top-logo

14 Ramazan 1440

Dünyayı Derinden Sarsan Büyük Bir Askeri Deha, Büyük Bir Muharebe: İstanbul’un Fethi (29 Mayıs 1453)

Dünyayı Derinden Sarsan Büyük Bir Askeri Deha, Büyük Bir Muharebe: İstanbul’un Fethi (29 Mayıs 1453)

“Efendinize söyleyin, direnmeyi bırakıp şehri teslim etsin. Bunu yaparsa Mora’nın hakimiyetini kendisine ihsan edeceğiz. Razı olmazsa, şehre zorla gireceğiz ! Biz Sultan Murad Han oğlu Mehmed Han olarak peygamber müjdesi peşindeyiz!”

İstanbul kuşatmasının devam ettiği 22 Nisan 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in dilinden bu cümleler dökülmüştü.. O sırada Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç’te toplanan yüzlerce Osmanlı gemisinin şaşkınlığı içerisindeydi. Hanedanı ve İmparatorluğu için zamanın daraldığının farkındaydı fakat o çaresizdi ki, Mehmed Han’a vergi ödeyeceğini ve surların dışındaki tüm topraklarını vereceğini teklif etti. “Yeter ki kuşatmayı kaldırsın, bütün bunlara maruz kalmaya dayanamıyorum.” diyordu. Vaziyet Bizans için gerçekten de dayanılmaz derecedeydi. Neredeyse 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu’nun tarihe karışmasına az bir zaman kalmıştı ve Ortodoks dünyası bu zamana kadar şahit olmadığı büyük bir şaşkınlık ve korku içerisindeydi.

Mehmed Han kararlıydı. İstanbul mutlaka fethedilmeliydi. Böylelikle, Anadolu ve Rumeli topraklarını birleşecek, Bizans’ın kışkırtmalarının önüne geçilecek,Rumeli’ye geçişte yaşanan zorluklar sona ermiş olacak, deniz ticareti ile ekonomi gelişecek ve Avrupa devletlerinin Türkleri Balkanlardan atma ümidi sona ermiş olacaktı. En önemlisi de Mehmed Han, peygamber efendimizin övgüsü şerefine nail olacak, İslam dünyası tarafından itibarı fazlasıyla artacaktı. Artık başka çare kalmamıştı. İstanbul ya alınacak, ya da alınacaktı. Hadis-i Şerif gerçekleşecek, dünya ve Osmanlı Devleti için yeni bir dönem başlayacaktı.

Bu sebeple Fatih, daha tahta çıkmadan İstanbul’un alınması hakkında düşüncelere dalıyor ve planlar kuruyordu. Tahta çıkınca, 7.Osmanlı padişahı olarak derhal planlarını hayata geçirmeye koyuldu. Çok zekiydi, diplomatik ve askeri konularda tam bir dehaydı. Fetih öncesinde ya da sonrasında kendisine sorun yaratacak her şeyi önceden düşünüp, önlem alması gerektiğinin bilincindeydi. Zira İstanbul daha önce o kadar çok kuşatılmıştı ki, yine aynı başarısızlığa düşülmemek için her şey yapılmalıydı.

Öyle de oldu. Mesela kuşatma sırasında Bizans’a Karadeniz’den yardım gelebilirdi. Bu sebeple, gelecek yardımları önlemek ve kuşatma esnasında üs olarak kullanmak amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Hisardaki 400 askerin ve kalenin korunması görevini Firuz Ağa’ya verdi. Lakin sadece Karadeniz üzerinden değil, boğazlar üzerinden de yardım gelebilirdi. Bu sebeple ve İstanbul’u denizden de fethedebilmeyi kolaylaştırmak amacıyla 400 büyük parçalı donanma inşa ettirdi.

Ayrıca Bizans’ın İstanbul çevresindeki kaleleri, kuşatma sırasında Osmanlı ordusuna ciddi sorunlar çıkarabilirdi. Mehmed Han, bunun da üstesinden gelmeyi bildi ve İstanbul çevresindeki tüm kaleleri fethetmesi için Karaca Paşa’yı görevlendirdi ve 10.000 asker ile birlikte tüm Bizans kaleleri ele geçirildi. Ayrıca Mehmed Han, surların üzerinden aşırtma gülleler atacak havan topları dökülmesini emretti, hatta bu topların planlarını bizzat kendisi çizdi. Bizans zindanlarından Osmanlı lağımcıları tarafından kaçırılan bir mühendis olan Urban, Osmanlı emrine girerek,Mehmed Han’ın emrettiği Şahi adlı topları bizzat kendisi döktürdü. Bu topların tek güllesi yaklaşık 550 kg ağırlığındaydı. Uzunluğu 8m çevresi ise 2.5 metreydi.

Mehmed Han aynı zamanda surlara yaklaşmayı ve tırmanmayı kolaylaştırmak için surlardan daha yüksek olmak kaydıyla tekerlekli kuleler yaptırdı. Bütün bu askeri tedbirlerden ziyade, kuşatma sırasında sınırların güvenliği için; Macaristan, Sırbistan, Eflak, Venedik ve Karamanoğulları ile barış antlaşmaları yapıldı. Ayrıca Avrupa’ya, Bizans’a yardıma gelmesini engellemek için 10.000 kişilik bir ordu gönderildi.

Bizans için artık umutlar tükenmişti. IV.Haçlı Seferleri’nden sonra hiçbir zaman tam bir toparlanma sağlanamamıştı. Halk sefalet içerisindeydi. Açtı,açıktaydı. Daha hanedan bile kendini toparlayamazken,halk nasıl kendini toparlayabilirdi ki? Bizans halkı, IV.Haçlı Seferleri’nden öyle bir halde çıkmıştı ki, Mehmed Han’ın İstanbul’a doğru hareket ettiği haberi onları pek fazla şaşırtmıyordu. Artık her şeye hazırlardı. Aynı dini paylaştıkları insanlar bile onlara bu kadar zulüm yaptıktan sonra,Mehmed Han’ın onlara yapacaklarının, Latinlerinki kadar büyük bir yıkıma yol açacaklarına ihtimal vermiyorlardı. En kötüsü başlarına zaten gelmişti. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki? Ellerinden geleni yapmaya hazırlardı, lakin İmparator Konstantin’in Vatikan’dan yardım istemesine şiddetle ve korkuyla karşı çıktılar. Onlar için ikinci bir Katolik zulmü baş gösterebilirdi.

“Katoliklerin bize yaptıklarını Ortodoks halkımız nasıl unutur? Ne yani ? Zalim ve barbar Latinlerden de mi kötü bu Mehmed Han dedikleri kral? Hiç sanmıyoruz. Öyle bile olsa Katolik ve Ortodoks kiliseleri asla birleşmeyecekler! Yemin olsun ki o zalimler, tanrının bütün güzelliklerini bahşettiği bu güzel şehre bir daha asla giremeyecekler! Biz, Konstantinopolis’te Latin külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ediyoruz !”

Beklenen gün yaklaşıyordu. Yüce Allah, bu kutlu zaferi ve Hz.Muhammed (s.a.s.) ‘in övgülerine layık olma şerefini Sultan II.Mehmed’e nasip etmesine çok az bir zaman kalmıştı.

Konstantin, büyük bir korku ve umutsuzluk içinde Avrupa halklarına, vaziyeti anlatan mektuplar gönderiyor ve yardım istiyordu. Papalık tarafından Bizans’a 3 kadırga ve 200 asker gönderildi, ayrıca 30 geminin gönderilmek üzere hazırlandığını iletti. Lakin böyle bir hazırlık söz konusu değildi. Katolik dünyası, bir kere daha zor zamanında Ortodoksları sırtından vurmuş ve yardım göndermek için gemi hazırlamak yerine yalan söyleyerek, oyalamayı tercih etmişti. 1453’ün ocak ayında Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani iki gemi ve 700 asker ile birlikte yardıma geldi ve İmparator Konstantin tarafından başkomutanlığa atandı. Eğer bu savaştan zaferle çıkan taraf Bizans olursa, Limni adası komutana verilecekti.

Bizans, gelen yardımların haricinde, kendi içerisinde de önlemler almaya başladı. Haliç’in ağzı zincirlerle kapatıldı. Savaşlarda uzun zamandır kullanılan Grejuva ateşine ve İstanbul’un “yıkılmaz zannedilen” surlarına çok güveniliyordu. Bilmiyorlardı ki emin oldukları bu iki silah da güvenlerini boşa çıkaracaktı…

İstanbul surları sadece karadan gelecek saldırılar için değil, denizden gelecek saldırılar için de surlarla kaplanmıştı. Lakin henüz 21 yaşında olan askeri dehanın, bu sorunun da üstesinden geleceğini kim bilebilirdi ki?

II.Mehmed Han, öncelikle kara üzerinden İstanbul’u kuşattı. Lakin Osmanlı ordusundaki topçular acemiydi ve top konusunda fazla tecrübeli değillerdi. Topların atıldıktan sonra tekrar doldurulması çok uzun sürüyordu ve bu sürede Bizans askerleri dirençlerini artıyorlardı. II.Mehmed, daha hızlı olunmasını emredince bir top parçalanmış ve topun çevresideki askerler ile mühendis Urban’ın ölümüyle kara kuşatması başarısız olmuştu. Bunun üzerine II.Mehmed,komutanlarını toplayarak toplantı yaptı. Halil Paşa her ne kadar kuşatmanın kaldırılmasını önerdiyse de, Zağanos Paşa ve Molla Gürani’nin de içinde bulunduğu topluluk bu öneriyi reddettiler ve kuşatmanın devam etmesini savundular. Fakat bu şartlar altında kuşatma nasıl devam edilecekti? Denizden bir kuşatma yapılmalıydı ama nasıl yapılacaktı? İşte bu konu hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Çok geçmeden II.Mehmed Han bu sorunun da üstesinden geldi. Gemiler karadan yürütülecek ve bu şekilde bir deniz donanmasına başlanacaktı.

Mehmed Han, ilk olarak Galata ile İstanbul arasında kara bağlantısı sağlamak için Haliç üzerine köprü kurulmasını emretti. Lakin bu köprü düşmana karşı savunmasız kalacaktı. Gemiler, Galata surları önünden kaydırılarak Haliç’e indirilmeliydi. Öyle de oldu. Ayrıca Haliç’teki donanmayı vurmak için Galata civarında hakim tepelere toplar yerleştirildi.

Cenevizliler her ne kadar Bizans’a yardım etse de, II.Mehmed Han’ın bu muharebeden zaferle çıkabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak  gizliden gizliye Osmanlı ordusuna da yardım ettiler. Gemiler yürütülmeden önce, Galata taraflarına saklanan Osmanlı topçuları, Haliç’teki Bizans gemilerini topa tuttu. 21 Nisanı 22 Nisana bağlayan gece ise gemiler geçirilmeye başlandı. Bizanslılar isteseler de o an gemiler ile meşgul olamazlardı. Zira St.Romanos (Topkapı) Kapısı civarında açılan gedikleri kapatmaya uğraşıyorlardı. Bizans ordusu, sıra ahşap geminin inşasına gelince, karşı koymak için ellerinden geleni yaptılar. Osmanlı gemileri yakılmaya çalışılsa da başarılı olunamadı. Osmanlı’nın bir gemisinin bir bölümü yansa da, esir alınan denizciler şehrin gözü önünde öldürüldü. Bu duruma misilleme yapan Bizans İmparatoru ise elindeki 260 esiri infaz etti ve başlarını keserek şehrin surlarına çaktırdı.

Konstantin ne kadar çabalasa da sonun adım adım yaklaştığının farkındaydı. Papadan beklenen yardım bir türlü gelmiyordu. Şehirde kıtlık artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Haliç surları Osmanlılar tarafından dövülmeye başlamıştı. Konstantin ise eli kolu bağlı oturarak, ümitlerini yitirmiş bir vaziyette hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

21 mayıs sabahı bütün Osmanlı donanması Haliç önlerine geldi. Halk büyük korku içerisinde oradan oraya koşarken,kiliselerde çanlar aralıksız olarak çalmaya başlamıştı. O gün Mehmed Han,ordusuyla geri çekildi lakin surlar her gün aralıksız olarak bombalanmaya devam etti. Toplar şehrin içine tamamen ulaşamasa da, yaydığı korkunç gürültü insanların moralini bozmaya yetiyordu.

Bununla beraber Osmanlı ordusu, kuşatmaya yer altından tüneller kazarak devam etti. Lakin ilk tüneller Kaligania Kapısı civarında, yer altından gelen sesler sebebiyle fark edilince, Bizanslılar da tünel kazmaya başladılar. İki tünelin kesişmesi sonucunda yer altı savaşı başladı, son olarak Bizans’ın tüneli ateşe vermesiyle iki taraf da büyük kayıplara uğradı. 21 mayısta Bizans tarafından fark edilen diğer Osmanlı tünelini ise, Osmanlı askerleri bizzat ateşe vererek iki tarafı zarara uğrattı. Bütün bunlara rağmen Osmanlı ordusu ilerlemeye devam etmiş, yer altından, Bizans ordusunun keşfedemediği birçok tünel kazarak İstanbul’un surlarını aşmayı başarmıştır.

Yeraltından yapılan savaşlar bu şekilde devam ederken ve surların ardında birçok insan kıtlıkla mücadele ederken, surlardan yüksek olan ve yürüyen kuleler son derece ümitsiz olan Bizanslıların direncini iyice kırmaya devam etti. Mehmed Han, artık son taarruzun yapılma zamanının geldiğini düşünüyordu. Lakin öncelikle İsfendiyaroğlu Kasım Bey, elçi olarak Konstantin’e gönderildi ve teslim olması istendi. Eğer teslim olursa, hanedana, canına ve malına dokunulmayacaktı. Aksi halde her şeyi elinden alınacak ve hanedana acınmayacaktı.

Konstantin bu teklifi şu sözlerle reddetti:

“Şehri sana teslim etme konusuna gelince, bu ne benim ne de başka birinin yapabileceği bir şeydir. Daha açık konuşmak gerekirse, bunun için hepimizi öldürmen gerekiyor. Bu, senatomuzun oy birliğiyle aldığı karardır. Direneceğiz. Bu uğurda ölmeye de hazırız.”

Bunun üzerine Mehmed Han, üç gün boyunca İstanbul’u yağmalama izni çıkardı, yeniçeri kutlamalar yaparak tekbir sesleriyle surları geceleri de yağmalıyordu. Savunma ile görevli Bizans askerlerine fırsat verilmiyordu.

Direnişlerin ardından Bizans bazen zafer kazansa da Cenevizli komutan Giustiniani’nin ağır yaralanmasıyla Bizans için tam bir yıkım baş gösterdi. Askerler sokaklarda kaçışmaya başlamış, Venedik ve Ceneviz askerleri, gemilerine binerek kaçmışlardı. Şehirde yağma başlasa da Mehmed Han, İstanbul’un tamamen düşmesinin ardından yağmanın derhal durmasını ve emre uymayanların infaz edilmesini buyurdu.

II.Mehmed, vezirleri ve komutanları ile birlikte, St. Romanos Kapısı’ndan şehre girdi. Ayasofya’nın önlerinde secdeye kapandı,Allah’a şükretti ve toprağı öptü. Kiliseye sığınan kalabalığa zarar verilmeyeceğini ve canlarına dokunulmayacağını söyledi.

Bizans tarafında savaşmış olan ve Bizans esiri olan Şehzade Orhan ise İstanbul’un düşmesi ile intihar etti. Başı ise Fatih Sultan Mehmed’e getirildi. XI.Konstantin’e  ne olduğuna dair kesin bilgiler mevcut değildir lakin Paleologos hanedanı Mora’ya kaçmayı başarmıştır. Yine de kaçamayan asillerin ise canlarına dokunulmamıştır. Konstantin’in yeğeni ise Osmanlı sarayında yaşamış ve Müslüman olarak Mesih Paşa adıyla II.Bayezıd döneminde sadrazamlık yapmıştır.

İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya’ya dokunulmadı lakin camiye dönüştürülme faaliyetlerine başlandı. Hıristiyan halkın inançlarına da dokunulmadı. Ortodoks Patrikliği oluşturuldu ve patrik olarak II.Gennadios atandı. Ayrıca 1461’de bir Ermeni Patrikliği oluşturuldu ve patrik olarak Bursalı I.Hovagim atandı. Yahudiler de inançlarını özgürce yaşamaya devam ettiler. İlk hahambaşı ise Moş Kapsari oldu.

Artık dünya için yeni bir dönem başlıyordu. 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu tarihe karışırken,Osmanlı devleti dev bir İmparatorluk haline gelmeye başlıyordu.Artık Balkanlar’da ve Avrupa’da ilerlemek için Osmanlı’nın önüne çıkabilecek hiçbir engel kalmamıştı. Fatih ünvanını alan II.Mehmed, merhametli,müsamahalı bir devlet adamı ve padişahtı. İçinde her zaman Allah korkusu taşırdı. Bir aralar tahtı bırakıp Allah aşkıyla derviş olmak istese de hocası Akşemsettin tarafından uyarılmış ve tahtı bırakmaması gerektiğine inancını arttırmıştır, Fatih Sultan Mehmed, vefatına kadar 7.Osmanlı Padişahı olarak kalmış ve seferlerine devam etmiştir.

İstanbul’un Fethi, Türk tarihi için önemli olduğu kadar dünya tarihi için de çok mühim bir olaydır. Zira bu muzaffer fetih ile Ortaçağ kapanmış ve Yeni Çağ başlamıştır. İşte milletimiz, atalarımız dünyayı etkileyecek kadar büyük ve kutlu işler yapmış, yüzyıllar boyunca adından başarıyla söz ettirmiştir. Müslümanlar bu bilinç ile kasıtlı ve isteyerek bir gayrimüslimin dahi canına kıymamış, Yüce Allah,dünyayı en derinden etkileyen bu muzaffer ve kutlu zaferi aziz Türk milletine nasip etmiştir.

Hamdolsun. Bu kutlu ve muzaffer fethin,Fatih Sultan Mehmed’in ve Osmanlı ordusunun büyük mücadeleler ile kazandığı ve bize bu gururu yaşattığı İstanbul’un Fethi’nin 563.yılı kutlu olsun.

Nice fetih kutlamalarına erişmemiz dileklerimle….

A.Tuğçe Şerbetçi

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : 29 mayıs | başyazı | fatih sultan mehmet | fetih | istanbul |