top-logo

14 Ramazan 1440

Direnişin Sesi: Mehmet Ali Aslan

Direnişin Sesi: Mehmet Ali Aslan

Mehmet Ali Bey bize kendinizi tanıtır mısınız?

Mehmet Ali Aslan, 1980 Hatay İskenderun doğumluyum. İskenderun’da büyüdüm, 18 yaşında İstanbul’a üniversite eğitimim için geldim. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Evliyim, bir kızım var. (Allah bağışlasın) Müzik ile uğraşıyorum, onun dışında Haksöz dergisinin editörlüğünü yapıyorum.

Müzik hayatınız nasıl başladı?

Müzik hayatına ciddi anlamda üniversite yıllarında başladım. Üniversitedeyken düzenlediğimiz eylemlerde zaman zaman marşlar söylerdim. Arkadaşlarımın da tavsiyesiyle bir enstrümana yöneldim ve gitar öğrenmeye başladım. Değişik hocalardan gitar dersleri aldım. Çok istikrarlı bir eğitim sürecim olmadı. O dönemler 28 Şubat darbe sürecine karşı sürekli eylem halindeydik. Çoğu zaman derslere dahi giremiyorduk. Müzik eğitimimde bundan sebep sürekli kopmalar yaşadım. Ancak inişli-çıkışlı bir süreç de olsa bir şekilde başlamıştım, fırsat buldukça gitar çalışıyordum.  

Grup Yürüyüş müzik grubu nasıl oluştu?

2003’te Amerika’nın Irak’a müdahalesi gündem olmaya başlamıştı. ABD, Irak’ta kitlesel imha silahları olduğunu idda ediyordu ve Irak’ın işgaline hazırlanıyordu. Bu sürece karşı dünyada bir savaş karşıtı blok olmuştu. Türkiye’de de savaş karşıtı gösteriler başlamıştı. Biz de bu gösterilere sıklıkla katılıp yer alıyorduk. Üniversite de Müslüman öğrenciler olarak farkındalık oluşturmak için yoğun bir şekilde etkinlikler düzenledik. Bu etkinliklerde gelişigüzel bir şekilde kendimi sahnede buldum. Ardından öğrenci evinde beraber kaldığımız arkadaşlar ile çalışmaya başladık. Gitar, bağlama ve flüt çalıyorduk. Yavaş yavaş Grup Yürüyüş’ün alt yapısı oluşuyordu. Eylemlere, mitinglere grup olarak çıkmaya başladık. Fakat hala bir ismimiz yoktu. Bir süre Özgür-Der Müzik Grubu olarak anıldık. 2004 Mayısında istişaremizi yaptık ve Grup Yürüyüş’ü kurduk.

Peki, isim olarak neden Yürüyüş ismini seçtiniz?

Bizler hep etkinliklerde, yürüyüşlerdeydik, eylemlerde marşlar söyledik. O an içinde bulunduğumuz bu hal, ismimizin sebebidir. Meydanlarda doğan, yürüyüşlerden gelen bir grubuz. Ayrıca yürüyüş ifadesi bizi iyi ifade eden bir kelime, her daim yolda olmak anlamını içeriyor ki bizim için oldukça uygun. Hala da ismimizi beğenirim 🙂

Gençlerin toplumda ki müzik anlayışı ve gençlerin sizin ezgilere yaklaşımları nasıl?

Müzik konusu gerçekten önemli bir konu. Genel itibariyle insanları kuşatan bir olgu olması sebebiyle hayatın her anında var. Ben müziğe ilgisizim diyenlerin dahi bir şekilde yolu müzikle kesişir. Ya en basitinden ninni söyler veya ağıt yakar, müzik hayatın içindedir zira. Bugün gençliği kuşatan müziğe baktığımızda gerçekten ciddi bir yozlaşmanın ürünü olduğunu görüyoruz. Popüler kültürün belirlediği müzik tamamen eğlenmeye, tüketmeye, hazcılığa dayalıdır. İçeriği boş sözlerden oluşur, bunalım edebiyatı hâkimdir. Kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz (sav) dünyevileşme konusunda, hayatı sadece eğlenceden ibaret görme hususunda uyarıda bulunur. Aşktan, ilişkilerden başka bir derdimiz olmamasını ve hiçbir şekilde toplumsal sorunlarla ilgilenmememizi kınarlar. Bilakis hakikatin, adaletin ve özgürlüğün bir şahidi olmamızı ve gündemimizin de bu minvalde şekillenmesini öğütlerler. İslami bir tavrı, bir duruşu, bir mesajı olan gençler olmamızı isterler. İşte bizler de bunu esas alarak birtakım şeyler yapma çabası içerisindeyiz. Tabi ne kadar başarılıyız bu ayrı bir şey ama en azından yapmak istediğimiz budur. Bu noktada gençlerin bize ilgisi, tavrı ve tepkisi açıkçası ümit verici. Gittiğimiz konser ve gösterilerde bunu daha iyi görmekteyiz. Genelde ilgi ve beğeni ile karşılanıyoruz. Bu, bizim için mutluluk verici bir şey. Türkiye nüfusuna vurduğumuzda çok büyük kitleler olmasa da en azından hitap edebildiğimiz kesimlerde yaptığımız eserlere bir ilgi olduğunu söyleyebilirim. Gençlik bu noktada ilgili, gençlerimiz de bir açlık yaşıyor ve dolayısıyla kendilerine bir şey sunulduğunda buna karşılık veriyorlar.

İslami kesimde özgürlük denilince bir ön yargı var. Özgürlüğü biz anlayabiliyor muyuz?

Arapçada “hurriyya” kavramı ve kölelerin özgürleştirilmesi/hürleştirilmesi mevzunu düşündüğümüzde özgürlüğün aslında bize yabancı bir kavram olmadığını söyleyebiliriz. Bugünkü anlamıyla Batı kökenli bir kavram olsa da içini bu bağlamda doldurmamız mümkün. 60-70’li yıllarda sol grupların yaygın olarak bu kavramı kullanması yaşadığımız toplumda bu kavramla ilgili soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Zira sol düşünce bu toplumun dokusuyla asla uyuşmadı. İlgisi yokken sola ait bir kavram gibi görünmesi belli mahfillerde kavramla ilgili olumsuz bir algının oluşmasına yol açtı… Bugün dünya tarihine baktığımızda en fazla özgürlük mücadelesini Müslümanların verdiğini görürüz. Amerikan emperyalizmine de İsrail siyonizmine de Rusya emperyalizmine de Ortadoğu’daki diktatörlere de direnen asıl unsur Müslümanlar ve İslami hareketlerdir. Bu mücadelelerin temel sloganlarından biri özgürlük ve özgürleşmektir. Müslümanların bütün hakları ve özgürlükleri ellerinden alınmış. Bu noktada özgürlüğü talep etmelerinden doğal bir şey olamaz. Tabi bizler için kimseye hesap vermeyen, her şeyi ve her istediğini yapabilen, hiçbir otoriteye boyun eğmeyen anlamındaki bir özgürlük tanımı batıldır. Biz bizzat özgürlük derken aslında kula kul olmamayı, zalime boyun eğmemeyi, hiçbir zulme teslim olmamayı, bizleri kimliğimizden, değerlerimizden, inançlarımızdan soyutlamak isteyenlere karşı direnmeyi kast ediyoruz. Batılı anlamıyla değil, kendi referanslarımızla kavrama yaklaşıyoruz.

Sizce günümüzde gençler cihad kavramını doğru anlayabiliyorlar mı?

Hayat, bizim için iman ve cihaddır diyoruz. Cihad, hayatın tamamını kuşatan bir olgu ama zamanla anlamından koparılmıştır. Örneğin sadece kıtal (fiili savaş) ile karşılanıyor cihad. Kıtal, cihadın kapsam alanı içindedir ama cihadı salt kıtale indirgemek doğru değil. Bakınız Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında Peygamberimiz ve sahabeler savaşa iştirak ediyor. Ama hayatları tamamen savaştan mı ibaretti? Hayır ama hayatlarının tamamı cihaddı diyoruz. Türkiye’deki Müslüman kadın ve erkek herkesin bir anlamda hayatlarını cihad ile inşa etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Cihad nedir? İslam’ı yaşamaktır, İslam’ın mesajını çeşitli vesilelerle insanlara götürmektir, tebliğdir, mücadeledir, adanmışlıktır. Okul arkadaşlarını Kur’an’dan, Peygamber’den, ümmetten haberdar etmek, ümmetin bir meselesi hakkında samimi duygular ile bir şiir yazmak, şehitlerimiz hakkında bir ezgi bestelemek, coğrafyamızda yaşananlar ile ilgili bir tiyatro oyunu sunmak, bir anlamda iyiliği yaygınlaştırmak, yetimin elinden tutmak, muhacire ensar olmak… Bu saydıklarımız hep cihadın kapsam alanı içindedir. İlla elimizde silah olması gerekmiyor. O yüzden gençlerimizi de bekleyen vazife budur. İyiliği yaygınlaştırmak, kötülükten sakındırmak, haramdan, zulümden, ikiyüzlülükten, yalandan, her türlü fahşa ve yozlaşmadan insanları uzaklaştırmak ve etrafındakileri uyarmak  namına yapılan her şey cihaddır.

Özgür-Der ve İHH sizin için ne ifade ediyorlar?

İnsanlık için, Müslümanlar için, zulme maruz kalan herkes için kimliğine bakılmaksızın çaba gösteren bütün kurumlar bizim için değerlidir. Bu İHH’dır, Özgür-Der’dir ya da başka bir kurum veya partidir fark etmez. Bunlar ümmet ve insanlık adına ne yapıyorlarsa ne kadar çaba sarf ediyorlarsa bizim için o kadar değerlidirler. Örneğin Türkiye’de bir 28 Şubat süreci yaşandı. Bu süreçte ne yaptılar, baskı ve zorbalara karşı nasıl bir tavır takındılar? Suriye’de bir kıyım yaşanıyor ve bu kıyıma nasıl yaklaşıyorlar? Mısır’da bir darbe var, Filistin’de yıllardan beri devam eden bir zulüm var ve Arakan’da yaşanan olaylar vs. Bu kuruluşlar ve kurumlar bu olaylara nasıl bakıyorlar? Bizim için kırmızıçizgi ümmettir. Maalesef Türkiye’deki bazı İslami gruplar Suriye’de yaşanan kıyıma duyarsız kaldılar; bazıları söz konusu Suriye olunca merhamet, vicdan ve adalet duygularını hepten yitirdiler. Bu duyarsızlıklarıyla oradaki zalimleri destekler pozisyonuna düştüler. Bu noktada ümmetin çocuklarının acısını yüreğinde hissetmeyen bu kuruluşlar bizim için bir şey ifade etmezler. Ama hakkaniyet ile insanlık ve ümmet adına bir şeyler yapan ve şahitliklerine tanık olduğumuz grupları/kuruluşları önemsiyoruz. Bu noktada İHH ve Özgür-Der çok sevdiğimiz, saydığımız kuruluşlarımız arasındadırlar.

Gençliğe ne tavsiye edersiniz?

Bizi çok çook dinlesinler 🙂
Gençlere diyoruz ki hakkın ve adaletin sesi olabilmek için her daim doğru istikamette yürüyünüz. Ümmeti çokça seviniz. Farklı renklerimiz, dillerimiz olsa da çok farklı coğrafyalarda farklı kültürlerimiz olsa da ümmet olduğumuz için ne kadar iftihar etsek azdır. Bunun bilincinde olarak ümmet olmanın kıymetini biliniz. Yüce Allah, biz iman edenleri kardeş kıldı. Bunu unutmayınız ve ümmetin meselelerini sürekli gündeminizde tutunuz. Elbette ki çokça okuyunuz. İslam’ı en iyi bir şekilde temsil edebilmek için temel kaynaklarla hemhal olunuz. Kur’an’ı elden düşürmeyiniz.

Ne tarz müzikler dinlersiniz?

Dinlediğim sabit bir tarz yok. Fırsat bulduğum zamanlar farklı farklı şeyler dinlemeye çalışırım. Daha çok akustik kayıtları tercih ederim. Bu aralar Arap müziği dinliyorum. Hassaten direniş müziklerini takip etmeye çalışıyorum. Mücadele verilen yerlerdeki müzik grupları, müzisyenler neler yapmışlar, onları merak ederim. Müzikle ilgili olmama rağmen vakit olarak çok fazla zamanımı müzik dinlemeye ayırdığımı da söyleyemem.

Son yayınladığınız bir eser oldu. Bahseder misiniz?

“Ölmedik Daha” eserini yayınlayalı yaklaşık bir ay oldu. Bu eser Suriye kıyamının şehit öncüleri ile alakalı bir eserdir. Abdulkadir Salih, Zahran Alluş, Hassan Abbud gibi isimlerin tanınması gerektiğini düşünüyoruz. Kıyas yapmayı çok doğru bulmasam da şunu söylemek isterim: Bu isimlerin Che Guevara’dan neyi eksik? Bence artıları var ama eksileri yok. Suriye’de yaşanan süreci imkânlarım ölçüsünde yakından takip etmeye çalıştım. Bu isimlerin hayatlarına baktığımda “Sahabe Hayatından Tablolar” diye gençken okuduğum bir kitaptaki örnek hayatlar aklıma gelir. Abdulkadir Salih bütün malını varlığını bu süreçte harcayıp bulunduğu bölgede direnişi başlatıyor ve Halep’in birçok yerinin özgürleştirilmesine vesile oluyor. Abdulkadir Salih subay ya da askeri eğitim almış birisi mi? Değil, tamamen sizin bizim gibi bir insan. Profesyonel bir savaşçı değildi ama Halep’te kurduğu tugay, büyük bir cihad verdi. Diğer bir isim Zahran Alluş… Arabistan’a gidip babasının yanında ilmi çalışmalar yapıp müreffeh bir hayat yaşayabilirdi. Ama o ne yaptı? Şam’da en riskli bölgede büyük bir ordu kurdu. Ne için böyle bir hayatı ve ölümü seçti? Hasan Abbud hakeza niçin sahada olmayı, mücadeleyi seçti? Şehitlerimizin hayatlarını hakikaten öğrenmemiz gerekiyor. Grup Yürüyüş olarak bizler birçok eserimizi bu perspektifle yapıyoruz. Bu insanların unutulmaması gerekiyor. Bakın Suriye’de gerçekten 5 yıldır bir destan yaşanıyor. Peki, Suriye hakkında ne kadar ilmi, kültürel, edebi, sanatsal çalışmamız var? Kendi gündemimizi, mücadelemizi sanata aktarabilmeliyiz. Bu tüm coğrafyalarımız, tüm direnişlerimiz, mücadelelerimiz, öykülerimiz için geçerli.

Gençlere okumalarını tavsiye ettiğiniz bir kitap var mı?

Gençler için başucu kitap kuşkusuz Kur’an-ı Kerim olmalıdır. Kur’an’ı anlayarak okumak durumundayız. Kur’an anlaşılır olduğu kadar kolay bir dile sahiptir zira. Meal ve tefsirler bu konuda yardımcı olabilir. Hz. Peygamber’in (sav) hayatını iyi kavramamız gerekir. Kur’an-ı Kerim’i en iyi pratize eden odur. Siyeri Kur’an’daki ilgili ayetlerle de karşılaştırarak okumamız gerekiyor. Öncü şahsiyetlerimizi, sahabelerimizi, bugüne kadar gelen tüm değer verdiğimiz isimleri tanımak durumundayız. Çağdaş öncülerimizin fikirlerini okumalıyız. Afgani’den Hasan el Benna’ya, Seyyid Kutub’dan Mevdudî’ye ve Malik bin Nebi’ye kadar modern ve öncü isimlerimizi tanımalı, eserlerini okumalıyız. Ayrıca tarihimizi bilmeli, İslam tarihini dünden bugüne anlatan kitapları okumalıyız. Günümüzde çağdaş kavramlarla muhatabız, komünizmden kapitalizme, muhafazakârlıktan liberalizme kadar… Bu kavramları da iyi öğrenmeliyiz. Kavramlar karşısında söyleyecek sözümüz olmalı; tüm bu konularda bizlere donanım sağlayabilecek kitapları okumaya çalışmalıyız. Bu şekilde konu başlıkları olarak önermeyi tercih ettim. Ama hassaten HAMAS komutanlarından Abdullah Galip Bergusi’nin kendi hayatını anlattığı “Yoldaki Mühendis” adlı kitabını bir gencin neler yapabileceğini çok iyi tasvir ettiği için okumalarını önerebilirim.

Mehmet Ali Aslan abimize; müziğin ve direnişin sesi olup bize yol gösterdiği için teşekkür ederiz. Allah razı olsun.

Yazar : Akademik Şuur


Etiketler : direniş | grup yürüş | haksöz | özgür-der | özgürlük |

Hür Bilinç
Hür Bilinç

07 Eylül 2018 21:44

Önyargılar aklı mahkum eder. Mahkum bir akıl ile kendi...

KUDÜS
KUDÜS

29 Ocak 2018 23:26

Hepinizi üstad Nuri Pakdil’in çok sevdiğim bir söylemi olan,...

OSMANLI DÜŞMANLIĞININ İDEOLOJİK ARKA PLANI
OSMANLI DÜŞMANLIĞININ İDEOLOJİK ARKA PLANI

24 Ekim 2017 15:57

Osmanlı Devleti, bizim tarihimiz. Türk Milleti’nin kurmuş olduğu onlarca...

Evet mi Evet!
Evet mi Evet!

25 Mart 2017 16:30

Emperyalizme karşı verilen büyük ve çok yönlü bir savaşta...