top-logo

15 Sevval 1440

Ekmeksiz ve Ahlaksız Bırakılmak İsteniyoruz

Ekmeksiz ve Ahlaksız Bırakılmak İsteniyoruz

2010 verilerine göre 1,6 milyarlık İslam âlemi içerisinde gerek içimize atılan fitne tohumlarıyla, gerekse dini istismar eden sahte hocalarla, mezhepsel, etnik kökensel ayrımcılıklarla ayrıldığımız bir Müslüman toplumu içerisinde yaşıyoruz.

Müslüman olarak gerekli feraseti, hassasiyeti ve doğru da ısrarlı olmalıyız ki aldananlardan olmayalım. Bizler maalesef dışarıdan veya içeriden karıştırılmaya açık bir ümmetiz. Böyle bir gerçek var. Bunu örneklerle açıklayalım. Habbab b. Eret (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir gün namaz kıldı ve o namazı uzattı. Bunun üzerine Ey Allah’ın Rasûlü bu güne kadar kılmadığın uzunlukta bir namaz kıldın dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Evet bu; korku ve ümit namazı idi. Bu namaz içerisinde ben Allah’tan üç şey istedim ikisini bana verdi; birini vermedi. Allah’tan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim bunu bana verdi. Düşman güçlerinin ümmetimin başına musallat olmamasını istedim, bunu da bana verdi. Üçüncü olarak da ümmetimin birbirine düşürülmemesini istedim bunu bana vermedi” dedi. (Müslim, Fiten: 5)

Yine örnek olarak vereceğimiz olayda, Peygamber Efendimizin kendisinden sonra ümmetin başına gelmesinden korktuğu şeyler vardı. Bundan ötürü veda hutbesinde dahi kurban kesmek, namaz kılmak, yalan söylememek gibi şeri konulardan ziyade kan, mal ırz, faiz, kardeşlik, eşitlik gibi konulardan bahsetmiştir. Çünkü ümmetinin kâfirler gibi birbirinin canına kıymasından, birbirini üzebileceğinden korkuyordu. Diğer konuları zaten 23 sene süre zarfında aktarmış ve herkesin kabul ettiği şeylerdi. Burada bizlerin alması gereken önemli dersler var.

Bizler her ne kadar dış dünyanın yanıltmasında kalsak da kendi iç ferasetimiz, birlik ve beraberliğimiz ile Müslüman kardeşini gerçek manada mümin kardeşi görerek, içimizdeki fitnecilere fırsat vermeyerek, bir olarak karşı çıkmalı, Kuran ve sünnet yolunda ilerlemeliyiz. Şuan Batı da insanlığın sığınacağı doğru düzgün bildikleri bir din neredeyse kalmamıştır. Hatta bazı ülkelerde kiliseler çok fazla kullanılmadığından başka türlü kurumlara dönüştürülmektedir. İnsanoğlunun fıtratında yer alan bir şeylere inanma duygusu ki istatistiğe göre her 10 insanın 8’i bir dine inanıyor. Buna rağmen bazen de bir müslim veya gayri müslimin kendi dininin tatmin edici ve mantıklı gelmemesinden dolayı yeni arayışlar içerisine girerek dinini terk ettiği görülmekte sonucunda ya ateistliği tercih ediyor veya daha sonradan Müslümanlığı tercih ediyor.

Çok eski zamanlarda Hristiyan dünyasında var olan taassup, zamanımızda olmadığından insanlar kendince mantıklı ve insana değer veren bir dini tercih etmelerinden daha doğal bir yol yoktur. Tabii, dünyanın denge güçleri özellikle nüfus etkeninin, Müslümanların kendi lehlerine çevirmelerine izin vermedikleri gibi coğrafyalarımızda yaşanan sıkıntıları, yangını körüklemekteler. Bunu türlü oyunlarla, kötü imaj oluşturarak hem bizi hem de dışarıdan Müslüman olacak toplumları negatif yönde etkilemiş oluyorlar.

Allah katında en yüksek mertebe olan İslam dininin çok şükür mensupları olarak bir davamız ve onurumuz var. Sadece Türkiye’yi baz almadan tüm Müslüman coğrafyalarda yaşanan sıkıntılar baktığımızda bizlerle uğraşanların asıl sorunlarının açık seçik olarak bizim dinimiz olduğu ortaya çıkıyor. Orta doğuda silahlar susmaz, Arakan da Müslümanlar katledilir BM’den ses çıkmaz, bizi bizlerle kırmak isterler, Doğu Türkistan’da insanlık Çin zulmü altında biçare durumdadır, 10 yıllardır AB kapısında ha aldık alacağız oyalamaları yaparlar vesaire saymakla bu oyunları bitiremeyiz. Karaya yunus vurur günlerce konuşulur Musul’da, Halep’te, her gün insanlık katlediliyor. Küçük çocuklar ölüyor kimin umurunda.

Buradan yola çıkarak bizleri top yekûn almak istedikleri havuzun böl, parçala ve yok et mantığında çalıştığını görmemiz gerekir. Geçmişte ülkemizde denenen günümüzde denenmeye çalışan hadiseler incelendiğinde Müslüman Türkiye’ye bakarak diğer tüm Müslüman ülkeleri analiz edebiliriz.

Çünkü ne de olsa Türkiye bir Osmanlı bakiyesi ve önemlisi Müslüman bir ülke. Türkiye güçlü olursa Müslümanların sesi daha gür çıkabilecek. Bundan ötürü zamanında ekmeksiz, yoksul, aç, küçük, istikrarsız, kendi başına, kimseye ses çıkarmayan bir ülke olmamızı istediler ancak bunda başarılı olamadılar. Başarılı oldukları ülkelere baktığımızda aç, sefil, perişan, evsiz kaldıklarını üzülerek görmekteyiz.

Türkiye’nin geçmişteki büyük sorunlarından olan bu durum artık günümüzde yaşanmamaktadır. Nitekim sesimiz çıktığınca mücadelemizi ülke olarak sürdürüyor mazlumların yanında olma gayreti içerisinde elimizi uzatıyoruz. En güzel motto olan dünya 5’ten büyüktür sözünü tüm dünyada kendilerini büyük zannedenlerin adeta başlarına vuruyor ve ne kadar küçük olduklarını bu şekilde ifade etmiş oluyoruz.

Zamanın da ülkemizde hatırlayalım, bizleri 70 sentlere muhtaç etmek istediler, gaz kuyruklarında beklettiler, IMF’yi kurtuluş kapısı olarak gördüler, hastanelere gidenler perişanlık içerisindeydiler, yol olmasın, köprü olmasın, ekonomi çöksün dünyada ezik ve mahkûm el açan bir ülke olalım istediler. Kendi ülkesinde bu kadar mesele ile uğraşanların bırakın kendi iç sorunlarını dışarıya bakmaları mümkün değildir ki diğer devletlerin haline bakalım kendi iç meseleleriyle boğuşmaktan bir adım ilerleme kaydedemiyorlar.

Bu zihniyette ülke ye 3 kuruş faydası dokunmayan devlet adamlarına millet her zaman gereken cevabı vererek indirmesini bilmiştir. Dolayısıyla ülkemizde bu hadiseler yaşansada çok uzun vadeli olmamıştır. Ekmeksiz bırakılma çabalarının ülkemizde başarıya ulaştığı pek söylenemez.

Belki bir şeyi başardılar ki o da ahlaksızlık. Şuan görünen manzara nezdinde diyecek olursak belli bir dini hassasiyeti olan kapalı hanımların bile bir moda takip ederek giyinip kuşanması belki geleneğimizde ve dinimizde olmamasına rağmen içimize atılan bir takım kuruntularla sırf kapanmak için kapanan nice insanlarımız var. Ayrıca giyim, kuşam, moda tutkusu gibi konular sadece hanımlar için değil erkekler için de geçerli vurgulamak istediğim nokta hakikaten doğru bir müslüman kimliğine yakışır bir tarzımızın ve de fikrimizin olmasıdır. Sırat-ı müstakim yolunda dosdoğru bir müslüman olabilmek amacımız olmalı.

Bir neslimiz de televizyon ve internet bağımlısı olarak beyinlerimizi cihazlara teslim etmiş bulunmaktayız. Özellikle bu dönemde bir haftalık elektrik veya internet kesintisini hayal ettiğimizde herhalde birçok insan çıldırır gibime geliyor. Eskiye nazaran sokaklarımızda, mahallelerimizde artan konut ve nüfus sayısına rağmen azalan bir hoşgörülük, insana saygı ve özellikle yakın akraba, komşuluk ilişkilerinde de gerileme başlamıştır.

Bizi esir alan şeylerden kurtulmanın ve alternatif yollarını bulmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Bizi bu dünyada ve ahirette utandırmayacak, hayırlı ameller işleyecek işlerle meşgul olmalıyız. Ayette de buyurulduğu üzere; “…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu (iç dünyalarını/tutumlarını, dinî ve ahlâkî değerlere bağlılıklarını olumlu anlamda) değiştirmedikçe Allah onların durumlarını (konumlarını) değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.”(er-Ra’d, 13/11)

Unutmayalım ki bizsiz olmaz denilen, sen olmazsan olmaz denilen nice bizler, aslında sonsuzluğa uğurlandıktan hemen sonra unutulacağız. Diğer insanlar ne ise bizim de o kadarcık olduğumuzu, bir nokta kadar değerimizin olmadığını, dünyanın bizim çevremizde dönemediğini her şey çok geç olmadan farkına varmalı, hayatın çok kısa ve geçici olduğunu temaşa etmeliyiz.

Ekmeksiz, vatansız, ahlak değerlerinden yoksul kalmış bir toplumun esas değerleri bozulacağından yok olacaktır. İçeride birliğimizi muhafaza etmeli dış mihrakların oyunlarına gelmemeliyiz. Şuan ülke olarak zengin, rahat ve özgürüz çok şükür. Belki dedelerimiz, ninelerimiz dinlerini zor yaşadığı, aç kaldıkları dönemleri bizler görmedik bilmiyoruz. Rabbimizin o dönemdeki imtihanı bu zamanda ise varlıkladır. Allah bizlere ve tüm Ümmeti Muhammed’e rahatlık ve sefa içerisinde dünyanın süsüne ve de konforuna aldanmadan imtihanını verebilen kullardan olabilmeyi nasip eylesin. Âmin.

 

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : ahlak | başyazı | dini değer | doğruluk | feraset | huzur | millet | vatan |