top-logo

14 Ramazan 1440

Mutlu Olmak İçin İyi Bir Hayat Şart Mı?

Mutlu Olmak İçin İyi Bir Hayat Şart Mı?

Mutluluk; özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılması durumu, insanların kendilerine koydukları amaçlara erişeceği değer, doyum noktasına ulaşma ve sonunda alacağı haz, mutluluktur. Dünya hayatı bizim mutluluklarımızı yaşayacağımız tatmin noktasına erişip sürekli mutlu olarak kalabileceğimiz doyabileceğimiz bir yer asla olmamıştır.

Küçük bir çocuk istediği bir şey olmayınca ağlar üzülür. Bir elinde oyuncak diğer eline de bir şeker verdiğimizde gözyaşları diner ve mutlu olur. Ancak şeker bittiğinde, oyuncak bozulduğunda veya bıktığında tekrar üzülecektir.

Zengin biri lüks bir villa aldığında veya lüks bir otomobil aldığında duyduğu mutluluk ikincisinde, üçüncüsünde duyduğundan belki daha az olurken elinde olan bile artık onu tatmin etmeyecek bir müddet sonra daha başka şeyler arzulayacak elindeki servet ona mutluluk getirmeyecek. Aksi halde dünyada nice paraya para demeyecek şahsiyetler var ki işte bu tatminsizlik yüzünde intiharla hayatlarına son verdiler.

Yine bir ailede huzursuzluk ne kadar parasızlıktan kaynaklansa da gerçekte elinde olanla yetinmemek onları mutsuz kılar, hayattan zevk alamaz duruma gelirler. Aile içinde yaşanan sadakatsizlik, sevgisizlik ve kanaatsizlik de mutluluklarına engel teşkil eden başka bir unsurdur. Maddi yetersizlik durumlarında para kazanılır elde edilir ama kanaat yoksa insan yine elindeki ile yetinemez. Daha çok parası olan insanlar ile özellikle kendi durumlarını mukayese içerisine girdiğinde de kıskançlık ve mutsuzluk baş gösterecektir.

Başka bir örnek ise almış olduğumuz bir haber bizi anında mutlu edeceği gibi o anın akabinde başka bir sorun mutsuz edebiliyor. Yani mutluluk bizim aslında arzulayıp tam manasıyla ulaşamadığımız bir duygudur. Yakın bir dostumuzu yakınımızı kaybettiğimizde duyduğumuz hüzün, her şeyin bittiği duygusuna kapıldığımız o günler geçiverdiğinde bizleri yine o kasvetli durumdan mutluluk durumuna gireriz ve bu yaşamımız boyunca devam eder. Bunu bilir ve buna göre yaşamımızı idame etme yollarını öğrenirsek inanıyorum ki sarsıntılı dönemleri rahatça atlatabiliriz. Daha geniş açıdan düşündüğümüzde acz ve fakr olan insanlar Allah’a ve Kur-an’a bağlı bizler, yaradan Rabbimiz’in bize verdiği sağlık nimetini bile düşünüp elimizde olanla yetinmemiz bizi ziyadesiyle mutlu edecektir. Buraya kadar vermiş olduğum örnekler aşağı yukarı başımıza gelmiş etrafımızda görmüş olduğumuz hadiselerin bir derlemesidir. Yaşamımızda daha birçok vahim durumlarda elbette vardır. İnanç eksenli olarak bu hüzünlerin üstesinden gelmenin yollarını bulmamız gerekecek.

İlim tahsil ederken en önemli ilim olan Kur’an ilminden uzak sadece fenni ilimlerle yetiştirilmemiz bizi işin hakikatinden çok belki oluşu ile ilgilenmemizi ve asıl güç unsurunu maddeden bilmede olduğu zihne işlenmektedir. Sonrasında genellikle eğitim seviyesine göre girdiğimiz bir işte kazandığımız para ve genellikle her kesimin arzuladığı zenginlik mutlu ve rahat yaşama tarzı veyahut zengin olup daha fazla dağıtma arzusuna ulaştığımızda bile an gelir bir tatminsizlik, huzursuzluk hali görülebilir ne zaman dünyadaki var oluş amacımızı kul olduğumuzu unutur veya yanılırsak. Dünya da her insanın belli bir sene yaşadığı bu süre zarfında başından geçen türlü hadiseler, buluşlar, evlilik, çoluk çocuğa karışma, yakınlarını kaybetme, yaşlanma vesaireler döngüsünü insanın erken yaşta müşahede etmesi işin özünü anlamasına yardımcı olacak dünyevi, nefsani isteklerinden ziyade her şeyi ölçülü ve hakkıyla yaşamanın yollarını arayacaktır. Gidenin ardından bakakalmak yerine yarın bizim de o gidenle birlikte akıbetimizin aynı yerde sonlanacağını düşündüğümüzde dünyada kalıcı mutlu olma durumlarını araştırmaktan öte daha ötesi için hazırlıklarımızı yapar, mutlu olma şartlarını nasıl halledebileceğimiz konularına yoğunlaşırız diye düşünüyorum.

Çocuk olmak, anne olmak, baba olmak, kaynana olmak, baba olmak, işçi veya patron olmak için kanunlarımız örflerimiz ne derse desin en gerçekçi sözü son kanunu Allah koyar Kur’an bu kanunların bize okunduğu kitabın adıdır. Kur’an-ı sadece kitap olarak görenler ve mezarlarda okunmaktan önce hayatımızın her anına uygulayabileceğimiz bir kitap olarak görüp iman edenlerden olabilmeyi niyet etmeliyiz.

Kur’an cennet cehennemden bahsettiği gibi aynı şekilde kimin nasıl mutlu olacağından da söz ediyor. Stresli bir hayatı bırakıp huzurlu bir hayata nasıl yöneliriz. Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Allah’ın farz ettiği emirlerinden sonra en değerli ibadet bir müminin içine mutluluk yüklemektir.” (Hadis-i Şerif) İnsanın derdine dert katana Allah sevap yazmıyor. Eşimizin, dostumuzun, yakınımız her kimse biraz daha derdine derman olabilirsek ne mutlu. “Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmet (rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak ve tatlı bir söz söyle. (İsra 28. ayet) Müminin kalbine mutluluk koymak gerekir çocuk dahi olsa. Bir derdi bir başkasına yüklemek veya söyleyip rahatlamak gibi hasletler yanlış davranışlardır. Başkalarını kederlendirip üzmek doğru olmayacaktır. Peygamber Efendimiz’in birbirimize yapmamızı istediği şey bu değildir. Birbirimize mutluluk, umut yükleyeceğiz, geleceğin daha iyi olduğunu, Allah’ın galip geleceğini anlatacağız. Bizim itikadimiz başta Kur’anı-mızdaki örnekler olmak üzere Resulullah Efendimiz (sav) ve ashabından olan uygulamalar gülmekle ağlamanın aynı yüzle gerçekleştiğini bize söylüyor. Gülen yüz ağlayan yüzdür. Yine aynı şekilde asık surat ile tebessümlü insan yüzü de aynıdır. Burada insanlara vereceğimiz duygu yüklü mesajlar dikkat çekecektir. Muhtaç olduğumuz şey yüzü gülen insanlar birbirine iyi davranan insanlardır. Evlilik safhasında geçici eşyalar aksesuarlar yerine Firdevs cennetini arzulayan insanlardır bu ümmetin ihtiyacı ve mutluluk kaynağı.

Peygamberimizin (sav) uykuya nasıl hazırlandığını ve ümmetine bu hususta neler tavsiye ettiğini kendimizi nasıl şarj edebileceğimiz hakkında bizzat hadis-i şeriflerin meallerini vererek anlamaya çalışalım:

Berâ bin Âzib, Peygamberimizin (sav) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Yatağına gireceğin vakit, namaz için aldığın abdest gibi abdest al. Sonra cephen kıbleye gelecek şekilde sağ tarafına yat. Sonra şöyle duâ et: ‘Allah’ım, Senin rızanı dileyerek ve Senin azabından korkarak kendimi Sana teslim ettim. Sırtımı Sana dayadım. Bütün işimi Sana hâvale ettim. Senin azabından, ancak Senin rahmetine iltica edilir. İndirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine de iman ettim.’ Bunlar son sözlerin olsun. Sen böyle söyledikten sonra, eğer o gece ölürsen fıtrat (İslâm dini) üzerine ölürsen. Şayet sabaha kavuşursan çok hayır kazanmış olarak sabaha ulaşmış olursun.”

Ebû Hüreyre’den (ra) rivayete göre, Peygamberimiz (sav) yatağa girmeden önce şöyle duâ ederdi:
“Allah’ım! Ey göklerin, yerin ve büyük Arşın Rabbi! Ey bizim ve her şeyin Rabbi! Ey taneyi, çekirdeği yaratan Allah’ım! Tevrat, İncil ve Furkan’ı indiren Allah’ım! Hükümdarlığın altında bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırım. Allah’ım, Evvel Sensin, Senden önce hiçbir şey yoktur. Âhir de Sensin, Senden sonra hiçbir şey yoktur. Zâhir Sensin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Batın da Sensin, Senden gayrı hiçbir şey yoktur. Borcumuzu kolayca ödememizi nasip et. Bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir.”

Uyku saatini bu şekilde değerlendiren bir müminin, artık sabaha kadar geçen vakti nurlu, bereketli ve sevaplı olacaktır.

Allah’ın bizlere verdiği sağlık ve birçok nimetin değerini bilip şükür etmek, helal rızıkla beslenmek ve hayat sürmenin mutluluğunu yaşamalıyız. Tam tersine çok para ile sapıtıp Allah’ı unutanlardan olabileceğimizi hayal ettiğimizde belki az paralı, sıkıntılı, dertli bir hayatın kendimiz için daha hayırlı olabileceği sonucunu çıkarabiliriz. Böyle bir sonuçta da mutluluk ve sevinç beraberinde gelir ve bu yolla geçici şeylere çok fazla itibar etmeyiz. Sırtımızı Allah dayar yolumuza bakarız. Fakirlik, yokluk insanların yüzlerindeki kırışıklık sebebi olmamalı, dünyada çekeceğimiz sıkıntı ve stres sonunda cennetle mükâfatlandırılabileceğimizi düşünmeliyiz. Ahirette iyi bir hayat geçirip devamlı mutlu olabilmek için bu dünyada çekeceğimiz bir takım sıkıntılar olabilir. Sınav yeri olan dünyada olduğumuzu ve her an sınandığımızı düşündüğümüzde “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir” (Nisa 79. Ayet) ayetini hatırlamaya çalışalım. Nimet bulursak Rabbimize şükreder, nimetler elimizden giderse sabreder, hata edersek tövbe istiğfar ederiz. Bizler işte bu üç saika üzerinden mümin kimliğimizi yaşamaya gayret ederiz. Kur’an Araplara inmiştir deyip doğru anlamaya çalışmadığımız içindir aslında yanlış yaşam yanlış işler ve huzursuzluk. Bizler dünyaya geliş amacımızı, kazaya, kadere olan inancımızı, itikatimizi sağlam tutarsak hiçbir güç bizim dünyada kaybettiğimiz işimizden, dostumuzdan, kolumuzdan bacağımızdan dolayı karamsarlığa ve mutsuzluğa kapılmamıza engel olamaz.

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : baki hayat | başyazı | iyilik | mutluluk |