor;

“Allah müminlere; kendi içlerinden kendi türlerinden, onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları (başta şirk olmak üzere bütün kirlerinden) temizleyip arındıran, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndererek gerçekten pek büyük bir lütufta bulundu. Oysa bundan önce apaçık bir sapıklık ve yanılgı içindeydiler.” (Âl-i Imrân / 164)

Allah kıymetini bilenlerden eylesin cümlemizi.

Allah öyle bir güç verse ki kıyamete kadar yorulmadan, dinlenmeden, ara vermeden daima Rasûlullah’ı anlatsam.

Ve bu sebeple birazcık da olsa Ona (s.a.s.) yaklaşabilsem…

Ey Rabbimiz!

Yüce Mevlâ’mız!

Yoktuk sen var ettin. Varlığından gafil idik sen haberdar eyledin. İman ve İslam yollarını bilmezdik sen Kitap indirdin. Kitapta yazanı anlamazdık sen Muhammed aleyhi’s-selâmı ikram eyledin.

Ey Rabbimiz! Daima, ezel-ebed sana borçluyuz. Sen, sana kulluk izzetine erdir ve bir an ayırma. Bizleri üzerindeki nimetlerin nankörü değil şükredeni eyle.

Her doğanın öldüğü gibi bir gün biz de ölüp bu imtihan yurdunu terk edeceğiz. Sen İman ve İslam üzere, Muhammedî ahlak üzere öldür bizleri.

Biz aciziz sen Kâdir’sin. Biz fakîriz sen Ğaniyy’sin. Biz ölüyüz sen Hayy’sın. Biz faniyiz sen Bâkıî’sin…

Dînî ve Dünyevî her işimizde bizleri Sevgili Peygamberimiz, Yüce Önderimiz; Hz. Muhammed Efendimize uygun hale getir.

Bizler adına O Mübarek Varlığa, Razıî ve hoşnut olacağın suret ve adette salât-ü selâm eyle. Keza âl ve ashabına, evlad-ü ezvacına da rahm eyle, mağfiret eyle.

Rasûlullah’ı canından çok sevenlere selam olsun.

Yazar : Erol Küçük


Etiketler : başyazı | Peygamberler | sadakat | sahabeler | salavat |