top-logo

14 Ramazan 1440

Ne AB, ne BM; İlla da İslâm Birliği!

Ne AB, ne BM; İlla da İslâm Birliği!

Dünya’da en kanlı geçen savaşlardan birisi olan 1. Cihân Harbi’nde İttifak Devletleri ağır kayıplar vermişti. Bu devletlerden birisi de Almanya idi. Almanya, kaybettiği cepheler neticesinde Versay’a oturmak mecburiyetinde kaldı. Öyle ki Versay, Mondrostan’da ağır bir antlaşma idi. Tıpkı Mondros Mütakeresi’nde olduğu gibi Alman ordusu terhis edilecek, donanma silahsız kalacaktı. Ağır savaş tazminatı ve toprak kayıpları ile birlikte Almanya’yı zorlu zamanlar bekliyordu…

1. Cihan Harbi’nin 1918 Temmuz’unda Alman Ordusu Paris’e yaklaşmış lâkin gücünü tüketmişti. Alman Ordusu’nun karşısında ABD birliklerinin de yardım ettiği Müttefiklerin ağır taaruzları vardı. Alman Ordusu taaruzlara karşı direnemiyor, geri çekilmeler oluyordu… Gücü eline alan Müttefikler, Ağustos ve Kasım 1918’inde 100 gün boyunca aralıksız saldırarak net üstünlüğü ele almıştı.

Almanya, 1918’de çok ağır şartlara rağmen ateşkesi kabul etmeye mecbur kalmıştı ve bir devir daha kapanmış, savaş sona ermişti. Başta Almanya ve İttifak Devletleri’ni zorlu günler, antlaşmalar bekliyordu.

Alman Donanması’nın demir attıgı Kiel’de başlayan huzursuzluk, tüm ülkeye yayılıyordu. Rusya’da 1917 yılınde Çarlık Rusya’sının yıkılıp da SSCB’nin kurulması, solcuların Almanya’daki etkisini artırmıştı. Savaşın neticesindeki sıkıntılar ve açlık yeniliğin yolunu açmıştı…

O yeniliğin adı: Almanya’nın ‘kurtarıcısı’ olan Adolf Hitler’di…

Hitler, halkı örgütlüyor ve Versay’ı kabul etmiyordu. Almanya’nın kurtarıcısı olacağına inanıyor, çalışıyor, çabalıyordu. Bu gayretin neticesinde 24 Şubat 1920’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ni kurmuştu. Aynı tarihte arkadaşı Anton Drexler ile birlikte 25 maddeden oluşan bir parti programı da yazmıştı.

5 Mart 1933 tarihinde Almanya’da seçim yapılmıştı. Nasyonel Sosyalistler %43 oy aldı ve iktidarda kalmaları kesinleşti. Almanya’nın en büyük ikinci partisi Almanya Demokrat Partisi %18 oy almıştı. Hitler ve partisi çok büyük bir güç elde etmişlerdi ama yetmeyecekti…

Kısaca Adolf Hitler’i de tanıyalım. Hitler; Çok iyi bir hatipti. Mesela “bu güneş normalde buz kütleleri yolluyor bize” dese ve “güneşe ateş edin” dese Alman halkı güneşe ateş ederdi. Çokça da çalışkandı Hitler, Alman ırkı’na çok ehemmiyet verir ve onların yaşam standartlarını yükseltmek isterdi. Bundan ötürü de Almanya’da sıkça yeni yollar, köprüler ve otobanlar açıyordu. Kendisinden olmayanları da ikinci sınıf gibi görürdü, kendisini seven bir Alman değilseniz hiçsiniz mantığı vardı yani…

Almanlar Hitler’i eleştirmezdi. O nederse doğrudur derlerdi. Hitler de inandırırdı zaten. Çok iyi hatip demiştim ya, aynı zamanda çok iyi yalan da söylerdi Hitler. Öyle ki Ruslar 2. Cihân Harbi’nin sonunda Berlin’e girerken, Alman Devlet Radyosu ‘zafer naraları’ atıyordu…

Ruslar Berlin Hattı’na 1000 m. yaklaşınca bile, “beni onlar seçti” gibi laflar ederek, hatasını o anda bile kabul etmemiştir Hitler. Zannediyorum ki halk o an anlamıştı lâkin iş işten geçmişti… Alman halkı’nı yine zorlu günler bekliyordu…

Almanlar yaptıkları hatanın farkına varsa da Ruslar, Berlin’e girmişti. Almanya ilerleyen yıllarda Doğu ve Batı Almanya olmak üzere ikiye bölünecekti…

Adolf Hitler insanların vatan, millet duygularını sömürmeyi çok iyi biliyordu. Hatta seçim sloganı da “Ein volk, ein reich, ein führer!” idi. Türkçesi şöyle “tek vatan, tek bayrak, tek devlet!” tabii ki bunları demesi güzel lâkin riyâ ve sahtekarlık için dediği âşikardır…

Bir dipnot geçmek istiyorum. Hitler’den evvel Filistin topraklarına Yahudi göçü vardı lakin azdı. Zengin Yahudiler Avrupa’da kalmayı tercih ediyordu. Hitler ismindeki bir zalim çıkıp da fakir Yahudi halkının birleştiği yerlerde yaşayan halkı yakıp, zulmedene kadar…

Çok sıkıntılı dönemlerden geçen dünyamız, yine sıkıntılı günlere yuvarlanıyor. Yeni hudutlar çizmek isteyenler, 2. Viyana Bozgunu ile başlayan Cihân Harbi ile devam edip Mondros Mütakeresi ile sonuçlanan kısımdaki yaşananları tekrarlamak istiyor. Felâkete sürüklenen vatanımızın her karış toprağına ağızlarından sular akarak bakıyor. Onlar İslâm topraklarına bu denli bakarken biz niçin sessiziz? Zanneder miyiz ki yalnızca zalimler hesap verecek, zanneder miyiz ki yalnızca namaz gibi ibâdetlerden hesap vereceğiz?

Attığımız her adımdan hesap vereceğiz. Mesela; Siyonizm’e mi hizmet ettik? Dünyanın en zengin kıtası olan Afrika’yı faizci düzeniyle aç bıraktı, 1 milyar nüfusun 300 milyonunu yemeksiz bıraktı, 100 milyon çocuk açlıktan ve hastalıktan öldü. Bu 100 milyon çocuğun katilinin ortağıysak, hesap veremeyiz…

Öldükten sonra hesap günü “aman yarabbi! Bunlardan benim haberim yok!” Çünkü de hesap veremeyiz. Çünkü ilk emri “oku!” olan bir dine imân ediyoruz. Allah Resulü’nün “Çin’de de olsa ilimi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır.” Hadisini’de unutmamalıyız…

Görmez miyiz başımıza gelenleri? Gasp edilen İslâm coğrafyasını, Kudüs’ü, Doğu Türkistan’ı? Müslüman uyanık olmak zorundadır. Öyle ki korku ve baskı ile yıldırılmaz Müslüman. Bilâl Habeşî gibidir o, işkencelere rağmen “ehâd!” diye bağırır. Herkes karşısında durur, boykot edilse de dönmez yolundan o…

Bu hayattaki her şey para değildir, menfaat, köprüler, otoyollar değildir. “Hayat; İman ve cihad’tır.” İmân edeceğiz ve ardında da üzerimize farz olan ibâdetlerden birisi olan cihad’ı yapacağız. Cihâd, yalnızca silahlı mücadele değildir. Bazen asılan bir pankart, uykusuz geçen gece, evinde TV’lerin bozmaya son süraat çalıştığı ahlakımızı kaybetmemek de bir cihâd’tır mesela.

Öyledir ki Müslüman; Siyâsi rant ve çıkarlar için riyâ, sahterkarlık gibi türlü günahlara bulaşanlara, Devlet’in malına “rüşvet alan da veren de mel’undur.” hadisini unutarak el uzatanlara, Ümmet’in derdiyle dertlendiğini iddia edip de NATO’nun, AB’nin dediklerini harfiyyen uygulayanlara güvenmez. Suriye’ye, Irak’a ABD’nin ve NATO’nun İncitlikten kalkan jetlerinin, insanlara “incir” atmadığını, o jetlerin bombalar yağdığırdığını bilir Müslüman…

Ümmet olarak yıllarca kardan aydınlık sabahların geleceğine tam imân ettik çünkü “Allah nurunu tamamlayacaktır…” ama Allah bize böyle bir yaşam emretmedi. Ne diyordu Erbakan Hocamız “Cihatsız İslam olmaz!” Islâm’dan cihat kavramını çıkarıp da yerine iftar ve sahur programlarındaki garip soruları, Hadis inkârcılarını, diyalogcuları getirdiler. Öyle ya zamanında devletin her kademesinde en üstlerde olan bu diyalogcular vasıtasıyla beyinlerimize “ılımlı İslâm” gibi bir kavram girdi, cihât çıkartıldı…

Ümmetin ve dünyamızın saadet ve selâmetinin teminâtı olmalıyız. Öyle ki “Hristiyanlar bize zulmediyor katolik olalım diye” diyerekten yardım istenen Devlet-i Âli Osman’nın devamıyız biz. Dünyanın her yerine yardım eli götüren bir devletin devamıyız…

ABD askerleri Irak’ta ümmetin kadının iffetine göz dikerken biz İncirlik’i açmamalıyız mesela. Sıkı müttefikimiz NATO ve ABD, Müslümanları bombalarken; Rusya bebekleri katlederken susmamalıyız mesela. Susmamak yetmez, icraata geçmeliyiz…

Örneğin AB veya BM kapılarında; Şangay 5’lisinin önlerinde değil de Islâm Topraklarında aramalıyız kurtuluşu. Kat’i surette Haçlı İttifakı’na ve onun devamı niteliğinde olan AB’ye, BM’ye, NATO’ya karşıyız. Normal şartlarda zıt iki kutup gibi gözüken ABD ve Rusya, BM’de birbirlerinin zulümlerini örtmekte. Suriye bombalanırken bombalayan Rusya’da olsa ABD’de de olsa ancak mitingler tertip etmekle kalıyoruz. En basitinden Incirlik’ten kalkan jetlere bile müdahalede bulunmuyoruz. 5 Tane dâimi üye, dünyayı parmağında oynatırken “dünya 5’den büyüktür.” derken, görünmeyen tarafta İsrail ile, ABD ile, Rusya ile, Çin ile sıkı antlaşmalar yapıyor ve ekonomimizi dışa bağımlı hâle getiriyoruz.

Ekonomik bağımlılık, söz sahibi olmamaktır, susmaya mâhkûm olmaktır!

Asırlardır İslâm Sancaktarlığı yapmış bir millet olarak bizim, dünyaya boyun eğmememiz lazımdır. Siyonizm’e ve oyunlarına kanmamalıyız. Ve demeliyiz ki; Ne AB, ne BM; İlla da İslâm Birliği!

Sözlerimi Mehmet Akif İnan’ın şiiri ile noktalamak istiyorum…

“Gel kurut bu çağın kargaşasını, seninle beklenen şafaktır şimdi…”

Selâm ve duâ ile…

Yazar : Burak Sağlam


Etiketler : ab | başyazı | BM | islam birliği |