top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Üzerimizdeki Oyun

Üzerimizdeki Oyun

İnsanlık, var olduğu günden bu yana birçok safhalardan geçti. Bu safhalar içerisinde kimi zaman yerlerde süründü, kimi zaman medeniyetler inşa etti. İnsanlık iyiye ve kötüye tebdil ederek bugüne kadar geldi.

Bu gün içerisinde yaşadığımız günler, yıllar da öyle sanıyorum ki insanlık tarihi açısından pek de iç açıcı günler olarak görülmeyecek. Son iki asırdır insanlığın kendi kendine yapmış olduğu zulüm hepimizin gözleri önündedir. Dünyanın tümü, azınlık diyebileceğimiz bir takım insanlar tarafından alabildiğine sömürülmektedir. Müslümanların tarih sahnesinden çekildiğinden bu yana -buna iki asır diyebiliriz- insanlık ne bir gün adalet, ne de bir gün barış yüzü görebildi. Bugünkü bu buhranlı halden kurtulmak, sömürenlere, eziyet edenlere eleştiriler dizmek ya da onların hakiki yüzünü ifşa etmeye gayret etmekle olabilecek bir iş değildir. Kötülüğü savmanın/ortadan kaldırmanın en basit yolu iyiliği hâkim kılmaktır. Biz de bu kaideye binaen bizleri tarih yapan, medeniyet inşa eden, adalet saçan, zulmü engelleyen, mazlumun yanında yer alan olmaktan uzaklaştırmaya çalışanlara karşı yeniden kendimiz olarak, kendimizi bularak sahne almamız gerekir.

Peki, bizleri biz yapan nedir? Küresel eşkıya bizleri tarih sahnesinden nasıl uzaklaştırdı?

Allah Teâlâ, Kur’an’da şöyle buyuruyor: “İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.” Enfal/73

Bu ayetin bize anlatmaya çalıştığını bizden daha iyi anlayan bozguncular tam iki asır önce planlarına başladılar. Önce Batı’da oryantalistleri (Doğu’yu, Doğu Kültürü’nü tanıyan insanlar) yetiştirdiler. Bu oryantalistler bizi biz yapan değerleri, dinimizi, kültürümüzü bizden daha iyi sayılabilecek derecede öğrendiler. Ardından topla, tüfekle sindiremedikleri bu coğrafyanın insanlarını kültürlerinden, dinlerinden, dillerinden yakalama gayretine girdiler. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket ettiğinde zalimlere göz açtırmayan, dünyaya asırlardır hâkim olan Müslümanları ırkçılık fitnesinden yakaladılar. Çünkü Müslümanlar bir arada olduğunda büyük lokma idi, öyle kolay yutulamazdı. Yenmesi için öncelikle bölünmesi, parçalanması icap ederdi. Yukarıda bahsettiğimiz ayetin manasına erişememiş ve İslam’dan uzaklaşmış gönüllere girmek, oryantalistler tarafından pek zor olmadı. Osmanlının son dönemlerinde Lawrence ve daha birçok oryantalist Müslüman toprakları bir bir gezip halkı kışkırtma peşine düştüler. Anadolu’da Türklere “Araplar size karşı ayaklanacak” dediler, Mısır’da Araplara “Türkler bu toprakları İngilizlere bıraktı” dediler. Beş yüz yıl kadar birlik ve beraberlik içerisinde yaşamış, cepheden cepheye beraber koşmuş olan bu insanları birbirlerine karşı kışkırttılar. Bu sırada da hem Anadolu’yu hem de Mısır’ı, Orta Doğu’yu işgal edenler aynı kişilerdi: İngilizler. Kahire ile İstanbul’u işgal eden İngilizlerdi fakat işgal altındaki bu milletlere öyle akıl oyunları oynadılar ki bu milletler İngilizlerden ziyade birbirlerine diş biler hale geldi.

Ardından savaşlar son buldu. Bu coğrafyalarda birer birer yeniden devletler kurulmaya başlandı. Kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin tarih kitaplarında Mısırlının, Faslının onu arkasından vurduğu okutuldu. Mısır’da ki, Fas’ta ki tarih kitaplarında da Türklerin yıllarca bu toprakları sömürdüğü öğretiliyordu. Böylece bir tarihin, bir medeniyetin, bir dinin mensupları olan kardeşler birbirlerine dil uzatıyor, fakat asıl işgalciler perde ardından emellerine ulaşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Zihinlerimizi öylesine işgal etmişlerdi ki Faslı Fransız’ca konuşarak Türklerin kendini sömürdüğünü söylerken, bizler de başımızda ki Yahudi şapkası ile Arapların bizi arkamızdan vurduğundan bahsediyorduk. İçler acısı…

Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor: “Irkçılığa çağıran bizden değildir, ırkçılık için savaşan bizden değildir, ırkçılık üzere ölen bizden değildir.”

Şimdi üzerinden yıllar geçtikten sonra bu olayları bu şekilde değerlendirme fırsatı buluyoruz. O halde yapılması gereken şey, bize yutturulan ırkçılık fitnesini tükürmektir. Kendi medeniyet dinamiklerimizin üzerine inşa edeceğimiz sistemler ile din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın bütün mazlumlara, bütün insanlığa barışı ve adaleti götürmek başlıca hedefimiz olmalıdır. Ancak bu şekilde yeniden bizi aşağıya ittikleri tarih sahnesinde yerimizi almamız mümkündür. Biz o sahneye çıkarsak, o sahneyi iki asırdır işgal edenler defolup gidecektir. Vesselam.

Yazar : Özgür Durası


Etiketler : başyazı | güç dengesi | ırkçılık | küresel oyun |