top-logo

14 Sevval 1440

Türkiye-Abd İlişkileri Dahilinde Fırat Kalkanı Operasyonu Ve Doğu Sorunu

Türkiye-Abd İlişkileri Dahilinde Fırat Kalkanı Operasyonu Ve Doğu Sorunu

31 Mayıs’ta PYD’nin Menbiç Operasyonundan ve 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan süreçte sıkıntılı bir seyir izleyen Türkiye-ABD ilişkileri, bu tarihten sonra da aynı vaziyetini devam ettirdi. Zira, darbe girişimi dahilinde, Gülen’in iadesi meselesinde vurdum duymaz davranan ve oyalayıcı tavırlar sergileyen ABD, Suriye meselesinde yaşanan antlaşmazlıklara çözüm üretmeye çalışmak yerine, tüm bu sorunları kendi çatısı altında toplayarak,  kendi kararları ile halletmeyi düşündü ve elinden geldiğince bu problemlerin üzerini örtmeye çalıştı. Zaten darbe girişiminde payı olduğu düşünülen ve “Bir kere yapan bir kere daha yapar.” tarzı yargılamalarla suçlanan ABD, doğu sorununda daha da sıkıntıya düştü. Bütün bunların farkında olan ABD, başkan yardımcısı Biden öncülüğünde, vasıfsız bir ziyaret ile kendince,  müttefiki Türkiye’nin gönlünü almaya çalıştı. Biden,  “ilişkileri yeniden yapılandırmaya çalışan” fakat arkası boş mesajlar verdi. Koltukta oturuş şekliyle, Erdoğan’a yaklaşımı ve tavırlarıyla, soğuk ortamı kendince hafifletmeye çalışan bir Amerika görüntüsü çizdi. Biden, açıklamalarında ABD’nin hiçbir şekilde darbe girişimini desteklemediğini ve darbenin hiçbir şekilde ABD ile alakası olmadığını belirtti. Lakin ne hikmetse, mesele Gülen’in iadesi meselesine gelince ABD birden tutum değiştirdi. ABD’nin her daim müttefiklerinin yanında olduğu mesajını veren Biden, Gülen’in iadesi meselesinde sözü kuvvetler ayrılığına ve mahkeme sürecini beklemenin zorunluluğuna götürdü. Buradan nasıl bir sonuç çıkarmamız gerekiyor? ABD’nin bu konuda “Size garanti veremeyiz, dostluk başka hesap başka” tarzı  vurgulamalarda bulunduğu aşikar. Sürecin uzatıldıkça uzatılması ve gündem maddesinin değiştirilmeye çalışılması da ayrıca bu durumu kanıtlar niteliktedir. Lakin Türkiye hükümeti de, bekası ve güvenliği açısından bu meselenin peşini bırakacağa benzemiyor. Zira 15 Temmuz akşamı, halkın da iradesiyle büyük bir belayı savuşturan devletimizin,  bundan sonra ister doğu sorunu olsun, ister AB ile ilişkiler olsun, ister ABD ile müttefiklik ve Doğu Sorunu olsun,  rastgele hareket edeceğe benzemiyor. Bu sebepten ötürü, Gülen’in iadesi meselesi hakkındaki görüşmeler de soluksuz devam edecektir. Bu meselenin, sonuca bağlanmasının gecikmesi ise Türkiye’nin ABD ilişkilerine sekte vurarak, Doğu Meselesinde müttefiklik ilişkilerinin zedelenmesi ihtimalini içinde barındırmaktadır.

Doğu meselesine baktığımızda, müttefiklik ilişkilerinin zedelenmesini elbette sadece Gülen’in iadesi meselesine bağlayamayız, zira Türkiye’nin güneydoğu sınırında PYD ve DAEŞ’in kurmak istedikleri yapı ve düzenledikleri saldırılar ile büyük bir tehdit altında kalması, bu konuda önlem almak için Batılı müttefiklerinden istediği yardımın geri çevrilmesi, ABD’ye olan güvenin sarsılmasına sebep olan başka bir büyük adımdır. Müttefikliği ve dostluğu bir kenara koyan ABD, kendi politikasını sınırdaki DAEŞ güçlerinin yok edilmesine odakladı ve Türkiye’yi bir kenara bırakarak, terör örgütü olarak da tanımladığımız PYD ile görüşmelerde bulundu. Yani biz bir yandan PYD ile bir yandan da DAEŞ ile mücadele etmeye çalışırken ve PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesi sorununa değinip, bu sınırı kırmızı çizgi olarak belirlerken, vurdum duymazca PYD’ye hava desteği sağlayan ve DAEŞ’i temizleme yollarını, PYD’ye yardımda bulunarak yapmaya çalıştığını belirten ABD, daha sonra PYD’ye karşı uyarılarda bulunmak durumunda kaldı.

ABD, daha sonra Münbiç’in temizlenmesi için ‘çok sevdiği’ müttefiki Türkiye’ye garanti verdi,  ancak bunu yaparken içinde Arap güçlerinin de bulunduğu PYD güçlerinin Fırat’ın batısına geçmesini sağladı ve Münbiç’ten sonra PYD’nin, Fırat’ın doğusuna geri döneceğini açıklayacak çıkarcı tutumunu, müttefikini yatıştırmaya çalışarak sürdürmeyi denedi.

Fakat, PYD’nin Cerablus’u hedef olarak belirlemesi, Türkiye’nin doğu sınırında eskiye nazaran daha büyük bir risk ortamı oluşturdu. PYD’nin bu tavırlarıyla ve saldırgan bir rota belirleyerek ilerlemeye çalışmasıyla birlikte, aynı şekilde büyük bir risk ortamı oluştururcasına doğu sınırını tehdit eden, geçtiğimiz günlerde bizzat kendi memleketim olan ve şehirdeki karmaşaya bizzat şahit olduğum Gaziantep’teki acımasız DAEŞ saldırısı da, tehdidin ne kadar büyük bir boyutta olduğunu gözler önüne serdi. Her iç ve dış meselemizde olduğu gibi aslında Doğu meselesinde de yalnızız ve önce kendi çıkarlarını düşünen müttefiklere sahip bir uluslar arası düzene sahibiz. Fakat bu durum sadece Türkiye için böyle değil.

ABD’nin desteğini tamamen arkasına aldığını ve bu durumun her zaman böyle devam edeceğini düşünerek saldırganca tutumlar sergileyen PYD’nin büyük bir derse ihtiyacı var. Şahsım adına, PYD’nin bu şekilde hareket etmesinin çok komik ve sonu belirsiz olduğunu söyleyebilirim. ABD gibi küresel bir güç, kendi müttefiklerini ve hatta müttefiki olduğu büyük güçleri dahi istediği yolda ustaca kullanmayı başarırken, PYD güçlerine her daim destek olacağı inancı, meseleye at gözlükleriyle bakmaktan başka bir şey değildir. Zira dış politika fazlasıyla değişken bir yapıya sahip olup,  hiçbir dostluk ya da düşmanlık kalıcı ve baki değildir.

PKK’nın Türkiye uzantısı kabul edilen PYD’nin;Afrin, Ayn el Arap ve Cezire bölgelerinde hakimiyet elde etmesi, bu bölgelerde yönetimini ilan etmesi, Arap ve Türkmenlere karşı uygulamaya çalıştığı tehcir politikaları ve Türkiye içinde uygulanan ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olan politikaları tehlikenin ne kadar büyük olduğunu da ayrıca gözler önüne sermektedir.

Aslında bir kez daha dost zannettiklerimiz tarafından yüz üstü bırakıldığımızı ve Doğu sorununda özellikle güvensizce hareket etmemiz gerektiğini söyleyebilirim. Zira, Fırat Kalkanı Operasyonu’nda ABD’nin yanımızda hareket etmesi yine öncelikle kendi .çıkarlarıyla örtüştü. Daha önce terör örgütü saydığımız PYD ile kurduğu ilişki ve sorumsuzca hareketleri, DAEŞ’i PYD eliyle temizlemeye çalışması, ortaya daha büyük sorunlar çıkardı. Zira, hem PYD’nin müdahalede bulunabileceği alan genişledi hem de DAEŞ Türkiye’yi vurmaya başladı.

Türkiye’nin operasyona başlamasının bir başka nedeni, tüm bunlardan ziyade, Azez-Cerablus hattında güvenli bir bölge oluşturmak istemesi, sınır güvenliğinin sağlanması ve mülteci göçüne artık son vererek, PYD’nin önünü kesmek istemesiydi. Bütün bunlardan ötürü Türkiye, bu sorunlarına çözüm üretebilmek için önce Rusya ile ilişkilerini düzeltmenin yolunu tuttu. Atılan bu adım, Rusya’nın doğudaki nüfuzunu ve gücünü göz önünde bulundurursak, önemli ve sağlam bir adımdır zira doğuda hareket alanı geniş olan,  Rusya gibi bir düşman, Türkiye’nin sınırdaki çıkarları ve güvenliği için can sıkıcı ve daha tehlikeli olurdu. Ayrıca, Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesi,  yüzeyselce “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” mantığıyla hareket edilmediğinin ve dış ilişkilerde elden gelen çabanın gösterildiğinin bir kanıtıdır.

Düzeltilmeye çalışılan ilişkiler, görüşmeler, alınan kararlar ve yapılan hesaplardan sonra 24 Ağustos’ta saat sabah 04.00 sularında DAEŞ unsurlarının Halep kentine bağlı Cerablus’an temizlenmesi için harekata başlandı. Her ne kadar TSK, MİT ve Özel Kuvvetler kadar olmasa da, DAEŞ ile mücadele için oluşturulan Uluslar arası Koalisyon da operasyona destek verdi.ABD ise operasyona hava desteğini verdiğini açıkladı.

Peki bütün bunlar haricinde ne yapılabilir?

Aslında, Fırat Kalkanı Operasyonu dahilinde yapılacak bir değil, birçok şey var. İlk amaç, elbette DAEŞ’in bölgeden temizlenerek güvenli bir alan oluşturulmasıdır. Fakat; bunun haricinde Azez-Cerablus hattının temizlenerek, tampon ve güvenli bir bölge oluşturulabilir. Ayrıca sınır hattı tamamen güvence altına alınmalı ve İdlib-Halep’teki muhaliflerin tek çatı altında birleşmesi için çalışılmalıdır. Bütün bunların neticesinde halkın evine geri dönüşü sağlanarak,  muhalifler diplomatik alanda kuvvet kazanıp hakkını daha kolay ve daha çabuk savunabilir.

TSK’nın desteğiyle DAEŞ Cerablus’tan çıkarıldı; lakin DAEŞ sınır hattından tamamen temizlenerek, bölge tamamen kontrol altına alınmalıdır. Zira El-Bab civarı,  PKK’nın da çok istediği bir bölge ve ve güvenliğin sağlanması açısından üst düzeye sahip. Bütün bu meselelerde başarıya ulaşmamız açısından önemli olan şeyin sadece askeri destek olmadığı kanısındayım. ABD ile YPG’nin Munbiç meselesi üzerine uzlaşma yapması ve DAEŞ’in özellikle ülkemizde dur durak bilmeden düzenlediği canlı bomba eylemlerinin önüne geçilmesi ve masum insanların hayatlarını kaybetmesinin önüne geçilmesi son derece önemli. Ayrıca El-Bab bölgesini kontrol altına alma hususu da sadece askeri desteğe dayalı değildir. Bu bölgedeki halk ile iletişime geçilmesi ve desteklerini esirgememeleri için çaba gösterilmesi, başarı sağlanması için üst düzey bir öneme sahiptir. Bu destek, El-Bab’daki varlığı ve egemenliği garanti altına almak ve bölgeyi sağlam temeller ile yönetmek için çok mühimdir.

PKK ve Suriye uzantısı olan PYD’nin arzu ettiklerine ulaşamaması hem ülke güvenliğimiz hem de sınır güvenliğimiz için çok önemlidir. Her ne kadar ABD’nin uyarılarına “Fırat’ın doğusuna geçmeyiz !” cevabı verseler de,  Türk ordusunun sınırda gerçekleştirdiği operasyonlardaki başarısı onları hem kurmak istedikleri yapıdan edecek hem de Cerablus’un güneyinde elde etmek istediklerinden de mahrum bırakacaktır.

DAEŞ açısından ise, Kuzey’deki yapılanmalarının gitgide küçüldüğünü söyleyebiliriz. Zira Cerablus ve Menbiç’i de kaybetmeleri, işlerini bir hayli zorlaştırmış durumda. Daha fazla asker ve mühimmat kaybı yaşamaktansa, başkentleri kabul ettikleri Rakka’yı korumaya da çalışabilirler. Bölgede değeri olan tek yer olan  Dabık’ı kaybetmek istemese de şartlar ve durum yine de onları çekilmeye zorlayabilir.

İhtimalleri göz önünde bulunduracak olursak eğer,  Muhalifler Halep’in kuzeyine hakim olurlarsa, Halep’i ele geçirmeleri kolaylaşır.İdlib’te de birleşen muhalifler müzakere yapmak  için masaya eşit bir vaziyette oturabilirler. Tek bir ordu ve tek bir yönetim çatısı altında toplanmalarıysa, toprak bütünlüğünün sağlanması açısından başarılı sonuçlar doğurabilir. Toprak bütünlüğünün sağlanması, hem sınır güvenliği hem de terör örgütü mensuplarının temizlenmesi açısından son derece önem sarf etmektedir.

Son olarak;Türkiye ve ABD ilişkileri, darbe öncesi-sonrası ve operasyonlar neticesinde muallakta devam etse de ilerleyen zamanlarda görüşmeler ve müzakereler devam edeceğe benziyor. Bunlardan bir tanesi Gülen’in iadesi meselesi olurken, diğeri de YPG güçlerinin sınırdan temizlenerek Fırat’ın batısında kalması meselesidir. Her ne kadar müttefikliğe devam ederek operasyonlara beraber katılsalar da,  ABD’nin, Türkiye’ye verdiği sözlerin arkasında durup durmayacağı ve doğu sınırında ilerleyen zamanlarda meydana gelecek vaziyetler hepimiz için merak konusu olmaya da devam edecektir.

 

Ayşe Tuğçe Şerbetçi

 

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : ABD | başyazı | cerablus | DAEŞ | fetö | Fıratın Batısı | kırmızı çizgi | pkk | pyd | suriye | Türkiye |