top-logo

14 Ramazan 1440

Kendine Bile Malik Olamayan Ey İnsan, Dünya’ya Sahiplenme!

Kendine Bile Malik Olamayan Ey İnsan, Dünya’ya Sahiplenme!

Yerken, içerken, gezerken, konuşurken ve hatta düşünürken kendi irademizin dışında gerçekleşen bir takım olayları göz ardı edemeyiz. Doğumumuzdan yaşamımızın her anına ve ölümümüze kadar olan tüm süreçler bizi var eden bir Zat-ı Zülcelal’in himayesinde olduğumuz sonucunu doğuruyor. O istemezse yaprak oynamaz. Kayayı yarıp içerisinden çiçeği çıkaranda, yağmuru yağdıranda yalnız O’dur. Mülk sahibi sadece O’dur.

“Ne yerde ne de nefislerinde başa gelen bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir Kitap’ta yazılmış olmasın. Şüphesiz ki bu Allah’a göre kolaydır.” (Hadid,22).

Allah Teâlâ müminlerin bu kadim bilgiye bağlanıp, hakikatine teslim olmalarını emretmiştir.

“De ki ‘Bizim için Allah’ın bize yazdığından başkası asla erişmez. O bizim sahibimizdir. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler”. (Tevbe,51)

Bu kâinat içerisinde yaşadığımız dünya, sinek kanadından da ufak bir yer teşkil eder. Bunu unutmayalım. Dünya bizim olacak kadar bile çok küçük aslında neden mi çünkü bize verilen nefisle elimizde olanla yetinmedikten sonra sahip olduğumuz şeyler, tabiri caizse dünyalar bizim olsa da yetersiz gelecektir. Dünyayı yiyip bitirsek de doymuyor olacağız. Nitekim görüyoruz maddi doygunluğa erişmiş olan nice zenginler mal, mülk sahipleri insanlar intiharlara kalkışabiliyorlar. Biz asıl istirahatgâhımız olacak ebedi ahiret hayatı için çalışmalı, nefsimizle bunun mücadelesini vermeliyiz.

“Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor:

Ey insan! Sen kendini, kendine malik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır; kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise, beyhude ıztıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Malik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.

Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessirolduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.” (Mektubat | Yirminci Mektup)

“Allah’ım ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.” (Hadis-i Şerif)

İnsanın mala mülke ve diğer tüm şeylere sahiplenme hissiyatı bu düşünceye sevkin ana sebebi ene duygusudur. Allah insana ene duygusunu kendi vardığının sıfatlarını anlayıp kavrayıp kıyaslaması için vermiştir. Ancak aldanan insanlar çoğu zaman bunu kendinden bilirler. Saçımızın beyazlamasına, başımızın ağrısına, bedenimizde akan kana acaba hangisinin idaresine hükmedebilir, ne yapabiliriz?  Geçmişten günümüze insanların Dünya’da kapladığı yere ve etki alanına baktığımızda nice sultanların, kralların, firavunların o muhteşem sonlu hayatlarının, sonsuzluk âleminde son bulduğunu görürüz. Dönüşün yalnız Rabbimize olduğu gerçeğinden ötürü, insanın Dünya’da yapılacak işleri arasında ilk sırada Allah’a kulluk vazifesinin olduğu unutmamalı,  ahiret dünya dengesini gözetecek bir hayat sürmemiz gerektiğini anlamımız gerekiyor.

Örneğin, satın alınan bir araba, sınavda elde edilen başarı, hayırlı bir evlada sahip olmak gibi bir takım örnekler üzerinden inceleme yapalım. İlk örnekteki oluşumun arka planına bakarsak; satın alınan araba da o parayı kazanmanı sağlayacak sağlıklı bedeni sana veren ve hatta mevcutta biriktirdiğin parayı bir kapkaççıya kaptırmaman, işinin tıkırında gitmesi gibi süreçler senin arabayı almana vesile olmuş yani Allah’ın sana takdir buyurduğunu gösteriyor. Sonrasında bu benim arabam, ben kazandım ve aldım deriz. Sonraki örnekte ise sınavda elde edilen başarıda; iyi bir hafızayı, idrak gücünü sana bahşeden Allah, sınava giderken servisin arıza yapmamasından dolayı sınava vaktinde yetişmen, gibi arka plandaki tüm bu olumlu unsurları yerine getirildiğinde Allah’ın izniyle başarı bize elde ettirilmiş olursun. Biz buna yine “sınavda başarılı oldum, ben kazandım” deriz. Örnekleri bu şekilde çoğaltabiliriz.

“Oysa insan hakiki anlamda hiçbir şeye sahip değildir. “Benim evim, benim ailem, benim evladım, benim arabam, benim bedenim,..” derken, bunların hepsi farazi ve misalidir, gerçek ve hakiki değildirler.

 Evet, ene dediğimiz şey farazi ve vehmi bir benlik ve sahiplenme duygusudur. Yani hakikatte olmadığı halde var gibi düşünülen bir sahiplenme bir kabullenme duygusudur. Mesela, insanın ailesine “benim ailem” demesi evine “benim evim” demesi, vücut ve azalarına “benim vücudum” ve “benim azalarım” demesi buna örnek olarak verilebilir. İşte buradaki benim ifadesi enedir.

 Hâlbuki hakikat noktasından ne aile ne ev ne vücut ve ne de azalar insanın değildir; hepsinin gerçek sahibi Allah’tır. Allah insana bu sahiplenme duygusunu mutlak olan isim ve sıfatlarını kavratmak ve kıyas yapmak için vermiştir. Yani insan “Şu ev benim, o zaman şu kâinat evi de Allah’ındır.” diye kıyas yaparak Allah’ın sonsuz malikiyetlik sıfatını idrak eder. Şayet bu sahiplenme duygusu olmasa idi, insan bu kıyası yapamayacağı için, Allah’ın o sonsuz sıfatlarını idrak edemeyecekti.” (https://bit.ly/2s1wiQ9)

Her yapacağımız işin sonucu bizim açımızdan hayırlı olsa da olmasa da biz, bizi halkedeni unutmamalı, her şeyin Allah’tan olduğu bilincini aklımızdan çıkarmamalıyız. Bizleri yoktan var eden Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

 

 

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : başyazı | halik | inanç | itikat | malik | şuur |