top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Kitab

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Kitab

Kuran, bilimi ve araştırmayı teşvik eden bilim ile ayrı düşünülmeyecek bir Kitap’tır. Bilim söz konusu olduğunda bazı çevrelerin inançlarını bir kenara koyarak bu konuyu ele aldıklarına şahit olmaktayız. Ve hatta çıkmaza girdiklerinde yaratıcıdan ihtimal dâhilinde olabilir koşullar tartışılacağına, akıl almaz biçimde işin var edici gücünü yok sayarak kendilerine çıkış yolu olarak doğanın gücü, fizik yasası vs. söylemlerle düşünce boyutlarını şekillendirmektedirler. İsterseniz Big Bang teoreminden giriş yaparak nasıl bir kâinatta yaşıyoruz, ne kadar bilgiye sahip olduğumuzu ve insan olarak gücümüzden bahsedip Kuran ile ilgili ilişkileri inceleyelim.

Evren başlangıçta bitişikti. Big Bang dediğimiz hadise ile büyük patlama meydana geldi. Bununla birlikte çok yoğun ve çok sıcak ortamda atom altı parçacıkların ortaya çıkması günümüzdeki atomları meydana getirdi. Tabi Kuran’da da geçen evrenin genişlemesi burada zuhur ediyor; çok yoğun ve çok sıcak ortamın giderek genişlemesi ve bunun etkisiyle sıcaklık ve yoğunlukta düşmelere neden oldu. Sonrasında yıldızlar oluşmaya başladı. Kısaca Dünya’nın ve insanlığın oluşma süreçleri de dolaylı olarak aşama aşama gerçekleşmiş oldu.

Evrenin yaşını, sınırının olup olmadığı, büyüklüğünü, güzelliğini kavramak olağanüstü bir hayal gücü gerektiriyor. Uçsuz bucaksız gibi görünen şu evrende biz insanların kapladığı yer ile yapabildiklerimiz nispetinde çok da gücümüzün olmadığının farkında olmamız gerekmektedir.

MÖ 340 yılında yayınladığı Gökyüzü adlı kitabıyla Aristoteles Dünya’nın düz olmadığını yuvarlak olduğunu söylemesi, eski insanlardan başlayan evreni anlama çabalarını bizlere gösteriyor. Galileo ve Newton ile biraz daha derinleşen, geliştirdikleri kuramlarla bu söylemlerini bir yerlere oturtanlar cisimler arasındaki kütle ve kuvvet ilişkisinde epey yol kat etmişlerdi. Sonrasında Clerk Maxwell elektrik ve manyetik kuvvetleri bir araya getirmede kullandığı kuramları bir arada kullanarak başardığı ışığın yayılma hızı ve sonlu olduğu kuramını öne sürmüştür.  Ve gelelim Güneş’e. Güneş’te orta büyüklükte sarı renkli bir yıldızdır. Güneş Dünya’ya yalnız 8 ışık dakikası uzaklıktadır. (149.6 milyon km) Güneş’in ışığı Dünya’ya 8 dakika 20 saniyede ulaşır. Yani şu anda Dünya’nın herhangi bir bölgesine ulaşan ışık Güneş’ten 8 dakika 20 saniye önce ayrılmıştır. Dünya’ya Güneş hariç en yakın yıldız ise 4 ışık yılı uzaklıktaki Proksima Erboğa’dır. Bu yıldızın uzaklığını şöyle bir hayal ettiğimizde, tasarlanmış en hızlı uzay gemisiyle bile oraya ulaşmamız on bin yıl sürer ki bu da kâinatın genişliğini hayale sığmayacak boyutlara taşır.

Bilimin nihai amacı, evreni tümüyle tanımlayan tek kuramı oluşturmaktır. Evrenin ne zaman var olduğu daha ne kadar ömrünün olduğu konularıyla da ilgilidir. Bilim kurgu diyebileceğimiz ancak bununda matematiksel bir takım kuramlarla açıklayan zaman da ileriye ve geriye dönüş meseleleri de oldukça dikkat çekicidir. Mesela önerdikleri kuramlarda ışık hızının aşılması halinde örneğin bir füze fırlatıldığında füzenin fırlatılmadan önceki zamanına gitmesi gibi veya görelilik kuramının ele aldığı şu örnekte ise bir zaman makinesiyle Dünya’dan uçan biri, uzaydaki zaman akışının Dünya’ya nazaran daha ağır işlemesinden ötürü Dünya’ya tekrar dönüşünde uzayda geçirdiği zamandan daha fazlasının Dünya’da geçmiş olduğunu görür. Bu da bizlere zamanın mutlak olmadığının bir göstergesidir.

Yukarıda bahsedilen konularda, kimi bilim adamları evrenin sabit olduğunu, kimileri genişlediğini, kimi Dünya’nın yuvarlak, kimi ise kare gibi şekillerle düşünmüşlerdi. Bilimin bunca yıl üzerinde çalışarak birçok deney ve gözlemleri sonrasında ortaya koydukları tezleri Allah-ü Teâlâ Kuranı Kerim’de yaklaşık 1400 yıl önce bizlere hangi ayetler üzerinden açıkladığını görerek tefekkür edelim.

  • Enbiya Süresi 30. Ayet:

İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?

  • Zariyat Süresi 47. Ayet:

Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.

  • Zumer Süresi 5. Ayet:

Gökleri ve yeri, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde yarattı. Geceyi devamlı gündüzün üstüne örtüyor. Gündüzü de gecenin üstüne örtmeye devam ediyor. Güneşi ve Ay’ı koyduğu kanunlara boyun eğdirdi. Hepsi belirli bir vakte kadar akıp gidecektir. Unutmayın! Kudret ve hükümranlık sahibi olan, kâinatı koruma kalkanına alan, daima bağışlayan O’dur.

Kuran’ın kıyamet gününe kadar insanlara rehber olacağını unutmayalım. Bu Dünya’yı anlayabilmenin, inanmanın kuralları bu yüce Kitap’ta, ele aldığımız konu olan semavat bunlardan yalnızca biridir. Bunun gibi hayat rehberimiz Kuran’ın bizlere verdiği mesajları doğru anlar ve Peygamber Efendimizin sünnetleriyle layıkıyla yaşarsak Allah’ı daha iyi tanır ve idrak edebiliriz kanısındayım. 1400 yıl önce inen bu ayetler o zamanının insanlarının kolaylıkla anlayacağı türden olmasalar da Peygamber Efendimizi gördüler, sözüne inanıp şartsız iman etmişlerdi. Bizlerde Peygamber Efendimizi görmedik belki ancak iman ediyoruz ve hadiste de geçen ‘kardeşlerim’ sıfatına nail oluruz inşallah. Ahir zamanda da zaten bilimin belli bir noktaya taşıdığı gelişmeleri, Kuran’ın da değinmesi umarım imanımızı iki kat daha kuvvetlendirmiş olur.

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : bilim | evren | kuran'ı kerim | Mu'cizü'l-Kitab |