top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Yakın Dönem Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış

Yakın Dönem Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış

Geçmişten günümüze kimi zaman duraklayarak, kimi zaman da soluksuz olarak devam eden Türk-Rus ilişkileri, son dönemlerde farklı farklı meseleler ile gündeme gelirken, aynı zamanda soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Özellikle, geçtiğimiz yılın Kasım ayında gerçekleşen G-20 zirvesinden tam sekiz gün sonra Rus jetinin Türk hava sahasını ihlal etmesiyle ve düşürülmesiyle ilişkiler durma noktasına kadar geldi. Daha öncesinde de NATO ve Batı ile ilişkilere nasıl dikkatli yaklaşıyorsa, Rusya ile olan ilişkilerine de o derece dikkat eden ve hassasiyetle yaklaşan Türkiye, Putin’in “Türkiye bizi arkamızdan vurdu..” tarzı söylemleri ile de zor bir durumla karşı karşıya kaldı.

Şu vaziyette, Putin’in bu konuda ne kadar dürüst ya da inandırıcı olduğunu vurgulamaya çalışmak son derece yersiz ve de zor, zira diplomaside vaziyetler her zaman birbiriyle bağlantılı ve tek başına yorumlanmaktan uzaktır.

Bu şekilde sekteye uğrayan Türkiye-Rusya ilişkileri, sekiz ay boyunca sıkıntılı bir şekilde devam etti fakat bu sıkıntılı durumu durduran ve bozan bazı meseleler de oldu. İki gergin taraf da, artık kendi çıkarlarını göz önünde bulundurarak hareket etmeye mecbur kaldı. Bu şekilde hareket etmeye sebep ise, şüphesiz ki DAEŞ’in Ortadoğu’daki hâkimiyeti idi. DAEŞ’in püskürtülmesi konusunda, İran’ın da gerekli desteği vereceği açıklanınca, her üç taraf da harekete geçti fakat Türkiye, genişleyen bu çemberde her daim temkinli politikalar sergilemeye devam etti. Yine de tüm bu tereddütlere rağmen, Türkiye-Rusya ikili görüşmesi, 9 Ağustos’ta St. Petersburg’da yapıldı. Öncelikli olarak Türkiye tarafından düşürülen Rus jeti konuşulsa da; terör ticaret ve Suriye meselelerine de yer verildi. Sonuç olarak Türkiye ve Rusya’nın uzlaştığı ve Devlet Başkanı Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın el sıkıştığı görülse de bu vaziyetin bu şekilde ne kadar devam edeceğini kestirmek güç.

Batı ile olan ilişkilerden ziyade Rusya’nın Türkiye’ye bakış açısı tamamen çıkarlarıyla ve ihtiyaçlarıyla alakalı. Zira Türkiye’yi yanına alan Rusya’nın Ortadoğu’daki dengeleri değiştirebileceği de bir hayli mümkün. Bu hususta Türkiye’nin sınır kontrol gücü ve jeopolitik konumu ise kilit bir öneme sahip. Fakat yine de Rusya’nın bunu başarması pek mümkün görünmüyor. DAEŞ konusunda bir uzlaşıya varılmış olunabilir, lakin Rusya’nın Suriye’deki muhaliflere karşı takındığı tutum, tüm çabalarını boşa çıkaracak cinsten. Türkiye’nin Rusya’ya karşı güvensizliği ve Ortadoğu sorununda Rusya’ya karşı temkinli duruşu da bu durumu kanıtlamaktadır. Ayrıca ABD ve Rusya’nın PYD’ye gösterdiği müsamaha da aşılmaz engellerden bir tanesini oluşturuyor.

Şu da var ki, eğer Rusya, Ortadoğu politikasında bir değişikliğe gidecek olursa ve Türkiye’yi tamamen yanına çekmeyi başarırsa, kendi konumunu ve olanaklarını da aynı şekilde artırmış olacaktır. Zira samimi bir işbirliği Rusya’nın Ortadoğu’daki alanını genişletip, Ortadoğu ülkeleriyle daha sağlıklı iletişim kurmasını kolaylaştıracaktır. Daha da önemlisi, Rusya’nın Ortadoğu’da kalıcı olabilme ihtimali göz önünde bulundurulacaktır.

Aynı şekilde Türkiye açısından bir Rusya-Türkiye işbirliği ise, Türk Akım Projesi açısından birçok faydalar sağlayacaktır. Bu projenin gerçekleşmesi ve Rusya-Türkiye ilişkilerinin düzelmesi, ekonomik ve jeopolitik konum açısından Türkiye’yi çok ilerilere taşıyacaktır. Tüm bu iyileştirmeleri göz ardı edemeyecek ileri görüşlü bir Cumhurbaşkanının varlığı da projenin daha ötelere ulaşmasını sağlayacaktır.

Türk Akım Projesi gerçekleşirse şayet Avrupa’ya petrol akışını sağlayan Ukrayna’nın yerini Türkiye alacaktır. Yani bir nevi, kartlar Türkiye’nin elinde olacaktır. Avrupa’nın böyle bir durumda bu iyileşmeleri ve görüşmeleri kabullenmesi zaten beklenemez fakat bu durum siyasi bir bakış açısından uzak olup son derece dinsel ve kültürel meselelere dayandırılmaktadır. Yani onların bakış açısına göre kartları elinde bulunduran Türkiye değil, Müslüman bir ülkedir. Batı’nın özellikle ABD’nin bu şekilde düşündüğü ve fevri davrandığı aşikâr. Fakat fevri davranışlarının farkında olan Türkiye, darbe girişimiyle Batı’nın bu hissiyatından biraz daha emin olup, önüne çıkan engelleri tek tek aşmakta kararlıdır. Zaten darbe girişiminin daha da genişlettiği güvensizlik ortamı, kendisini Rusya-Türkiye yakınlaşmasıyla bir kez daha kanıtladı. İki tarafın da Batı’dan uzak durmak isteği ise bu yakınlaşmayı biraz daha artırdı. Peki, olaya “Eski düşman dost olmaz.” mantığı ile bakacak olursak, ne kadar doğru düşünmüş oluruz? Ya da olaya bu mantıkla bakmak doğru mu? Öncelikle, şahsi kanaatimce, siyasi ve diplomatik olaylara kesin ve net bir “dost-düşman” mantığı ile bakmak doğru değildir. Zira Osmanlı İmparatorluğu’ndan ve hatta daha da öncesinden günümüze, hiçbir devlet kesin ve değişmez bir şekilde dost ya da düşman olmamış, bugün dost olan yarın düşman olmuş, şartlar ve devletlerin politikaları daima değişiklik göstermiştir. Diplomasinin ana mantığı olan bu anlayış, günümüzde de hala geçerliliğini korumaya devam etmekle beraber, aynı mantığı Türkiye-Rusya ilişkilerinde de yürütebiliriz. İlişkilerini düzelten ve bu şekilde yola devam etmek isteyen bu iki devlet de sadece çıkarlarını gerçekleştirmek ve ihtiyaçlarını karşılamak mantığı ile hareket edecek ve ebedi bir dostluk ilişkisi söz konusu olmayacaktır. Hatta ilişkilerin düzeltilmesi dahi, tamamen mümkün gözükmemektedir. Bu düzeltmenin tam manasıyla gerçekleştirilmesi aslında, Suriye Sorunu sebebiyledir. Ayrıca İran’ın da çembere alınacağı bir ittifakın sağlanması da hayli zordur. İran’ın Esed’in tarafında olması ve Şii mezhebini benimsemesi, bu zorluğun başlıca sebebidir. İran ve Rusya’nın petrol pazarındaki rekabeti ise başka bir sebebi oluşturmaktadır. Ayrıca İran, uzun zamandan beri ABD ve İsrail’e karşı tutunacak bir dal misali benimsediği Esed’i bırakmak istememesi bu ittifakın gerçekleştirilmesinin çok zor olacağını başka bir açıdan kanıtlar düzeydedir. Türkiye’nin önem verdiği Kürt Sorunu ve Türkmenler ise bu zorluğun bambaşka bir kanadını oluşturuyor. Yani özetle, her ne kadar İran ve Rusya, Ortadoğu meselesinde Türkiye’nin jeopolitik ve diplomatik açıdan ne kadar önemli olduğunu bilse de, sağlam temelli bir ittifak için şartların biraz daha olgunlaşmasını ve rotaların daha farklı şekillerde çizilmesini beklemek gerekiyor. Zira politikaların ve rotaların farklı oluşu, antlaşmaları ittifaktan çok rekabet düzeyine vardırabilir.

Şu da var ki, şayet böyle devam ederse Rusya, Suriye’de kesin bir egemenlik elde edebilir ve Doğu Akdeniz’de kalıcı bir güç olarak Türkiye için tehlike arz edebilir. Fakat her şeye rağmen, Rusya bu şekilde bir imkânı, hatta tarihi bir emel olarak nitelendirilebilecek bir imkânı gerçekleştirebilmek için biraz daha geri duracaktır. Zira, içinde bulunduğu kötü konum ile Rus ekonomisinin çöküşe geçmesiyle, Esed’e yardım amaçlı kötü harcanan paraların getirdiği sıkıntıyla ve Doğu Ukrayna’daki harcamalar ile zaten zor bir durumun içinde. Doğu Akdeniz’de kalıcı olmaya çalışmak için verilen bunca taviz, durumu daha da kötüleştirilebilir ve Türkiye’ye olan enerjik, jeopolitik ve diplomatik bağlılığın önüne bir duvar örebilir. Bu şekilde Türkiye’nin de Rusya’ya bağlılıkları mevcut olduğundan Rus ekonomisinin çöküşü en çok bizim zararımıza olur, fakat yine de jeopolitik açıdan daha şanslı bir konumda oluşumuz ve Suriye’deki çatışmanın içine çekilmememizin Rusya açısından ne kadar önemli olduğu göz önünde bulundurulacak ve Türkiye’nin önemi daha çok anlaşılacaktır.

Sonuç olarak, toparlayacak olursak, Türkiye’nin katkısı ve arabuluculuğu olmadan, ilişkilerin ilerlemesi mümkün değildir. Yapılacak bir uzlaşma, içinde bulunulan şartlar ve politikalar açısından da mümkün gözükmemektedir. Bu vaziyet daha ne kadar böyle devam eder bilinmez, lakin ilişkilerin, her iki tarafın da kendi çıkarları doğrultusunda, büyük ittifaklara dayanmayan ufak çaplı antlaşmalar şeklinde süreceği ve Ortadoğu’daki bu karışıklığın, Rusya’nın ikircikli politikaları ve ABD’nin hilekâr tutumları ile bir müddet daha devam edeceği tahmin edilmektedir.

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : ABD | başyazı | iran | suriye | terör | Türkiye-Rusya ilişkileri |