top-logo

14 Ramazan 1440

Abdullah Yıldız Hoca ile Namaz Bahsi

Abdullah Yıldız Hoca ile Namaz Bahsi

Abdullah Yıldız hocam biz sizi tanıyor ve takip ediyoruz. Sizi tanımayan okuyucularımız için bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?1

Abdullah Yıldız 1954 Adana doğumluyum. 65 yaşına dayandık. Eskiler haddi aşmış derler, Efendimiz (s.a.v.)’e hürmeten 63’ü geçince haddi aşmış olarak adlandırılır.

Abdullah Yıldız hocam; bir çok kitap yazdınız. Bir çok konferans ve organizasyonda yer aldınız. Pek çok vazifeyi kendinize dert edindiniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hamdolsun 26-27 kadar kitabım oldu. İlk kitabım 1991 yılında yayımlanan “Namaz Bir Tevhid Eylemi”. Bu kitap ile tanındık. 27 yıl oldu ve kitap bir milyon üzerinde okuyucu ile buluştu. Bundan çok memnunum çok şükür Allah(cc)’ın büyük lütfu. Lakin biraz altında ezildiğimi de söylemek isterim. Yani o günden beri namaz davasında nerede bir şeyler yapılacak olsa arandık. Namaz Gönüllüleri Platformunu da 12 yıl önce kurduk. Arkasından “Haydi Namaza” diye bir kitabı da yine 2006 yılında (Namaz Gönüllüleri Platformunu kurduğumuz yıl) lise gençleri için çıkardık ve 400.000’e yakın okundu. “Yusuf’un Üç Gömleği” kitabı da 400.000’i geçerek en çok okunan ikinci kitabım oldu.. -Elhamdulillah-

Abdullah Yıldız hocam, kitaplar sizin için ne ifade ediyor?

Şöyle bir cümle var “Bütün kitaplar tek bir kitabı (yani Kur’an-ı Kerim’i) okumak, anlamak ve yaşamak için okunmalıdır.” bu düşüncedeyim.

Abdulllah Yıldız hocam, Namaz Gönüllüleri Platformu içinde ki faaliyetleriniz için neler söylemek istersiniz?

Kurduğumuz yıldan beri Namaz Gönüllüleri Platformu içinde ve etrafında hizmetlerimiz devam ediyor. Namaz Platformunun toplantıları son  5-6 yıldır daha çok okullarda devam etmekte. Ramazan Kayan, Ahmet Bulut, Kerim Buladı, Dursun Ali Taşçı gibi hocalarımız var. 10-15 hocamız ile hep beraber koşturuyoruz. Türkiye genelini dolaşıyoruz. Bazen Avrupa’ya yurt dışına gittiğimiz oluyor. Şu ana kadar binlerce toplantı yapıldı. Milyonlarca kitap, kitapçık basıldı ve dağıtıldı. Radyo Televizyon programları yapıldı. Bu hizmetler ne kadar anlatılsa azdır.

Abdullah Yıldız hocam, bu kadar konferans verdiniz.  Türkiye’deki kardeşlerimizin, insanlarımızın ve abi/ablalarımızın namaz durumu sizce nasıldır?

Türkiye’de namaz açığı çok büyük. Hadi namazsızlık hastalığı diyelim ona. Beynamazlık deyince biraz suçlama gibi algılanıyor ama bunu akaidi tespit için söylüyoruz. Namaza ilgi maalesef ülkemizde son 100 yılda belki azalan bir süreçteyiz ama son yıllarda ciddi boyutlara ulaştı ve bizim bunu tamir etmek için çok çalışmamız gerekiyor. Son 5-6 yıldır her sene Namaz Gönüllüleri Platformu ile her yıl 1.000 küsür okula gidiyoruz. Okullar daha önemli. Çünkü çoğunluğu İmam Hatip Okulları ve son 5 yılda öğrenci sayısı milyonun üzerine çıktı. Bu yüzden biraz işlemek gerekiyor. İlahiyat fakültelerinde de benzer manada öğrenci sayılarında bir artış var. Sayıları 100’ün üzerinde ilahiyat fakültesi var. Dışarıdan bitirenler, örgün okuyanlar vs. 300 binin üzerinde öğrencisi var. Orada da bir takım işlenmesi gereken noktalar var.

Peki hocam bu konferanslarda Namaz bahsini nasıl ele almaya çalışıyorsunuz?

İnsanımızı nefret ettirmeden sevdirerek, zorlaştırmadan kolaylaştırarak namaz konusunu ele almamız gerekiyor. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) böyle buyuruyor; “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhari, İlim, 11)

Peki hocam İlahiyat ve İmam Hatiplerdeki öğrenci sayısına oranla; öğrencilerin eğitim kalitesinde düşme olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben o konuda farklı düşünüyorum. İmam Hatipler ile ilgili konuşulanlar hep bir kaç noktada yoğunlaşıyor. “Bu kadar İmam Hatip ve İlahiyat okullarına gerek var mı? Bu kadar imam ve din görevlisine ne gerek var?” şeklindeki sorular bunlar. Bu okulların kuruluş amacı ve sayılarının 1 milyon 350 bine ulaşması ile ilgili insanlarımızın beklentisi çok daha farklı. İnsanlarımız hem çocuklarının İslami ilimleri almalarını ve İslam terbiyesi ile eğitim görmelerini istiyor hem de zahiri ilimlerde, matematikte ve fen bilimlerinde bilgi sahibi olmalarını istiyorlar. Böylece bu öğrenciler hem bürokrat, siyasetçi olabilecekler hem de mühendis ve avukat/hukukçu olabilecekler. İnsanımız imanlı, inançlı insanlar olsun diye çocuklarını İmam Hatip okullarına gönderiyorlar.

Ama burada dışarıdan yapılan müdahaleler ve kampanyalar da var. Son zamanlarda daha fazla olmaya başladı. “İmam Hatipler kapatılsın” bakın bunu söyleyen şer odaklar bu öğrencilerden rahatsız. “Bu okullarda çok kaliteli imamlar yetişmiyor.” falan deyip saldırıyorlar. Amaçları yarın bu öğrencilerin hukukçu, siyasetçi, yönetici, mühendis olmaları ve hayat içinde her alanda yetkilere sahip olacak ve haklarıyla, edepleriyle ve duruşlarıyla hareket edecek olmaları onları rahatsız ediyor.

Bizim bazen dikkatsizce kullandığımız; “Sayısı az olsun öz olsun” söylemi gibi. Ama hayır öyle düşünmemeliyiz. Bir ara TEOK’ta herhangi bir yere yerleşemeyenleri İmam Hatiplere verdiler diye bir yaygara kopardılar. Bu aslında evine yakın olması veya farklı sebeplerden ötürü İmam Hatiplere verilen öğrenciler oldu. Ama burada bu öğrenciler için düşük kalite tabiri kullanmak doğru değil. Bakınız bakanımız itiraz etti. Ben bunu yerinde buluyorum. “Geri zekalı bir öğrenci tipi yoktur”. Zeka çok farklı kategorilere ayrılabiliyor. İlla herkesin matematik veya fen zekası olması gerekmiyor. Bazıları edebiyat ve duygusal zekalı olabiliyor. Bir başkası komposizyon yazma kabiliyeti gösterebilir. Bir başka öğrencinin sanatsal zekası çok iyi olup resim/hat yapabilir. Bir diğer öğrencinin organizasyon yeteneği ön plandadır veya başka öğrenciler spor, bedensel yetenek veya ticarette ön plana çıkabilir. O yüzden İmam Hatiplere her kesimden öğrenci gelmeli. Her bakımdan İmam Hatipli öğrencilerin sayıları daha çok olmalıdır.

Ancak biz İmam Hatiplerde “Akademik Başarı Putu” diyebileceğimiz üniversite sınavına ve daha çok para kazanan meslek edinme hastalığına düşmekteyiz. Dünyevileşen bir çocuk modelini istemiyoruz. Ancak bu konuda aileler maalesef böyle düşünmüyor ve öğretmenlerden tutunda okul yönetimlerine kadar bu baskıyı yapıyorlar. Sadece üniversite başarısı sadece sınav başarısı odaklı zihinler var. Oysa ahlak, edep, dürüstlük, adaletli olma, hakkaniyet gösterme, emanete sahip çıkma, yalan söylememe, çalışkanlık gibi güzel erdemleri öğrencilerde başarı olarak görmeliyiz.

Namaz Gönüllüleri Platformu ve Ensar Vakfı organizasyonları ile 6 yıldır bir nesil yetiştirmek adına İmam Hatipli kardeşlerimize ağırlık verdik. Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Meslek Liseleri ve Üniversiteler ile Orta Okulların hepsine gidiyoruz. Ancak İmam Hatipli öğrencilerimiz ile ciddi bir çalışma ile gümbür gümbür geliyoruz. Başlangıçta bir yoğunluğun etkisi ile yönetim ve öğretmen eksiklikleri gibi sorunlar yaşandı. Ama şu an son 2-3 senedir Allah’a şükür sorunları çözüyoruz ve herşey çok güzel gidiyor.

Bizlerde İmam Hatipli kimdir nasıl olmalıdır ayet ve hadislerle öğrencilerimize anlatıyoruz. Son zamanlarda özellikle İmam Hatipli öğrencilerimizden maddi/manevi başarılar almaya başladık.

Mesela Ankara’da ODTÜ’de yapılan bir robotik yarışmasında ilk 10’a giren 5 tanesi Düzce İmam Hatipli öğrencimiz var. Yine yabancı dil alanında Kocaeli Mehmet Akif Ersoy İmam Hatip Okulundan öğrencilerimiz dünya çapında Arapça alanında Arapları geride bırakan sonuçlar aldılar. Bunlar daha çok olacak inşallah.

Hocam İmam Hatipli kardeşlerimizden bahsettik. Peki sizce İmam olmak nedir?

Öncelikle imam olmak her babayiğidin harcı değil. Sadece mihrapta İmam olmakla bitmiyor. Çünkü namaz kıldırmak nefisle, şeytanla, kötülüklerle savaşmak demektir. Mihrap, harp kökünden gelmektedir. Siz bir komutansınız. Bizler kötülerle, kötülüklerle, şeytanla, şer odaklarıyla savaşı manevi manada kazanmadan; dışarıda maddi manada kazanamayız. Dolayısıyla bu noktada imamlık önderlik, öncülük, rehberlik etmek, rol model olmak çok önemlidir. Furkan suresi 74. ayetinin altını çiziyoruz.

“…Bizi takva sahiplerine önder kıl!”. İşte biz çocuklarımızı böyle bir psikolojiyle hazırlamaya çalışmalıyız Allah’ın izni ile.

Hocam bu noktada öğrencilere ne tavsiye edersiniz? Neler yapabiliriz?

Ülkemizde Türkiye müslümanları ve dünya müslümanları maalesef darma dağınık vaziyette ve sürekli Batı, ABD ve siyonist emperyalizminin kıskacı altında. Şu an Ortadoğu(Biladüş Şam)’da, Keşmir’de, Hindistan’da Hint ve Budist fanatizmi sonra Arakan ile Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne bakarsanız; görmekteyiz ki dünyadaki bütün şer güçler son yüzyılda İslamı hedef almış vaziyetteler. Neden? Müslüman dünyasını paramparça ettiler. Ama Osmanlı sonrası yıkıldı bitti sanılan İslam dünyası yeniden toparlanma, onlara karşı dik duruş, hayatta kalabilme ve yeni bir hayat perspektifi gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. İşte müslüman dünyası yeniden ayağa kalkmasın, derlenip toplanmasın diye İslamı hedef almış vaziyetteler. Ancak şu değişmez bir gerçek ki insanlara  siyasette, kültürde, hayatta, aile yaşantısında ve A’dan Z’ye hayatın bütün alanlarında bir sistem bir nizam sunan tek din İslam’dır.

Tabiki İslam dünyasında bir takım sorunlar da var. Ancak bunlarla İslam’ı özdeşleştirmeye, kendilerinin yönettikleri DAEŞ gibi benzeri örgütlerle İslam’ı kafa kesmek gibi şiddet olayları ile bir tutmaya ve insanların gözünde kötülüklerle özdeşen bir dinmiş gibi göstermeye çabalıyorlar.

Bu noktada Türkiye’de özellikle İmam Hatipli, İlahiyatlı kardeşlerimiz ve bu alandaki tüm hocalarımızı topladığımızda en az 2-2.5 milyonluk bir davetçi ordusu meydana geliyor. Tüm takva sahiplerine imamlık yapabilecek önderler ordusundan söz edebiliriz. Ama biraz hantalız ve daveti ikinci plana atıyoruz. Bu yüzden kendimizi iyi donatmamız gerekiyor. İnsanlarla iletişim kurmada başarılı hale gelip, çevremiz ile sağlıklı iletişimler kurmalıyız. Şer güçler ve şeytani odaklar müslümanların kendi içinde ki sorunlarını bilinçli bir şekilde kışkırtıyorlar. Yine bunu sosyal medyada ekranlara taşıyorlar. Maalesef müslümanlar, hocalar, yazanlar, çizenler ve kanaat önderleri de bu oyuna geliyorlar. Bizler bu manada rüzgarımızı kaybediyoruz. Enfal 46. ayetine uymuş olsak yeniden toparlanacağız Allah’ın izni ile…

“Allah’a ve peygamberlerine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal 46)”

Bu nokta da bakıyoruz ki şu an; Allah(cc) ve Resulü’ne(sav) itaati de parçalamaya çalışanlar, kalkışanlar var. İfrata ve tefrite gidenler var. Ayeti kerimede birbirinizle nizalaşmayın diyor ama Türkiye’de müslümanlar en çok birbirleriyle nizalaşıyorlar. Birbirleriyle itişiyorlar. Birbirlerini itham ediyorlar. Hatta birbirlerini tekfir ediyorlar. Allah muhafaza küfürle suçluyorlar. Birbirimizle nizalaşmaktan enerjimizin %80’ini kaybediyoruz. Bu kısır döngüden kurtulamadığımız sürece müslümanların ayağa kalkması mümkün değil. Peki böyle yapanlara ne diyor Allah’ü Teala: “…Eğer böyle yaparsanız korkaklaşır, silikleşirsiniz, cesaretinizi kaybedersiniz…”

Ama Elmalılı Hamdi Yazır bu ayet içindeki kelimeye bir mana daha veriyor ki kelimeleri ve manalarını iyi kullanan bir müfessirdir. -Allah rahmet eylesin- Feşel’e düşmek salaklaşmaktır, aptallaşmaktır. Yani müslümanlar birbirleriyle uğraştıkça basiretlerini, ferasetlerini kaybediyorlar. Elmalılı Hamdi Yazır kullandı o kelimeyi ben kullanmak istemem. Ancak aptallaşıyoruz. Kimseyi de suçlamak için söylemiyorum. Lakin işi gücü bırakıp da sadece birbirlerine laf yetiştirmeye çalışan, İslam adına çizen, yazan, hoca denilenlere bir bakıyorsunuz “Allah Allah! Hocam Allah aşkına bu basireti nasıl kaybedersiniz.” diyesi geliyor insanın. Eğer böyle yaparsak sonucu ne olur. Allah muhafaza rüzgarınız gider. Rüzgar çok enteresan bir kavram. Devletiniz gider gücünüz gider yorumları yapılıyor ama en önemlisi enerjiniz gider, heyecanınız gider, dinamizminiz gider, etkileme gücünüz gider. Enfal 46 şu an ki halimizi tanımlayan muhteşem bir ayettir. Peki biz ne yapıyoruz. Bu ayete uyacağız. Rabbimizin dikkat çektiği tehlikelere düşmemek için elimizden geleni yapacağız. Sadece ilahiyat camiası değil, sadece diyanet çevresi değil,  sadece imam hatipliler değil, hepimiz İslam adına harekete geçip. “Ben bir şeyler yapacağım, yapmaya çalışıyorum” düşüncesi ile hareket edersek, gelecekten umutluyum… Bu problemler kalkacaktır ve Allah’ın izni ile Allah’ın vaadi gerçekleşecektir.

Hocam davetçi olmanın erdemleri nedir? Namaz sevgisini aşılamak için İnsanlara nasıl yaklaşmalıyız?

Muhataba göre uygulama yapmamız gerekir. Gerçekten iman etmiş bir insan namaz kılması gerektiğini biliyor, içinde namaz kılmak için istek/arzu var. Ama bir türlü günlük meşgalleri içinden sıyrılıp; nefsi ve dünyayı bir kenara koyup namaz kılamıyorsa bu insanın imanını harekete geçirecek, açığa çıkaracak bir manevi kuvvet uygulamamız lazımdır. İnsanlarımızın büyük çoğunluğu bu şekildedir. Pek namaz kılmaya gerek yok diyen çıkmaz! “Ah bir kılabilsem” diyenler daha çoktur. “Namaz kılmayan cehenneme gider” gibi veya “Namaz kılmayanın başına şunlar gelir” gibisinden telkinde bulunmak her zaman fayda vermeye biliyor. Özellikle gençlerimiz namazın ne olduğunun farkındalar. Ben 27 yıl önce “Namaz Bir Tevhid Eylemi” kitabında bunu yazarken kitap yazmak niyetiyle değil etrafımdaki öğrencilerime namazın hakikatini anlatmak istedim. Namazın kaç vakit olduğunu, kaç rekat olduğunu ve nasıl kılınacağını basit olarak 2 rekat şeklinde ifade etmeye çalıştım. Ancak görüyoruz ki insanlar biliyor ama kılmıyorlar. Çünkü namazın önemini, ruhunu, özünü ve mesajını kavrayamamışız. Namazın bir miraç olduğunu anlatmamız lazım. Efendimizin(s.a.v.) Rabbimiz ile doğrudan görüştüğü -Yani o konuyuda tartışanlar da var. Gereksiz tartışmaya girmemek lazım. Rüyayla mı? Bedenle mi?…- anlatabilmemiz lazım. Özellikle Tahiyyat’ta Peygamberimizin (s.a.v.) Rabbimiz ile yaptığı konuşmaları tekrarlıyoruz ama farkında değiliz. Bunları söylediğimiz de insanlar heyecanlanıyor.

“Selam, rahmet ve bütün güzellikler, her türlü dil, beden ve mal ile yapılan ibadet Allah’a mahsustur. Ey Peygamber! Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selâm bizlere ve Allah’ın sâlih kullarına olsun. Ben şahadet ederim (kesinlikle bilirim) ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şahadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.” (Ebu Dâvûd, “Salât”, 182. I, 591)

Tahiyyat’ta Allah ve Resulü arasında selamlaşma var. Peygamberimiz (s.a.v.) dikkat ederseniz Allah’ın selamını sadece kendisine almıyor. Kendine ve bütün ümmetim ve salih kulların üzerine olsun diyor. Bu manzarayı gören meleklerde Cebrail (a.s.) komutasında hep bir ağızdan kelime-i şehadet getiriyorlar.

Şimdi biz namazda iken miraca çıktığımızın farkında olalım. Ben hiç inanmayanların bile bu konuları anlattığımda heyecanlandığını gördüm. Fatiha’yı bilmeyen var mı? Biz Fatiha-ı Şerifi okurken Allah bizimle konuşur.

“Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîn” dediğimiz de Allah “Kulum bana hamd etti” der. Allah’u Ekber!

“Er-Rahmâni’r-Rahîm” dediğimiz de bütün kainatı besleyen yöneten Allah “Kulum beni övdü” der.

Allah’ın hesap soracağını bilerek “Mâliki yevmi’d-dîn” dediğimiz de Allah “Kulum beni yüceltti” der.

“İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în” dediğimiz de “Kulum bana söz verdi” der. Gençler, insanlar, arkadaşlar burada verdiğimiz sözün farkına varalım!

“İhdine’s-sırâta’l-mustakîm” dediğimiz de “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden isteriz” işte namazın özü budur. Özgürlüğün zirvesidir. Buradan öte bir özgürlük yoktur. Allah’tan başkasına eyvallahımız yoktur. Ateistlerde burada “Allah’a itaat etme” derler. Ama burada o sökmez. Çünkü gerçek anlamda ateist insan yoktur. Firavun bile son anında secde etti.

İşte bizler namazda Fatiha’yı okuduğumuzda Rabbimiz ile sohbet halinde olduğumuzu bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız..

Efendimiz (s.a.v.) Bilal’i Habeşi’ye ne diyor “Kalk Bilal ezan oku namaz kılalım” demiyorda “Ya Bilal namaz ile bizi rahatlat” diyor.

Sâlim b. Ebi’l-C‘ad’ın Eslem kabilesinden bir kişiden rivayet ettiğine göre Allah Resûlü (s.a.) şöyle buyurdu: “Kalk ey Bilal! Bizi namazla rahatlat”. [Sahih] (Müsned, V, 364. Ayrıca bk. Ebu Davud, Edeb, 4986; Beyhakî, I, 390) (Tercüme, II, 604)

“İşte rahatlamak mı istiyorsunuz? Strese mi girdiniz? Sorunlarınız mı var?” Olabilir günümüz insanlarının bin türlü sorunları var. Herkesin kendine göre derdi var. Ama Allah Resulü (s.a.v.) “Kalkın bunaldığınızda abdest alın ve 2 rekat namaz kılın” diyor.

Biz bunları konferanslarımızda anlattığımız da inanın bir çok genç; “Hocam biz namaz kılmaya başladık” veya “Namaz kılmaya karar verdik” diyorlar. Nice genç namaz ile tanışıyor. İşte bizlerde böyle namazın içini, özünü ve ruhunu anlatmamız gerekiyor.

“Onlar cennetler içindedir. Günahkârlara: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa sorarlar. (Onlar) derler: «Biz namaz kılanlardan değildik.“ (Müddesir 42-43)

“Kişiyle küfür arasında namazın terki vardır.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Müsned)

Tebliğ esasında mutlaka namazın şeklinden ziyade özünü, ruhunu, maksadını, hikmetini ve güzelliklerini insanlarımıza anlatmamız lazımdır.

Peki namazı anlattık hocam. Namazın şekli ile uğraşanlara tavrımız duruşumuz nasıl olmalıdır?

Ayağım kaydı nasıl olur, parmağım şöyle oldu ne olur gibi konuşmaların hepsi namazının özü dışında ki bahislerdir. Efendimizin anlattığı namazı korumamız gerekir. Biz bir çok noktada özü ve ruhu kaybettik şekillere takılıp kaldık. Mesela duayı sadece söze indirgedik. Haşa “Yarabbi şunu şöyle yap, bunu böyle yap.” şeklinde tembel tembel oturarak elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmadan Allah’tan ister olduk. “Yarabbi Filistin savaşı sona ersin. Arakan düzelsin. Yemen’de açlık bitsin. Afrika zenginleşsin.” bu böyle olmaz. Ben oraya ulaşmak için elimden geleni yapıyor muyum? Organizasyon yapayım, fedakarlık yapayım  “Allah’ım, sen de bana güç ver” diye dua etmeliyiz. Bu böyle olmalıdır.

Namaz odaklı hayatımız için nefis ve sabır mücadelesini nasıl vermeliyiz hocam?

“Hem ehline de namaz ile emret hem de kendin ona sabırla devam eyle, biz senden bir rızık istemiyoruz. Biz seni merzuk ederiz ve âkıbet takvânındır.” (Taha 132)

Bu ayete dikkat edersek, namazı emret, sevdir kendin de sabırla devam et. Yani sevdirme ve benimsetme işine devam et. Münafıklar namaza üşene üşene kalkarlar. İnsanlar üşeniyor, nefis hep tembellik ister. Oyun, eğlence, yeme içme ister. Nefsinizi ibadete zorlayın bunu bildiğimize göre tabii ki namaz 5 vakit günün çeşitli yerlerine yerleştirildi. Müslümanlar dünyaya aldanıp ahiretini unutup dünyaya kapılmasın ebediyeti unutmasın diye… Her şey dünyadan ibaret değil, tüm bunlar gelip geçici oylama… Kalıcı olan Allah’ın katında ki cennettir. Rabbimizi hatırlıyoruz, onun divanına duruyoruz. Bunu hem kendimize hem de birbirimize hatırlatmamız gerekiyor. Camiden kopmamalıyız. Cemaat ile kılarsak birbirimize yardımcı oluruz.

“Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.” (Yûnus 87)

Bu ayette o evleri kıblegah edinin ve cemaatle namaz kılın emredilmiştir. Dikkat edin, İsrail oğulları bir ırk değil Yakub’un diğer adı. İbrahim’in Hanif dini tevhid dinidir. Müslümanlar bireysel namaz kılıyorlardı. Cemaatle namazı terk etmişlerdi. Firavun haklarını gasp etmişti. Musa (a.s.) doğduğunda silikleşmişlerdi. Allah cemaat ile namazla onların birlik ve beraberliğini sağladı. Heyecanları ve dinamizimleri arttı. Bu zamanda yapılması gereken budur. Yani cemaatle namazı sevdirmeliyiz. Kendimiz de sabırla ona devam etmeliyiz. Yoksa yalnız kalan insan namazı ihmal etmeye başlayabilir. Namazın vakti gelmeden bizim namaza hazırlanmamız lazım. Namazı sevmek ve sabırla devam etmek bu noktada çok önemlidir.

Abdullah Yıldız hocam, güzel röportaj, sohbet ve muhabbetiniz için çok teşekkür ederiz. İnşallah okuyucularımıza namaz bahsi noktasında güzel bir hizmet ortaya çıkartmışızdır. Sizden ve namazın önemi için dertli ve gayretli olan tüm herkesten Allah razı olsun. Selamün Aleyküm….

Yazar : İbrahim Gündüz


Etiketler : Abdullah Yıldız | namaz | Namaz Gönüllüleri Platformu | röportaj |

Hz. Cebrailin Dilinde Namaz
Hz. Cebrailin Dilinde Namaz

17 Kasım 2018 12:13

Hz.Muhammed(s.a.v) buyuruyor ki ümmetimin önünde muhakkak beş yokuş vardır...

Müslüman saate göre mi yaşamalı vakte göre mi?
Müslüman saate göre mi yaşamalı vakte göre mi?

16 Ekim 2017 20:31

Öncelikle Allah’a (cc) şükür ve hamd ile başlamak istiyorum....

Namaz, Müslümanların başında yönetici olarak kalabilmenin son noktası. – Nureddin Yıldız Hoca
Namaz, Müslümanların başında yönetici olarak kalabilmenin son noktası. – Nureddin Yıldız Hoca

10 Eylül 2017 07:32

Namaz, Müslümanların başında yönetici olarak kalabilmenin son noktası. –...

Yıldız Hamidiye Camii ziyaretimiz
Yıldız Hamidiye Camii ziyaretimiz

23 Ağustos 2017 20:31

Cennet mekan Sultan Abdülhamid Han Yıldız Hamidiye Camii’nde suikaste...