top-logo

14 Ramazan 1440

Yine de Şahlanıyor, Aman!

Yine de Şahlanıyor, Aman!

Sultan Abdulaziz Hân’ın şehâdeti ile birlikte Devlet-i Aliyye için zorlu zamanlar artık hız kesmeden yaklaşıyordu. Mithat Paşa, Sultan Abdulaziz’in şehâdetinden sonra V. Murad’ı tahta geçirdi. Geçirdi, evet lâkin daha sonrasında kısa zaman içerisinde V. Murad’ın akıl sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle tahttan indirildi. Mithat Paşa ve dostları bu sefer de II. Abdulhamid’e göz çevirdiler. Sultan Hamid ile yapılan ‘I. Meşrutiyet meselesi’ hakkındaki anlaşma sonucunda 33 yıllık bir Sultan Abdulhamid devri Devlet-i Aliyye’yi bekliyordu…

Sultan II. Abdulhamid Hân fabrikalar açıyor, mektepler ve askeri rüştiyeler açıyordu. Askeriye’yi ıslâh etmeyi de başarmıştı Sultan… Öyle ki o askeri mekteplerden ileride Enver Paşa, Kâzım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi yiğitler çıkacak, bir milletin kurtuluş mücadelesine öncülük edeceklerdi…

Sultan Abdulhamit devrini tahlil etmek için, aslında olaylara Sultan’ın gözünden bakmak lazım gelir. Ingiltere, Rusya, Fransa ve Avrupa devletleri iki yüzlü politikalar izliyordu. Müttefikimiz Prusya (Almanya) hariç. Sultan, bunca iki yüzlülüğe ve haysiyetsizliğe rağmen diplomaside başarılı politikalar izliyor, Mithat Paşa’nın basiretsizliği sonucu ağır patlayan 93 Harbi’nden sonra imzalanan Ayestefanos Antlaşması’nı başa geldikten kısa süre sonra önünde buluyor, lâkin Berlin Antlaşması ile Ayestefanos’u yok hükmüne çıkarıyordu…

Tabii ki Sultan II. Abdulhamid Hân zamanında Osmanlı topraklarında büyük oyunlar dönüyor, Avrupa devletleri “Şark Meselesi” adı altında Türk Devleti’ni yok etmek istiyordu. Filhakika Sultan Abdulhamit direnmekte ısrar ediyordu…

Sultan II. Abdulhamit devri’ni kısaca olumlu yönden tahlil edince gördüklerimiz;

1-) Başarılı hamleler

2-) Açılan yerli ve milli fabrikalar

3-) Askerî okullardaki ıslahatlar ve torpile göre değil, liyâkata ve başarıya bağlı rütbe atlama sistemi

4-) Kurulan demir hatları ve isyancılarla mücadele için kurulan Hamidiye Birlikleri.

II. Viyana Bozgunundan sonra kendisini bir türlü tam anlamıyla toparlayamayan devlet, bu sefer galiba toparlayacaktı. Bundan dolayıdır ki İngiltere, Rusya, Fransa başta olmak üzere Avrupalı devletler topraklarımızda ajanlık faaliyetleri sürdürüyor, etnik isyanlar çıkarıyordu.

Sultan Abdulhamid, ne Nihal Atsız’ın dediği gibi Gök Sultan; ne de Necip Fazıl’ın dediği gibi Ulu Hakan’dır. Filhakika Sultan II. Abdulhamid, imparatorluğun son otoriter padişahı ve Türk Hakanı’dır. Doğrusuyla yanlışıyla ele almak lazımdır. Alınca da çıkan sonuç budur. Allah ona rahmet eylesin…

Sultan II. Abdulhamid Han devrinde bize müdahalelerde bulunduğu apaçık ortada olan ve şu zamanlarda da ağzımıza sakız olan, “Ya bu dış güçler var ya, ah bu dış güçler!” diye TV kanallarında, camii çıkışlarında, kıraathanelerde, okullarda konuşmakta olduğumuz bu dış güçler bize hakikaten müdahale ediyor mu, bir bakalım…

Dış güçler diye 200 yıldır tarif ettiğimiz hatta bazen Sultan II. Mehmed’in zehirlenmesine kadar dayandırdığımız dış güçler, Miryokefalon Muharebesi’nden sonra bu coğrafyadaki herhangi bir Türk devleti’ne tahammül edememiş, özellikle Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye ile amansız mücadeleler vermiştir. 1930 Yılından sonra da tam manasıyla etkin rol oynamaya Hristiyan misyonerlik faaliyetleri ile başlamış, 1938’den sonra gelecek dönemlerde de ihtilaller yahut iç karışıklıklar (sağ-sol kavgası) ile sürdürmüştür. Osmanlı’nın mirasçısı değil, devamı olarak gördüğümüz Türkiye Devleti’nin Büyük Türkiye mefkûresi’ni gerçekleştirmek için Necmettin Erbakan Hoca döneminde açtığı fabrikalar ve yaptığı ekonomik yükselme hareketleri’ni görünce yaptığı bariz müdahaleler bize gösteriyor ki, dış güçler devlet’e o kadar sızmış ki, legal olarak müdahalede bulunuyor. Mesela; 28 Şubat’da kanun dâhilinde yapılan bir müdahale olduğu için Erbakan Hoca milletimizi meydanlara davet etmemiştir. Kan dökülsün istememiştir.

Dış güçlerin bize müdahale ettiği zamanlara bakarsak;

60 Ihtilâlinden evvel Türkiye’nin ABD’den yüz çevirip, Rusya’ya dönmeye başladığını görürüz. 80 Ihtilaline bakarsak, öncesinde Türkiye’nin Kıbrıs’a asker çıkarması ve ‘ağır sanayi hamlesi’ dahilinde açılan fabrikaları görürürüz. 28 Şubat’a bakarsak, öncesinde yine az zamanda çok ve büyük işler başardığımızı görmemek elde değil. Anlayacağımız şu ki; ABD’nin yani Siyonizm’in bize müdahalede bulunması için belli şartlar oluşmalı. Durduk yere müdahale edilmez.

Gelin birkaç örneklendirme yapalım. Mesela; Ülkemizde ABD destekli ihtilallerden biri yapılmadan önceki dönemde, “ağır sanayi hamlesi” adı altında açılan fabrika üreten fabrikalarımız satıldı. Yine günümüzde Amerika Kıtası’ndan büyükbaş hayvan, ayçiçeği yetişmeyen Sırbistan’dan ayçiçeği ithal edecek konuma düştük.

Yakın zamanda hükümetimiz İsrail ve ABD’ye tepki için mitingler düzenledi. Fakat yine aynı kişiler mitinglerde tepki gösterdikleri devletlerin lehine birçok antlaşma imzaladı.

Seneler önce, o dönem devletimizin başbakanı İsrail’in başbakanına tepki göstermişti. Ardından dünya basınına “Tepkim moderatöreydi.” demişti.

İhalede kayırmalar, liyakatsizlikler, adam kayırmalar gözlerimizin önünde yaşanıyor. Dış borcumuz gelirimizden fazla. Halk açken, devletin en üst kademesi 70 bin TL maaş alıyor.

Bunları göz önüne aldığımızda; ABD veya dış güçler niçin bize müdahalede bulunsun?

Hatayı kendimizde aramalıyız. Haksızlıklara ve olanlara göz yummamalıyız. Bizim göz önünde bulundurmamız gereken hassasiyeti, İstiklâl Şairimiz Mehmet Akif, “Kocakarı ile Ömer” adlı şiirinde ne de güzel özetlemiş…

“Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilâhî sorar Ömer’den onu!”

Sözlerimi Cumhuriyetimizin kurucu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın sözleri ile noktalamak istiyorum;

“Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır.”

Selâm ve dua ile…

Yazar : Burak Sağlam


Etiketler : başyazı | II. Abdülhamid | Türkiye |