top-logo

17 Şaban 1440

FETÖ ile Mücadele Kapsamında Nasıl Bir Yol İzlenmeli?

FETÖ ile Mücadele Kapsamında Nasıl Bir Yol İzlenmeli?

Terör örgütleri ile mücade halinde, geçmişten günümüze uygulanmış ve çoğu durumda başarılı olmuş en önemli çözümlerden bir tanesi terör örgütü liderinin, örgütten tasfiyesidir. Terör örgütü liderinin, devlet tarafından tasfiye hali, terör örgütünün gücünü azaltmada etkili olsa da kesin çözümler için bazı durumlarda maalesef ki istenilen sonucu verememektedir.

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması adıyla başlatılan ve geçtiğimiz günlerde darbe girişimiyle adından söz ettiren FETÖ, halen Türk devleti ve Türk halkı için büyük bir tehlike arz etmektedir. Burada şu nokta tekrar göze çarpıyor: bir örgütün, terör örgütünün zayıflatılması, örgüt ile mücadele etmenin daha da kolaylaştırılması için terör örgütü ele başının tasfiye edilmesi. Burada Fethullah Gülen’in, Türkiye hükümetine teslim edilmesi konusu gündeme geliyor. Fakat Amerika, bu iyiliği Türkiye’ye neden yapsın ki?

Geçtiğimiz günlerde ABD’li komutan Joseph Votel’in, konuşmasında  FETÖ mensuplarını ABD ordusunun yakın müttefiki olarak gördüğünü belirtmesi, Türkiye’nin yaşadığı darbe girişimi sonunda Amerika’nın ne derece yanımızda olacağını ve bizim onlara ne kadar güvenmemiz gerektiğini bir kez daha gösterdi. Durumun ciddiyetinin en az bizim kadar farkında olan ve bile bile bu açıklamalarda bulunan komutana ve ülkesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yanıt gecikmedi. Komutan’ın ayrıca “İrtibat halinde olduğumuz komutanlar tutuklanıyor.” tarzı açıklamalarına, Erdoğan’ın cevabı: “Bunun kararını vermek senin haddine mi? Sen kimsin? Bir defa kendini bileceksin!” şeklinde oldu. Özetle, Amerika’nın, Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesinde ciddi bir müttefik ve güvenilir bir dost olmadığı açıkça ortadadır. Bu aşamada Türkiye, her iç ve dış mücadelesinde olduğu gibi, bu meselede de yalnız hareket edecek gibi görünüyor..

Bütün bunlardan ziyade, FETÖ’yü diğer terör örgütlerinden ayıran önemli bir husus var. Zira örgüt lideri Fethullah Gülen, yaklaşık 20 seneden beri ABD’de korunaklı bir şekilde yaşamaktadır ve tüm faaliyetlerini oradan yürütmektedir. Örgüte sağlanan dış yardımın ne şekilde sağlandığı ve ne kadar olduğu halen kesin olarak bilinememekle birlikte, FETÖ ile mücadele, Türkiye için uzun vadeye yayılacak ve bayağı bir zaman alacak gibi gözükmektedir. 40 yılı aşkın bir süreden beri Türkiye’nin bir çok özel ve devlet kurumunda tıpkı bir ajan gibi hareket eden bu terör örgütü mensuplarını tamamen ortadan kaldırmak ve örgüt lideri Fethullah Gülen’i tamamen tasfiye etmek, onun yerine örgütün başına daha aşırıcı liderin geleceği sorununu yaratabileceği gibi, dağılamaya yüz tutmuş örgütün daha güçlü bir şekilde güçlenmesi şeklinde beklentinin aksine gerçekleşen sonuçlar ortaya çıkabilir. Zira tarihte bu şekilde bir çok örneğe rastlanmaktadır.

Peki ne yapılmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

FETÖ, tüm emirleri Fethullah Gülen’den almaktadır ve ara yönetici liderler, örgütte sadece emir komuta zincirini gerçekleştiren görevlilerden ibarettirler. Bu emir komuta zincirinin tasfiye edilebilmesi ya da içerde bulunan ve sadakati tartışılır insanların liderlik kavgalarından faydalanarak farklı aşamalarda tasfiye yolları aramak elbette mücadele için iyi sonuçlar doğuracaktır. Lakin şu da var ki örgüt temelde Mesihçi ve kıyametçi bir anlayışa dayanıyor. Yani bu şekilde beyinleri yıkanan insanlar, sadakatlerinden şüphe edilemeyecek kadar güvenilir hale getiriliyor. Zira, darbe girişiminin bu kadar gözü kapalı ve aptal cesareti denilecek bir şekilde yapılması da vaziyetin, en gözle görünür kanıtıdır. İşte bütün bu sebeplerden ötürü örgütün yakın zamanda tamamiyle ortadan kaldırılması ve devlet içindeki tüm varlıklarına son verilmesi biraz daha zorlaşıyor. Yine de tutuklanan ve aralarında örgütten çıkmaya korkan, bu sebepten ötürü tehdit edilen kişilerin de varlığı ve örgüt hakkında bilinmeyenleri anlatması, FETÖ ile mücadele açısından bir nebze olsun fayda sağlayacaktır.

FETÖ, Türkiye’ye öyle bir sızmıştır ki, yargısından polisine, eğitimden bürokrasiye, askeriyeden yükseköğretime ve kimi özel sektör konumlarına kadar hakim hale gelmiştir. Bu sebepten ötürü sadece askeri alanda bir tasfiye elbette yetersiz kalacaktır. Tüm devlet ve özel kurumlardan bu terör örgütü mensupları temizlenmedikçe, darbeye teşebbüs tam manasıyla geri püskürtülmüş sayılamayacaktır. Bu durumda sadece darbe teşebbüsü geri püskürtülemediği gibi, bulunamayan terör örgütü mensuplarının kendi aralarında başka oluşumları bir araya getirerek, devlet yapılanması için risk taşıması da elbette kaçınılmaz olacaktır.

İşte bütün bunlardan ötürü, FETÖ ile mücadele çok uzun bir zamana yayılacak,eğer önlem alınmazsa, örgüt yapılanması kendi içerisinde farklı isimlerle ve yapılanmalarla varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Öncelikle, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi haricinde, FETÖ ile mücadele konusunda uzmanlaşmış bir yapı meydana getirilmeli, güvenilir iletişim birimleri oluşturulmalı ve tüm bunlar yapılırken son derece dikkatli olunmalı, yurt dışındaki yapılanmalara da dikkat edilmelidir. Lakin bu aşamada önümüze çıkan nokta,yurt dışı yapılanmalarına dikkat etmek için bu yabancı devletler ile ilişkileri son derece iyi tutmaya çalışmak olacaktır. Fakat zannımca böyle bir durum, Türkiye’ye karşı darbe girişiminden sonra verilen tepkiler ile çok da mümkün gözükmemektedir. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin açıklamaları ve Yunanistan’ın kaçak askerleri Türkiye’ye iade etmemesi de durumu kanıtlar niteliktedir.  Sadece bunların örnek gösterilmesi elbette yeterli olmayacaktır fakat geçmişe gidersek ve geçmişten bu yana seyreden tüm dış ilişkileri süzgeçten geçirirsek, hiçkimseye hiçbir konuda güvenemememizin sebebi daha net anlaşılacaktır. Bu noktada “Tarih,tekerrürden ibarettir.” demek çok yerinde olacaktır. Hem bütün bu koşullar sağlansa dahi, yurt dışından soyutlanan ve örgütün radikalleşmesi ve Türkiye’yi iç savaşa sürüklemesi gibi bir durum bulunmaktadır. Fakat, bence dış güçlerin büyük bir kısmı ciddi anlamda ve samimi bir şekilde Türkiye’nin yanında yer almayacakları için, tüm bunlar gerçekleşmesi daha düşük bir ihtimal gibi görünmektedir.

Yine de, tüm olumsuz ihtimallere rağmen Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi için elimizden geleni yapmalı, dış ilişkilerimizde bu meselenin üstünün kapatılmasına ve türlü oyalanmalara maruz bırakılmamıza müsaade etmemeli, dini ve manevi açıdan aşırı sadakat donatılmış örgüt üyeleri için sarsıcı etkileri ardı ardına yaratmaktan asla vazgeçmemeliyiz.

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : 15 temmuz | darbe | fetö | fetullahçı |