top-logo

15 Sevval 1440

İstanbul’da Osmanlı-Bizans Mücadelesi

İstanbul’da Osmanlı-Bizans Mücadelesi

Fener Rum Patrikhanesi’nin yıllardır Fatihte Balat ve çevresini ekümenik bölge haline getirme emeli ve elinde tutma gayesi herkesçe malum…
Ama bunun önünde bi engel vardı o da patrikhanenin tam karşısındaki İsmailağa Camii ve Cemaati… Osmanlı döneminde Sultan Abdülmecid Han’dan itibaren bu bölgede yoğun olan bu Nakşi Halidi tekkenin patrikhane ile olan mücadelesi tarihi bir olaydır. Zira daha Sultan Abdülmecid zamandında Şeyh Mustafa İsmet Garibullah (ks) patrikhanenin tam karşısına “İsmet Efendi Tekkesi” ismiyle maruf bir tekke inşa ettirmiştir. Ve bu tekke patrikhaneye karşı adeta bir cephe hüviyeti kazanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonraki süreçte Ali Haydar Efendi’nin ikazı üzerine tekkenin hemen ilerisinde bulunan İsmailağa Camii onarılıp Mahmud Efendi de bu camiide imam-hatip olarak vazifeye başlar.. Müslümanlar üzerinde baskının yoğun olduğu o dönemde Mahmud Efendi’nin gizli gizli okuttuğu erkek talebeler çoğalıyor, onlarda evlerinde hanımlarına ve kızlarına öğretiyor ve böylece kızlı erkekli adeta hoca ordusu yetişiyor İsmailağadan.. Eskiden kahvehane ve kumarhanelerin yoğun olduğu Çarşamba sokaklarında kahvehaneler tek tek kapanıyor, yerlerine Medreseler, kitabevleri vs açılıyordu… Ve Mahmud Efendi’nin büyük önem verdiği Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti olan erkeklerde sarık cübbe şalvar hanımlarda ise çarşaf ve tesettüre uygun kıyafetler yaygınlaşmaya başlamıştı.. Tabii bu bölgenin ekümenik bir bölge olmasını amaçlayan patrikhane bundan rahatsız oldu…
Ve Tehditler… Bu tehditler patrikhaneden birisinin İsmailağa sokağında bir çarşaflı kıza “yakında bu kiliseyi sizin kanlarınızla boyayacağız!” tehdini savurmasına kadar uzanır…
Mahmud Efendi yılmadı, kızlı erkekli hocalar yetiştirmeye, Medreseler açmaya ve vaaz ve nasihatlara devam etti…
Derken…
İsmailağa’da ilk kurşun..!
1998 yılı Mayıs ayında Mahmud Efendi’nin damadı ve cemaatin de çok sevdiği Hızır Hoca (Hızır Ali Muradoğlu) İsmailağa Camii’nde ders verdiği bir esnada bir hain tarafından şehit edilir….
Bu hadiseden sonra hastalığı iyice ağırlaşan Mahmud Efendi çok üzülür ve eskisi gibi artık cemaatinin ve sevenlerinin arasına fazla çıkamaz..
Daha sonra hainler bu kez direk Mahmud Efendi’yi hedef alırlar ve kaldığı hastaneyi kurşunlarlar… Elhamdülillah Mahmud Efendi selamettedir fakat bu girişim son da olmayacaktır…
Fethullah Gülen’in yoğun çabalarıyla Türkiye’de dinlerarası diyalog ve Ilımlı İslam projeleri yayılmaya başlar… İsmailağa’da Mahmud Efendi’nin rahlesinden yetişen hocalar Mahmud Efendi’nin yolunu devam ettiriyor, İslam’a sokulmaya çalışılan batıl görüşlere karşı ilmi reddiyeler yapıyorlardı.. Tam o sıralarda Mahmud Efendi’nin “ayaklı kütüphane” olarak nitelediği Bayram Ali Öztürk Hoca “dinlerarası diyalog”a karşı reddiyeler yapıyor ve bu işin İslam’a aykırı olduğunu, bu yolla patrikhanenin Türk halkını misyonerleştirme hedefine hizmet ettiğini anlatıyordu…
2006 yılı Eylül ayı… Yer: İsmailağa Camii.. Sabah namazı sonrası Bayram Hoca mihrapta haftalık Pazar sohbetini yapmış, duaya geçilmiş dua yapılıyor… O esnada yine bir hain kalktı ve Bayram Hocanın tam kalbine bıçağı sapladı ve mihrapta şehid etti… Hemen sonrada kafasını mihrabın taşına vurarak kendi kendini öldürdü… İşi cemaatin üzerine yıkıp sıyrılmak içinde İsmailağada daha önce kimsenin tanımadığı bu kişiye “cemaatten” süsü verilmek için mahsus şalvar ve cübbe giydirilmişti..
Hastalığı ağırlaşan Mahmud Efendi bu olaydan sonra artık dizleri de tutmaz oldu.. “Ayaklı kütüphanemiz yandı” dedi Bayram Hocanın şehadetinden sonra…
Bu olaydan sonra artık işler iyice gerildi.. Fakat her nedense bu iki cinayetinde üstü hep kapatıldı, takipsizlik kararı verildi… Daha sonraları Bayram Hocanın yakın arkadaşı Cübbeli Ahmet Hoca, Bayram Hocanın Ilımlı İslam projelerine yaptığı reddiyeleri devam ettirdi ve sadece camii kürsüsünden değil televizyon ekranlarından da patrikhanenin ve misyonerlerin gizli planlarını anlattı… Hainler öldürmenin bir sonuç olmadığını bilakis öldürdükten sonra insanların daha fazla onlara itibar ettiklerini gördüler… Bu sefer başka bir şey denemeyi düşündüler… Çamur at izi kalsın… İnsanların gözünden düşürmek için iftira atmayı denediler.. Montaj kaset hazırladılar, “bize reddiye yapmayı bırak yoksa sonun kötü olur” diye yine tehdit ettiler.. Tehditlere aldırış etmeyen Cübbeli Hoca, reddiyelere devam etti.. Sonra ise birden Hocayı gözaltına alıp anında içeri attılar.. İddianameyi bile mahsus geç hazırladılar beklettiler… Yaklaşık bir sene boyunca hapis yatan Cübbeli Hoca, bu süreçte ona olan üzüntüsünden hasta olup yataklara düşen annesini kaybetti… Fakat Allah hainlerin hesaplarını bozdu ve Cübbeli Hocadan şikayetçi olanlar teker teker suçlarını itiraf ettiler ve Hoca bu iftiradan aklanarak binlerce seveninin tekbirlerle karşılamasıyla cezaevinden çıktı…
Şimdi malum 15 Temmuz gecesi darbe kalkışmasında bulunan Fethullah Gülen’in elebaşısı olduğu FETÖ’ye yönelik operasyonlar yapılıyor…
Ve ilginçtir.. Cübbeli Hoca hakkında 45 yıl hapis cezası isteyen hakim/savcılar tek tek FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle içeri alındı..
Bu ne gösteriyor dersiniz?…
Patrikhane.. Misyonerlik faaliyetleri.. Dinlerarası Diyalog.. Ilımlı İslam.. Fethullah Gülen…
Bu anahtar kelimeler hep birbiriyle bağlantılı kardeşlerim… Hızır Hoca ve Bayram Hocanın caminin içinde şehit edilmesinin de, Cübbeli Hocanın iftira sonucu hapse atılmasının da, İsmailağa cinayetlerinin üstünün örtülmesinin de, Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin “düşürülmesinde” de… Evet bunların hepsinde ve daha fazlasında Pensilvanya deccali Fethullah Gülen ve onun şer ekibi var..
Unutmayın..
Düşman içimizden görünür, ve avını sinsice avlar!

Yazar : Muhammed Hamza


Etiketler : başyazı |