top-logo

15 Sevval 1440

Adı Güzel Kendi Güzel Hz. MUHAMMED (sav)

Adı Güzel Kendi Güzel Hz. MUHAMMED (sav)

Dünyanın hayırlı bir sese ihtiyacı vardı, biri mazlumların sesi olmalıydı, vahdeti, kardeşliği ve iyiliği öğretecek birisi olmalıydı ve oldu; Karanlıkları aydınlığa çevirecek ışık, ümit görünmüştü nihayetinde. Hayr-el beşer geliyordu, hakkın ve hakikatın peygamberi geliyordu ve geldi.

571’de bir güneş doğdu, adı Muhammed idi; zifiri karanlığı aydınlattı o güneş. İyi ki geldin ya Resulullah; medyundur sana bütün bir beşeriyet, medyundur sana bu ümmet. Rahmet peygamberiydi, merhamet peygamberiydi, insanlığın peygamberiydi, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Mahzun gönüllerin bayramı oldu.

610’da 40 yaşındayken, Hira dağında bir gün peygamberlik vazifesi ile görevlendirildi.   Cebrail Aleyhisselam göründü ve Ona, “Oku yaradan rabbinin adıyla oku” dedi. İlk ayette ‘oku’ diyordu. Artık nübüvvet vakti gelmişti, yılmadı, korkmadı, ye’se kapılmadı, çabaladı, uğraştı, anlattı, gösterdi, öğretti. Vazifeyi hakkıyla yerine getirdi, zalime boyun eğmedi. Davasından vazgeçmedi, o davasından vazgeçirmeye çalışanlara, “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz ben bu davadan vazgeçmem” demişti. Davasına sımsıkı sarılmıştı hak resul.

Yıllardan 632 idi, Medine güneşini kaybetmişti, Nebi bu dünyadan göç etmişti, inanılacak gibi değildi, çöle inen nur çölden ötelere gitmişti, Hz. Ömer inanmadı, inanamadı, hatta o an, “Re­sû­lul­lah ölmemiştir ve sağdır! Ona sadece, Hz. Mûsa’ya ârız olan saika gibi bir saika ârız olmuştur. Kim ‘Muhammed öldü’ derse, onu kılıcımla iki parça ederim!” demişti; Zordu, Resulullah vefat etmişti, kolay mıydı? Ebubekir geldi ve bu sözlerin üzerine, “Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Re­sû­lal­lah! Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (a.s.m.) öl­müştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hayy’dır, ölümsüzdür.” Sonra da Ehl-i Beyt’e teselli verdi. Dedim ya, ‘Mahzun gönüllerin bayramıydı’ Bayram yoktu artık, göç etmişti resul, yürekler ve gönüller mahzundu.

O nübüvvet zincirinin son halkasıydı; O hatem-ul enbiyaydı.

O, Muhammed-ül emindi, düşmanları bile ona güvenirdi; O güvenilir ve dürüst bir şahsiyete sahipti. Çocukları severdi, yaşlıları unutmazdı, hürmette noksanlık göstermezdi. Bir bereketti o Halime’ye, beşeriyete gönderilen büyük bir bereketti.

Muhammed demek hikmet demekti, bereket demekti, Muhammed demek kurtuluş demekti. Muhammed demek yol demekti, canlar uğrunda kurban olunan bir yol demekti.

Muhammed demek aşk demekti, hakkı tutmak demekti, aldırmak demekti, uyarmak demekti. Muhammed demek peygamber demek, nur demekti. Muhammed demek özlemek demek, unutmamak demekti. Fuzuli de özlüyordu seni, sana kavuşmak istiyordu, aşk ateşiyle yanıyordu adeta bizler gibi:

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!

Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp

dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Adaletliydi, gönlü genişti, anlayışlıydı, bazen komutandı! Ama o farklı bir komutandı, güzel bir komutandı. Sevgiyle, ilgiyle, gönül diliyle, anlayışla yaklaşan bir lider, bir komutan! O bir rehberdi. İnsanlığı çukurdan ve batıldan kurtarmaya çalışan rehber, bir uyarıcı “ümmetim ümmetim” diyen, ümmetinin selametini, birliğini, kardeşliğini isteyen bir peygamberdi, Veda hutbesinde gerekeni söylemişti:

“Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler; Allahın kitabı Kur an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir.

Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman kardeşinin kanıda, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana Arap olmayanında Arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allahtan korkmaktadır.”

Bugün bizler Kuran ve sünnete ne kadar sahip çıkıyoruz, ne kadar yaşıyoruz; Kuran ve sünnetten uzak olmak doğrudan uzak olmaktır, yanlışa yönelmektir, batılla beraber olmaktır, kötülük ve şer kapısını açmaktır. Ama Kuran ve sünnete yönelmek Hakk’a yönelmektir, hakkı tutmaktır, hayır ve iyilik kapısını açmaktır.

Irkçılık bir Müslüman’a yakışmaz. Müslüman insan etnik kimliğine bakmadan, Yunus gibi, “Yaratılanı yaratandan ötürü severim” anlayışına sahip olan insandır. Etnik kavmiyetçilik fitne ve huzursuzluğun en büyük sebebidir. Irkçılıkla değil; kardeşlikle, merhametle, anlayışla, takvayla, duayla, Nebi’nin yolundan giderek zafer sağlayabiliriz. Müminler birbirinin kardeşidir, ona zulmetmez. Kardeşinin elinden tutar, yanında olur.

Rabbim bizi Kuran ve sünneti yaşayan, ubudiyetin en büyük sorumluluk olduğunu bilen, şuurlu, hakkı tutup kaldıran, kendisinden önce kardeşini düşünen, düşündüren, okuyan, okutan, öğrenen, öğreten kullarından eylesin.

Biliyoruz Ebu Cehiller kıtalar dolaşıyor, biliyoruz hak ve batıl savaşıyor, ama şunu da biliyoruz:

Bu ümmet de ayakta yaşıyor, durmuyor, yılmıyor, korkmuyor, ümitsizliğe kapılmıyor, ye’sin bir bataklık olduğunu biliyor, zalimin karşısında hakkı haykırıyor, ilim peşinde koşuyor, biliyor ki; “İlim bilmek farzdır, Çin’de’de olsa alınız” dediğini, ya hak resul! Seni görmeyen kardeşim dediğin kardeşlerin senin yolundan gidiyor ya Muhammed!

Müteşekkiriz sana, müteşekkiriz yaptıklarına unutmadık, unutmayacağız seni ya resul!

Gönüller inşa etmeye, sevmeye, sevilmeye, sevgililer sevgilisinin senin, gönüller sultanının yani senin izinden gitmeye çalışıyor bu ümmet! Akif ne güzel söylemiş, o da bu ikrar ile haşrolunmak, biz de bu ikrar ile haşrolunmak istiyoruz:

Âlemlere, rahmetti, evet, şer’-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;

Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.

Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Aşkta sen, gönülde sen, ihsanda sen, ihyada sen, kardeşlikte sen, iyilikte sen varsın. Sensiz muhabbet olmuyor ya Muhammed, sensiz oldu mu anlamsız oluyor, dolmuyor, eksik oluyor; olmuyor ya resul olmuyor, muhabbet de senle anlam buluyor.

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl

Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl

Adı güzel kendi güzel Muhammed, canlar seninde yolunda kurban olsun ya Muhammed!

Ne mutlu ulu önderimiz Hz. Muhammed’in takipçisi olanlara, ne mutlu onun yolunda olanlara onu anlayanlara!

Selam aleyke ya Habiballah, selam aleyke ya Resulullah!

Kasım Karakaş

Yazar : Kasım Karakaş


Etiketler : 571 | başyazı | islam | muhammed | nübüvvet | sahabe |