top-logo

16 Şaban 1440

Tekrarı Olmayan Bir Yolculukta Elif Olabilmek

Tekrarı Olmayan Bir Yolculukta Elif Olabilmek

<Arkadaş ne çileli ne hasretli ne düşünceliyiz be, ne çok şeylerle meşgulüz böyle.
200.000 yıldır var olan biz insanoğlu ne kadar daha yaşayacak Rabbim bilir.

Hep uğraşılan uğraştığımız meseleler dünya meşgaleleri eğitim, para kazanma, yuva kurma, seyahat, gidip gelip başkalarının yaptıklarına takılmalarla geçen bir ömür.

Başkalarının yaşadıkları müşkülatlar karşısında güzelce öğüt verdiğimiz ancak iş başa düştüğünde tavsiyeleri görmediğimiz birçok meseleler vardır ki bu da düşünme mekanizmalarımızı dumura uğratmaktadır.>

  • Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah hayırını dilediği bir kimseyi günahlarını bağışlamak ve derecesini yükseltmek için onu sıkıntıya sokar” (Buhârî, Merda 1)
  • “Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima karşında bulasın. Bolluk zamanların da Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan bir şey senin başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp başkasına gitmez. Bil ki; yardım ve zafer sabırla beraberdir. Tasa ve sıkıntının peşinde ferahlık, güçlüğün ardında da kolaylık vardır.” (Müsned, I, 307)

Ramazanın 3. haftasını idrak ediyoruz çok şükür. İnsanlar doğal olarak biraz suskun, biraz uykulu ve biraz daha düşünceliler. Tabii bunun güzel yanı bizim Allah’a daha fazla yönelmemize neden olmaktadır. Bazen, keşke hep ramazan olsa diye içimden geçiyor atmosfer çok güzel insanlar daha mülayim vesaire ama tabi ki daha geniş pencereden olaya baktığımızda bu olay biz dünya işleri ile meşgul olanlar için çok zordur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dini yaşantıda aşırılığı, dünyadan el etek çekip toplumdan uzaklaşarak kendini sürekli ibadete vermeyi uygun görmemiş ve böyle bir eğilimde olan bazı sahabelerini ikaz etmiştir. Konu ile ilgili Peygamber Efendimizin sahabelerle iken Abdullah b. Amr ile geçen diyaloğu aklıma geldi. Sahabe efendimiz gündüzleri oruçla geceleri de ibadetle meşgul olması üzerine Efendimiz böyle yapmamasını tavsiye etmiştir ve bedeninin başkaları üzerinde de hakkının olduğunu ifade etmiştir. Yani 24 saat namaz ve oruçla geçiren birisi bedenen bitkin ve yorgundur. Ve bu şahsiyetin insanlığa katacağı fayda da bu nispetle az olacaktır. Hayırda yarışınız buyruluyor hadiste, bundan dolayı Müslüman güçlü ve başkalarını (eşini, dostunu) gözeten kollayan ve aynı zamanda hayırda yarışandır. İbadet yalnız namaz kılmak ve oruç tutmaktan ibaret değildir. Mesela, besmelenin söylenmesi de bir ibadettir. Çünkü besmele bir Kur’an ayetidir. Söylenmesi, yazılması ibadettir; kazançtır.

Hayvanlar bile şu dünyada verilen görevlerini yerine getiren birer fabrika gibiyken, dünyamızın direkleri dağlar, ayakta durarak dünyamızı zemine sabitlemekte sebat etmişken, deniz gemileri yüzdürüyorken, elbette insan olarak bizim de görevlerimiz vardır ve asla başıboş olamayız. Allah’ın bizlere verdiği en büyük zenginlik Müslüman anne babadan doğmuş olmamızdır ve bahşettiği birçok sıfat tecellilerine mazharız. Bu yüzden dimdik ayaktayız, güçlüyüz her şeyden önemlisi Müslümanız çok şükür. Allah’a, doğaya, insanlığa karşı görevlerimiz olduğunu unutmayalım.

Rabbimizin bizlere vermiş olduğu ilim, basar, semi, kelam, kudret gibi sıfatlarla kendi yaptığımız şeylerin bizleri gururlandırdığı zamanlarda hemen Allah’ı hatırlamalı ve yaptığımız ettiğimiz tüm durumlarımızda Allah’a şükür borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Üzerimize bahşedilen bu kadarlık kaynak ile düşündüğümüzde bırakın Allah’ın zatını tanıyabilmeyi hayal bile etmemiz mümkün değildir. Çünkü hakikat nazarıyla baktığımızda elimizde olmayan bir meleke ile sonsuz âlemi ve yüce Allah’ı hayal etmek gerçekten imkânsızdır. Ama gücünü, kudretini, dünyaya geliş amacımızı vesaire tefekkür edebiliriz.

Bu görme, duyma, bilme, kudret ve benzeri sıfatların Allah’ın kendi sıfatlarının birer yansıması olduğunu dilerseniz şu örnekte açıklayalım. Hacivat-Karagöz oyununu bilmeyeniniz yoktur. Oyunu izlemeye giden insanların perdenin arkasından canlandırdıkları ve konuşturdukları kuklaları seyircilere perde önünden yansıtarak izlettirilmektedir. Bu tip canlandırmaları aklıselim insanların, kuşkusuz konuşmaktan ve hareketten yoksun olan o kuklaları yapan ve oynatan bir el, bir sanatkârın olduğunu anlarlar. Bizler de Allah’ın melekler vasıtasıyla koruma ve gözetim altında oluğumuzu ve bize yüklenmiş olan bu sıfatları var eden bir Rab olduğunu nasıl es geçer kendimizden bilebiliriz.   

Daha önceki zamanlarda da belirttiğim gibi insanoğlu olarak aciziz, fakiriz ve muhtacız. Bu yüzden biz kul olmak mecburiyetindeyiz. Sonra her yaptığımız ibadette Allah için sebat ederek az da olsa devamlı olması şartı ile yönelerek görevlerimizi yerine getirmeli ve eksiklerimizi de tamamlamalıyız. Yaptığımız bu ibadetler de bizlere asla zor gelmemelidir.

“Allah kimseye gücünün yetmeyeceğini teklif etmez” (Bakara Suresi 286. ayet )
“İlahi emirlerin ve yasakların hepsi insanın gücüne, takatine göre eşit orandadır, gücümüzün üstünde değildir. Çünkü Allah (cc) zor olan şeyleri bizden istemez. Bizim için kolay olanı murat eder, bizlere güçlük murat etmez.” (Bakara Suresi 2/185. ayet)

Allah’ı düşünmeyip kime, ne için ibadet ettiğinin farkına varmadan yapılan ibadetler de maazallah bıkkınlık ve yapılan ibadetlerden haz almamaya, huzursuzluğa götürür ki bu da emeklerin boşa gitmesine sebep olabilir. Bu idrake kavuşabilme şartı tefekkürden, okumaktan, sohbetlere devam etmekten ve bu yolda dirayetli olmaktan  geçer. Bu ölçekle hayal dünyamızı genişleterek ibadetlerimizi daha şuurlu yapmış ve kulluk zevkinin doruğuna ulaşmış oluruz inşallah.

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : başyazı | elif | ibadet | iman |