top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Terörle Küresel Mücadele

Terörle Küresel Mücadele

Amerika Birleşik Devleti 11 Eylül saldırılarının hemen ardından dünyanın yeni bir tehditle karşı karşıya olduğu ve bu tehditle küresel çapta mücadele edilmesini öngören bir politik anlayışı benimsemiştir. Nitekim kısa bir süre sonra ilk müdahalesini 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olarak gördüğü El kaideye ve onun bulunduğu Afganistan’a gerçekleştirdi. Saldırı üzerindeki kafaları karıştıran şüpheler aydınlatılmadığı gibi Amerika’nın Suudi Arabistan’la artan ekonomik işbirliği ayrıca başkan George Bush’un şirketlerinin Ladin ailesiyle olan ilişkilerinin açığa çıkması işin sadece terörle ilgili boyutunun olmadığınında anlaşılmasını sağlamıştır. George Bush’un ABD başkanı olmasıyla ki bu seçimle ilgili de birtakım soru işaretleri vardır 11 Eylül saldırıları ve sonrasının anlatıldığı 2004 Amerika yapımlı ‘Fahrenheit 9/11‘ filminin izlenmesini tavsiye ederim. Çünkü bunların birer komplo teorisi olmadığının ve yeni düzeni anlayabilmek için bizzat Amerikan kamouyunda oluşan bu ilişkiler ağını bilmek çok önem arzetmektedir.

Her ne kadar Amerika’nın en uzun kara savaşının siyasi, askeri, sosyokültürel, jeopolitik etkilerinin üzerinde durmak gerekliyse de üzerinde durulmayan bir kısmından bahsetmek istiyorum. Afganistanın işgalinde Amerikan askerlerinin çok kayıp vermesi Amerika’nın kuşkusuz iç politikasında huzursuzluk yarattı ve Obama’nın yeni başkan olarak seçilmesiyle beraber terörle mücadele şekli de değişmeye başladı. Sahada sadece başkana bağlı adına blackwater da denilen özel kuvvetlerin yanında tabi ki şirketlere çalışan paralı askerlerde yer almaya başladı. Dünyada hukuk/demokrasi/özgürlük gibi kavramları ilke edinen ve gittiği her yerde de bunu savunan bir devletin stratejik yerlerde bu kuvvetlerin örtülü operasyonları vardı. Amerikalı bir gazeteci olan Jeremy Schail araştımasıyla da ortaya konan ve 2013 Amerika yapımlı ‘Dirty Wars‘ filmi de bu gerçeğin çarpıcı bir örneği olmuştur. Amerika terörle mücadelesini yeni bir terör örgütü yaratarak mı sürdürüyordu? Nitekim biz bunu Amerika’nın Irak’ı işgaliyle ve devletin kontrolünü kaybetmesiyle El kaidenin 2 numaralı adamı olan Zerkavi’nin DAEŞ’in zeminini oluşturduğunu görüyoruz.

2010 yılında Kuzey Afrika ve  Bilad’üş-Şam’da otoriter yönetimlerin altında yaşayan halkların demokrasi insan hakları gibi haklı taleplerle başlayan ama işin içinde çok farklı hesapların ortaya çıktığı Arap baharı süreciyle Libya, Yemen, Irak, Suriye de devlet kontrolünü kaybetmiş ve DAEŞ, El kaide benzeri terör örgütleriyle etnik temelli oluşumlar meydana gelmiştir. Zengin kaynaklarla ve stratejik öneme sahip olan bu coğrafyada büyük devletler ulusal çıkarları için bu terörist gruplara lojistik, finansal destek vermiştir. Bugün küresel teröre çözüm bulunamıyorsa bunun sebebi devletlerin-şirketlerin işbirliği yerine vekalet savaşlarıyla bir nevi “çözümsüzlük çözümdür” anlayışını benimsemesinden gelir. Amerika’nın 5 büyük harp şirketi 2011 ‘de Suriye’de başlayan olaylardan beri 5 yıllık süreçte piyasa değerlerini 127 milyar dolar arttırmış, İngiltere de bu süreçte silah ihracatında 2. Sıraya yükselmiştir. Tarafsızlık politikası benimsemeleri onlar için kazanç sagladığının bariz göstergesi olmuştur. Suriye’de Amerika, Rusya, İran, AB ülkeleri, Çin, Türkiye, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, İsrail gibi güçlerin çıkarları için sahada olması krizi derinleştirmiştir ve en uzun kara sınırına sahip olan Türkiye bu krizden çok fazla etkilenmiştir.

Dünyada küresel ve bölgesel güçlerin çıkarların çatıştığı yerlerde yaratılan terörle devletlerin veya şirketlerin birbirleriyle hesaplaşmaları ve uluslararası hiçbir örgütün bunu engelleyebilecek güç ve yetkiye sahip olmaması globalleşen dünyamızda bugün Suriye’de gördüğümüz olayların gelecekte birçok ülkede yaşanabilecegininde en önemli göstergesidir.

Yazar : Furkan Şimşek


Etiketler : ABD | Afkanistan | Amerika | DAEŞ | Dirty Wars | el kaide | Fahrenheit 9/11 | Jeremy Schail | obama | suriye | Türkiye |