top-logo

17 Şaban 1440

Her Alanda Millileşme

Her Alanda Millileşme

Bir tane vatanımız var. Üzerinde yaşayabileceğimiz, kendimizi emniyette hissedebileceğimiz, varlığıyla iftihar edebileceğimiz, uğruna milyonlarca şehit vermiş olduğumuz diyarımız, Türkiye’miz var. Uzun zamandır varlık yokluk mücadelesinin yaşandığı bu topraklara hiç bir Müslüman Türk’ün ve Kürdün kayıtsız kalması, zuhur eden olaylara, şahıslara olan bir hamasetin ürünü olarak bakarak sessiz kalınması, algı operasyonları ile olayları siyasetin bir yansıması gibi göstererek malzeme haline getirilmesi ileride telafisi ve geri dönüşü olmayan pişmanlıklara kapı aralayabilir.

Hassas bir zaman ve zeminden geçerek geleceğe umutla ve kararlılıkla çıkmaya çalışan milletimiz, Türkiye düşmanı küresel aktörlerin iç ve dış uzantıları olan işbirlikçi şer odakları ile vurulmaya devam ediyor. Uzun sürede bu saldırıların devam etmesi beklenen bir durum. Düşmanların, hainlerin, işbirlikçilerin her saldırısı sonrasında devlet mekanizmasını suçlamak, liyakat eksikliği aramak, hükümet istifa etsin biz daha iyisini yaparız demek içi boş yalanlardan ve hamasi söylemlerden başka bir şey değil.

Son 10 senelik periyot iyi okunduğu zaman görülecektir ki Türkiye’miz her alanda millileşmenin, özüne dönmenin, boyunduruk altından kurtulmanın, esaret zincirlerini ne pahasına olursa olsun kırmanın mücadelesini veriyor. Kurumların kılcal damarlarına sirayet etmiş kan emici sülükler, on yıllardır genç nesilleri asimile etmiş uşaklar ve uyuyan hücreler 17-25 Aralık 2013’ten sonra peyderpey sahneye sürüldü. Bu üç senelik dönemde devlet ve milletçe verilmekte olan mücadelede yüzyılın durağan dönemlerine bedel tecrübe ve deneyimler elde edildi.

Tarihi yandaş okuyanlar, anlamak istedikleri şekilde okuyanlar, meseleleri kendi çıkar ve menfaat elde etme hesaplarına göre değerlendirenler, tarihi hadiseleri ibretlik birer hadiseler silsilesi olarak okuyamayıp, vatanlarını ve dindaşlarını akıl tutulmasına uğrayarak terk etme keyfiyet ve marifetini sergileyenler yine kaybettiler. Kaybetmeye de mahkûmdular.

Bu süreç hep bir Anadolu ferdi için özüne dönmenin, iman şuuruyla birlikte hakikatin farkına varabilmenin, vatan sevgisini kuvveden fiile geçirmenin fırsatını sunmaktadır. Her bir saldırı, her bir ihanet, her bir komplo bizleri milletçe siyasi düşünce kalıplarından sıyrılarak vatanın selamet ve menfaati noktasında birleşmeye sevk edebilmeli. Vatanımızın hakiki temsilcileri olduğumuzu, her bir karışına, her bir kurumuna, her bölgesine renk, ırk ve ideoloji gözetmeksizin takva şuuru ekseninde sahip çıkabilmeliyiz.

Bugünkü meselemiz hangi partinin, hangi siyasi ve ideolojik görüşün iktidar olduğu meselesi değildir. Bize yutturulmaya çalışılan lokma, bilinçaltımıza jiletle kazınmaya çalışılan sihirli cümle “mevcut iktidarı düşür sonuna kadar arkandayız” cümlesidir. Bu tehlikeli ve sinsi beyin yıkama operasyonları neticesinde toplum bir daha yerinden kımıldayamayacak şekilde bağlanıp, ipin ucu küresel düzenin akıl sahiplerine teslim edilecekti. Umdukları gerçekleşmedi, iç ve dış odakların hile ve desiseleri kendi başlarına döndü.

Bu var olma ve vesayet olunma mücadelesinde içeride kaybeden daima hikmeti ve hakikati batıda ve batılda arayanlar olmuştur. İşte bu süreçte, doğrudan ve dolaylı her türlü terör saldırılarının yapıldığı, toplumsal ve sosyolojik ayrıştırmanın körüklendiği ve mezhep eksenli İslam iç çatışmasının dayatıldığı bu dönemde özelde Türkiye’miz, genelde ise bütün İslam toplumları bu oyunu bozabilecek tarihi birikime, ferasete, güç ve dinamizme yeterince sahiptir.

Yazar : Muharrem Kemal Astam


Etiketler : anti emperyalizm | başyazı | beklenen zaman | milli ruh | sağlam irade |