top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Sahip Olduğumuz Algılarımız, Ama Nasıl?

Sahip Olduğumuz Algılarımız, Ama Nasıl?

Her bir kimse doğru veya yanlış sahip olduğu, bilinçli veya bilinçsiz olarak sahiplendiği algılar bütünüyle bakar ve olayları değerlendirmeye çalışır. Kişilerden tezahür eden bu algı yansımaları birçok farklı biçimlerde oluşabilir. Çevrenin etkisi, medyanın tesiri, kişisel çıkarımlar veya ortak aklın bir ürünü neticesinde…

Algılar ve sahip olunan fikirler dolayısıyla insan toplumsal düzen içerisinde konumunu belirler ve cemiyet hayatında statü sahibi olur. Bir cemaate veya tarikata mensup olabildiği gibi; bir derneğe, bir zümreye veya ideolojik bir yapılanmaya kendini nispet etme seklinde de var olabilir.
Ortak bir düşünce etrafında toplanabildiği gibi aynı ortamlarda farklı düşünce, farklı düşünme ve farklı fikir akımlarına da sahip olabilir.

Burada bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz, farkındalık oluşturmaya çalıştığımız husus aynı vatan, aynı toprak, aynı coğrafyada yaşayan, aynı toprağın havasını soluyan insanların ortak değerler ekseninde durması gereken noktanın neresi olduğudur.

İnandığımız değerler doğrultusunda var olan mevcut algılarımız aynı dine mensup olan İslam kardeşimizi bile bize bir “öteki” şeklinde  göstermeye yetiyor. Kendisinden başka, tabi olduğu inanç değerlerinden başka bir aidiyeti olan, değerler bütününe sahip bir Müslümanı yok sayabilme hastalığımız bizi bize düşman eden, cemiyet hayatimiz içerisinde tefrikalara sebep olan, bizleri birbirimize fikri ve fiili yönlerden kırdıran farkına bir türlü varamadığımız bir algı yanılgıları silsilesi… Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir problem olarak önümüzde duruyor.

Toplumda var olan bu algıyı dini, dini kimlikleri, mukaddesatı kasıtlı olarak kullanmak suretiyle toplumun kesimlerini “tarafına çekme”, “taraftar kazanma” ve böylece sahip olunan kitleler sayesinde ekonomik ve kişisel güç, çıkar ve nüfuz, ihtiras ve hırs, kibir ve nefret elde etme yarısına girenlerin bir zaman sonra içerisinde yaşamış oldukları toplumun değerlerine, İslam ananelerine yabancılaştıklarına ve eksen kaymasına uğradıklarına şahit oluyoruz.

Diğer taraftan  toplumun ruh köklerini besleyen, İslami geleneklere sadık, kuran ve sünnet eksenli âlimlerin, mutasavvıfların, veliyullahın varlığı İslami doğru anlama ve yaşama açısından her devirde Müslümanlar için birer rahmet vesilesi olmuştur. Onların varlığı sayesinde İslam toplumları Kuranı kerimin lezzetini, manaların hakikatini ve efendimizin (sav) sünneti seniyesini anlayabilmişlerdir. İşte asıl algı, alınması gereken, yörüngesine girilmesi ve özümsenmesi elzem olan algı budur. Çünkü bu durum hakikatin bizatihi kendisidir.

Atalarımızın bizlere nesilden nesile miras olarak bıraktığı bu cennet vatanı âlimlerimiz asırlar boyunca bu algı ekseninde ilmek ilmek dokumuşlar, her bir köşesine medreseler, zaviyeler inşa etmişlerdir. Bu hakikat temelli algı aşısı ile bu coğrafyanın her bir karışına, her insanın ruhuna vatanına, toprağına olan muhabbeti ve samimiyeti enjekte etmişlerdir.

Bu nedenledir ki asırlar boyunca hakikat temelli bu algı bütünlüğü sayesinde milletimiz mesele vatan, millet ve devlet olunca nerede, nasıl ve ne şekilde pozisyon alacağını özellikle son dönemlerde gayet iyi göstermiştir.

Yaşamış olduğumuz ve yaşayacağımız dirlik düzenlik mücadelelerinde hep algılarımız ön planda oldu. Algılarımızın bizi çektiği yön durduğumuz, taraf olduğumuz yer oldu. Bu mücadelelerde her zaman kazanan hakikat oldu. Kaybedenlerin, kendilerini nerede durdukları hususunda sorgulaması, ciddi ciddi düşünmeye sevk etmesi hakikati perdeleyen sis bulutlarının aralanması açısından önemli olacaktır.

Hakikati, hak olanı kendisinin veya ait oldukları zümrenin yaşadıklarını zannedenler toplumun her bir kesimini töhmet ve zan altında bırakacak, fitne ve fesat çıkaracak, terör estirecek, devlet ve toplum hayatında kaos ve kargaşa zemini oluşturacak algıya nasıl ve ne şekil sahip olduklarını bir anlığına da olsa oturup düşünebilmeliler.

Yazar : Muharrem Kemal Astam


Etiketler : algı | başyazı | hakikat | kimlik |