top-logo

15 Sevval 1440

İmandan Sonra En Yüksek Hakikat, Namaz

İmandan Sonra En Yüksek Hakikat, Namaz

Namaz, farsça bir kelimedir. Eğilmek, kulluk ve ibadet anlamındadır. İbadet, Allahü telaya gönülden isteyerek yönelmektir. Tapmak, boyun eğmek ve itaat etmek demektir. Arapça’da salât demektir. Salât Türkçe’de kulluk etmek deyimi ile aynı anlamı karşılamaktadır. Kur’an-ı Kerim’de de salât kelimesi ile ifade edilir.

Namaz Arapça’da salât (dua, istiğfar ve rahmet) dua etmek ve hayır dua da bulunmak ( Allahü tealadan istenilen her türlü hayırlı şey) manalarına gelir. Namazda da bu manalar bulunduğu için salât denilmiştir. Namaz Allahü tealaya akıl ve kalp ile yönelmektir. Ona olan sevgimizi içten anıp selamlamaktır. Allah celle celalühü Tevbe suresi 103. mealinde şöyle buyuruyor: “Rabbimiz, onlar için dua et. Çünkü senin onlar lehine duan, onlar için büyük bir huzur ve tatmin (gönül doygunluğu) kaynağıdır. Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onların kalplerini yatıştırır). Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir”. 

Kelime anlamından sonra şimdi de namazın tam olarak biz müslümanlar için ne ifade ettiğinden bahsedelim .Dînimizde, îmândan sonra en kıymetli ibâdet namâzdır. Namâz dînin direğidir. Namâz ibâdetlerin en üstünüdür. İslâmın beş şartından birisidir, ikinci şartıdır. Allahü teâlânın en çok beğendiği ve tekrâr tekrâr emretdiği şey, beş vakit namâzdır. Allahü teâlânın, müslümânlara îmân etdikden sonra en önemli emri, namâz kılmakdır. Dînimizde ilk emredilen farz da namâzdır. Kıyâmetde de, îmândan sonra ilk soru namâzdan olacakdır.  Beş vakit namâzın hesâbını veren, bütün sıkıntı ve imtihânlardan kurtulup, sonsuz kurtuluşa kavuşur. Cehennem ateşinden kurtulmak ve Cennete kavuşmak, namâzı doğru kılmaya bağlıdır. Doğru namâz için önce kusûrsuz bir abdest almalı, gevşeklik göstermeden namâza başlamalıdır. Namâzdaki her hareketi en iyi şekilde yapmağa uğraşmalıdır. ibâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaşdıran hayırlı amel, namâzdır. Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Namâz dînin direğidir. Namâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namâz kılmayan, elbette dînini yıkar). Namâzı doğru kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin, kötü şeyler yapmakdan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namâz, insanı pis, çirkin ve yasak işleri işlemekden korur) buyuruldu. İnsanı kötülüklerden uzaklaşdırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşde namâzdır. Bununla beraber, doğrusunu  yapıncaya kadar, görünüşü yapmağı elden bırakmamalıdır. İslâm âlimleri, (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. Böyle bozuk namâz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demeli, bozuk olanları düzeltmelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Namâzları cemâ’at ile kılmalıdır. Cemâ’at ile kılmak, yalnız kılmakdan dahâ çok sevâbdır. Namâzda her uzvun tevâzu’ göstermesi ve kalbin de, Allahü teâlâdan korku üzere olması lâzımdır. İnsanı dünyâda ve âhiretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namâzdır. Allahü teâlâ, Mü’minûn sûresinin başında meâlen, (Mü’minler herhâlde kurtulacakdır. Onlar, namâzlarını huşû’ ile kılandır) buyurdu. Tehlike, korku bulunan yerde yaplan ibâdetin kıymeti kat kat dahâ çok olur. Düşman saldırdığı zemân, askerin ufak bir iş görmesi, pek çok kıymetli olur.Gençlerin ibâdet etmeleri de, bunun için dahâ kıymetlidir. Çünki, nefslerinin kötü isteklerini kırmakda ve ibâdet yapmama isteğine karşı gelmekdedirler.  Akıllı olan ve büluğ çağına giren her erkek ve kadın müslümana namaz farzdır. Büluğ çağına ermiş olan her Müslüman namazını belli vakitlerde eda etmesi (kılması) gerekir. Gençlik çağında, insana musallat olan üç düşman, ona ibâdet yapdırmak istemez. Bunlar, şeytân, nefs ve kötü arkadaşdır. Bütün fenâlıkların başı, fenâ arkadaşdır. Genç olan kimse, bunlardan gelen kötü isteklere uymayıp, namâzını  kılarsa, ibâdetlerini terk etmezse çok kıymetli olur. Yaşlı kimsenin yapdığı ibâdetden kat kat fazla sevâb kazanır. Az ibâdetine çok mükâfat verilir. Büyük velî Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyânın bir sâati, k›yâmetin bin senesinden dahâ iyidir. Zîrâ bu bir sâatde, sâlih, makbûl bir amel işlenebilir ve o bin senede birşey yapılamaz). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir kimse bir namâzı, bile bile öbür namâza birleşdirirse, seksen hukbe Cehennemde yanacakdır). Bir hukbe, seksen âhiret senesidir. Âhiretin bir günü bin dünyâ senesidir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir:

“Sana vahyolunan kitabı oku, namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkoyar.” (41) buyruluyor.

Bizim için imandan sonra gelen bu en önemli ibadetlerin başında olan namazımıza ve Allahü tealanın  ipi olan Kur’an’a sımsıkı sarılmalı Allahü tealaya kulluk bilincinde ibadetlerimizi yapmalıyız.

 

Yazar : Elanur Ahsen


Etiketler : başyazı | dinin direği namaz | farz ibadet | kulluk | namaz | selat |