top-logo

17 Şaban 1440

Unuttuk mu? Unuttuk ! Kara Yüzyıl: BALKAN SOYKIRIMLARI

Unuttuk mu? Unuttuk ! Kara Yüzyıl: BALKAN SOYKIRIMLARI

“Kastettiğim, Bulgar komutanlarının emriyle, savaş meydanlarındaki yaralı Türklerin süngülenerek veya hançerlenerek soğukkanlı bir şekilde öldürülmesinden başka bir şey değildi. Birçok yaralı Bulgar askeri, bana üzerlerindeki kalkan süngüleri dehşet içinde seyreden o silahsız adamların nasıl katledildiğini, gözlerini benden kaçırarak anlattı.”

Şimdi sizlerden yaptığınız ya da şu an uğraştığınız her şeyi bırakıp sadece şu kelimeyi düşünmenizi istiyorum. “Ölüm.” Ya da konuyu biraz daha açarak şu soruları sorayım: Bir insan nasıl öldürülür? Nasıl işkencelere maruz bırakılır ve bütün bunları yapan bir insan nasıl bu kadar soğukkanlı ve vicdansız olabilir? Düşünün ki, yaşadığınız bütün şehir, her yer yerle bir edilmiş, kız kardeşlerinizin, eşinizin, annenizin ırzına geçilmiş, önce çocukları gözlerinin önünde öldürülmüş, sonra da onlar.. Ve siz bütün bu olan bitenlerin canlı şahidi olmuşsunuz…. Yüzyıllar boyunca birlik ve beraberlik içinde yaşadığınız bu insanlar her şeyinizi almışlar elinizden.. ve sıra size gelmiş. Biraz sonra ya türlü silahlarla katledileceksiniz, ya boğazınız kesilip bir köşeye atılacaksınız ya da biraz daha şanssızsanız türlü işkencelere uğrayıp, sonra öldürüleceksiniz. Ne düşünürdünüz ?  Aklınızdan ne geçerdi? Bütün hayatınız gözlerinizin önünden bir bir akıp gider miydi? Yoksa hiçbir şey düşünemez miydiniz?

Peki bütün bu düşünmenizi istediğim vaziyetlerin bundan yaklaşık 200 yıl önce meydana geldiğini ve yakın tarihimize kadar da devam ettiğini söylesem normal bir insanın yapamayacağı, dayanamayacağı şekilde bir soğukkanlılıkla milyonlarca Müslüman Balkan halkının katledildiğini söylesem? Acaba içimizden kaç kişi evet biliyorum deyip, yaşanan tüm acıları bize anlatılır? Gerçi yaşanan acıları, acı çeken o masum insanlar dışında hiç kimsenin anlayacağını zannetmiyorum. Kimine masal gibi gelir anlatılanlar, kimisi anlamak istese de anlayamaz aynı duyguları içinde taşımadan, görmeden ve maruz kalmadan…

Aslında bütün bunlardan, bu kötü olaylardan ve insanı hayal kırıklığına sürükleyen geçmişten çıkarılması gereken başka dersler var. Mesele sadece Müslüman Türklerin ve Arnavutların kısacası Müslümanların öldürülmesi değil. Mesele müslümanın müslümandan başka dostunun olmaması. Sizi en iyi anlayan, içinde sizinle aynı inancı taşıyandır, düşündüklerinizi düşünebilen ve size hak verebilendir. Yapılan bu zulümlere acımak ya da üzülmek başka, anlamak ve hissetmek başkadır. Bir Müslüman’ın, nereye giderse gitsin, hangi şartlarda ve ne koşulda yaşarsa yaşasın unutmaması gereken en önemli şeylerden biri budur: Senin, seninle aynı inancı taşıyandan gayrı dostun yoktur. Sana yapılanı da bu sebeple sadece sen görürsün. Dünyanın görmek istemediği Balkan soykırımlarını sadece senin görmen gibi. 1821-1922 yılları arasında yaklaşık 5.5 milyon Müslüman’ın, Balkan halkının sürüldüğünü,5 milyondan fazlasının öldürüldüğünü, bir kısmının da kaçarken hastalıktan ya da açlıktan öldüğünü bilmen gerektiği gibi. Geçip giden ama yüreğimizde, özellikle Balkan Müslümanları ve de göçmenleri için hiç geçmeyen kara bir yüzyıl…

Bütün bu acımasızlıklara ve insanlık dışı vahşetlere, vicdansız hristiyan tebaası, kendine yakışacak şekilde, ”etnik temizlik” adını verirken, ben Kara Yüzyıl demeyi uygun gördüm. Zira bütün bu vahşeti başka hangi kelimelerle ifade edebilirdim ki?

Kara yüzyılın bütün acı hatıraları 1912 Carnegie Endowment raporunda ayrıntılı olarak geçmekte, lakin bu ayrıntılar, yaşanan bunca zulüm, işkence ve ölüm açığa çıkmakla gönlümüz, ruhumuz huzur bulacak mı? Asla zannetmiyorum. Fakat suçsuz yere bunca Müslüman insanın acımasızca katledildiği bu kara yüzyılın şehitlerini anmamak, önümüzde hiçbir geçerli neden yokken hatırlamamak ya da unutmak, o zavallı insanların ruhlarını rahatsız edeceği inancıyla, her ne kadar çok zor olsa da anlatmaktan çekinmek istemiyorum.

Ben ne kadar anlatsam da, biz ne kadar okusak da, o insanlara yapılanları hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğiz, en önemlisi de anlayamayacağız belki…

Yer Mora Yarımadası. Sene 1770… Yunan İsyanları yavaş yavaş meyvelerini vermeye başlamış vaziyette. Mistras kentinde 400 Türk.. Rus askeri ve Yunanlılar tarafından öldürülüyor. Sebebi ya da biz buna amacı diyelim… “Etnik Temizlik.” Patras kentinin Türk halkı, çok küçük bir azınlık hariç acımasızca katledildi ,Yunan askerinin egemen olduğu her yerde bütün Türkler kıyıma uğruyordu. Nasıl bir acımasızlık, nasıl bir taş kalpliliktir ki, Türk çocukları minarelere çıkarılıp oradan aşağıya atılıyordu. Düşünün, bir kere de olsa,on saniye de olsa düşünün. Evladınız ya da kardeşiniz, gözünüzün önünde bir Yunan askeri tarafından camiinin minaresine çıkarılıp oradan aşağıya atılıyor. Ve bu insanlar kendilerine hristiyan diyor, Tanrıdan, İsa’dan bahsediyorlar. En acısı da şu ki; Mora’da ve birçok Balkan ülkesinde Müslümanlara yapılan kıyımlar papazların teşvikiyle meydana gelmiştir. Gerçi yabancı değiliz …. Bu vaziyetler, Haçlı Seferleri’nden beri böyleydi..

Sene 1821. Yer Monemvasia kasabası. Türk kıyımları yoğun bir şekilde devam ediyor. Hayatta kalanlar ise uzun bir kuşatma sonucu açlıkla mücadele ediyor. Artık o kadar acınacak halde ve çaresiz durumdaydılar ki, kendi içlerinden ölmüş olan cesetleri bile yemeyi düşündüler. Çaresizlik… Çaresizsiniz ve kendinizi mecbur hissediyorsunuz. Hayata tutunmaya çalışmak, kimi zaman aklın alamayacağı, yüreğin dayanamayacağı kadar zor. Fakat bir o kadar da gerçek…

image01

O kadar çaresizsiniz ki, ne yapacağınızı dahi bilmediğiniz bir sırada Yunanlılar kasabanın surlarının dışında denizde ele geçirilmiş olan 60 erkek ve kadını öldürüyor. Ölmek belki de en iyi kurtuluş yolu diyorsunuz. Fakat o esnada bir umut ışığı doğuyor. Yunanlılar geliyor ve orada bulunan bütün Türkleri Anadolu’ya götüreceğini söylüyor, kapılar açılıyor. Masum ve bir o kadar da umutla dolu o insanların kanına girilmiş bir vaziyette hepsi o an bir bir öldürülüyorlar, kasabaları yağmalanıyor ve inanır mısınız bütün bu yapılanlar yetmiyor, hayır bununla kalınmıyor! İçlerinden sağ bırakılan 500 Türk, bir gemiye bindiriliyor ve Anadolu açıklarında ıssız bir adaya bırakılıyor. Açlık yine başlıyor.. Uzun bir müddet sonra hayatta kalan çok az insan, Fransız bir tüccar tarafından kurtarılıyor…

Bazen bilmeyiz, korkarız ölümden. Lafını duymak bile irkilmemiz için yeterlidir. Fakat kimi zaman ölüm mutluluktur, bir an önce gelsin istenir. Kimileri için ölüm tek çare,tek kurtuluş yoludur..

Ve William St.Clair’in de söylediği : ”Mora’daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi…”

Sene 1981’in 19 Ağustos’u. Navarin kuşatılmış, halk açlıkla pençeleşir durumda. Türklerin güvenli bir şekilde Mısır’a gönderilmelerine karar verilmiş. Siz olsanız buna ihtimal verir misiniz? Yunanlı’ya güvenmek nerde görülmüş? Lakin o insanların başka çareleri yok … Kentin kapıları açılıyor ve bütün Yunanlılar kentin üzerine hücum edip kaçabilen 160 kişi dışında 3000 kişilik tüm kent halkı acımasızca katlediliyor.

Tripoliçe’de meydana gelen katliam ise Mora’da yapılanların en büyüğüydü. Şehrin Yunanlıların eline geçmesinden birkaç gün sonra şehre gelen Thomas Gordon, 8000 Türk’ün öldürüldüğünü söylemiştir. Katliamdan sadece köle olarak bazı kadınlar ve fidye için tutulan bazı tanınmış Türkler kurtulabildi.

Düşünsenize, Tripoliçe’de bir genç kızsınız.. Onca insan, aileniz, sahip olduğunuz her şey Yunanlılar tarafından gözleriniz önünde katledilmiş. Esir edilmişsiniz, kölesiniz, dayanılmaz bir hayat uğruna…. Başınıza geleceklerin farkındasınız.. Doğrudur değil mi, kimi zaman mutluluktur ölüm, kimileri için tek çare, tek kurtuluş yoludur.

“Cuma gününden pazara kadar Yunan askerleri kadın, çocuk ve erkekleri katletti. Tripoliçe ve çevresinde toplam 32.000 kişi öldürüldü. En sonunda, bir ulak geldi ve katliam durdu.”

Ve Orta Yunanistan,Ege Adaları,Sakız adası,sene 1821’in Mart ayı.. Hacdan gelen ve hacca giden tüm Müslümanların bulunduğu gemiler.. Tahmin edildiği gibi evet, hiçbirine acımadılar..

Nisan 1876. “Onlar vahşice Müslüman Türklerine saldırdı ve katletmeye başladılar.”

“Kötü silahlandırılan dağınık isyancılar, yeni yazılan yurtsever şarkılarını söylemekten ve çoğunluğu barışçı olan Müslüman komşularını kesmekten başka fazla bir şey yapmadılar.”

“İsyanlar yayıldı, yüzlerce Müslüman’a yönelik katliam başladı ve Balkan limanlarının yakınlarındaki Osmanlı’nın başlıca kalelerini ele geçirdiler.”

Bütün bu söylenilenler Bulgar isyanlarını anlatmakta, evet. Yüzyıllar boyunca aynı ekmeği, aynı suyu paylaştığımız, aynı ülkenin vatandaşları, aynı kaderi paylaşan Bulgarlar ve Türkler.

Balkan savaşlarında ise Batı’da Sırplar,kuzeyde Bulgarlar ve güneyde Yunanistan’ın kendi topraklarına kattığı Makedonya ve Trakya.. Cehennemden farksız bir ortam. Düzinelerce erkek kıyımdan geçirilmiş, kadınların ırzına geçilmiş, heryer talana uğramış..

Oradan Bulgarlar; Rainovo, Kilkis ve Plantza’da Türkleri topluca bir alana toplayarak,ateşe vermişler.. Yanlış okumadınız. Toplu halde toplanan Türkler, hepsi yakılıyorlardı..

Rodop mıntıkasındaki Pomak köyleri.. Sadece insanlar değil, insanlar hayvanlarıyla birlikte katledildiler. Bu nasıl bir vicdandır, bu neyin öcüdür, bu neyin gaddarlığıdır ki hayvanlara dahi acımaz ?

Bu vicdansızlar ki, bir kısmı Makedonya Lejyonları denmiş adlarına.. Geçtikleri her yerde ve Tırnova’da ve Kırcaali’de… O kadar acımasızlardı ki, kadınıyla erkeğiyle müslümanlar boğazları kesilmiş olarak yerlerde yatıyorlardı. Türk çocuklarının cesetleri de oradaydı ve bu masum insanlar sadece Bulgar ya da Makedon askerleri tarafından değil, görevi yaralılara yardım etmek olan sıhhiyeciler tarafından dahi katledildiler.

Doyran, Gevgili, Yanya, Arnavutluk’un güneyi,  Dedeağaç, Tekirdağ, Gümülcine, Kavala, Edirne, Çatalca’ya kadar bütün Trakya ölüm ve zulümden payını almıştı. Dünya ise bu insanlık dramlarını ancak II. Balkan Savaşları başlayıp da Balkan halkları toprak için birbirine düşünce öğrenecekti… Belki de başından beri farkındalardı. Fakat neye yarar ki? Hepsinin amacı ağızdan ağza şu sözlerden ibaretti: “Hiçbir Türk kalmayacak! Ne Mora’da! Ne dünyada!”

Ve 93 Harbi… Balkanlarda sivillerin doğrudan hedef alındığı ilk savaş. Mesele artık sadece toprak değildi. Bulgaristan’daki bütün Türkler yok edilmeliydi. Yine yapabilecekleri en iyi şeyi yapıyorlardı. Katlediyor, acımıyor, talan ediyor,ırza geçiyorlardı ve bütün bunları büyük bir soğukkanlılıkla yapıyorlardı. Sebepleri ise belliydi: Kurulacak Bulgar devleti, Bulgar çoğunluğa dayanmalıydı. Fakat çok büyük bir bölümde hala Türk nüfus fazlalıktaydı. Bu sebeple 1 milyona yakın Türk’ü yaşadıkları yurtlarından sürgün ettiler, 250.000 Türk ise ne Anadolu’ya varmıştı ne de başka bir yere… Kayıplardı.. Artık yoklardı, yok edilmişlerdi. Kimisi savaşlarda, kimisi açlıktan, kimisi hastalıktan ama çoğu yapılan katliamlardan…. Ve en çok acı vereni de katliamları yapanların arasında sadece Bulgar askerlerinin değil, sıradan Bulgar köylülerinin de olmasıydı. Yüzyıllardır kardeş gibi, babaları, dedeleri aynı topraklarda birlikte yaşayan, aynı suyu aynı ekmeği paylaşan insanlar. Üstelik nedenleri, bu insanların sadece Müslüman olmaları ya da Türk olmaları değildi. Bütün bu katliamlarının sebebi, mal ve topraktı. Her şey,bütün bunlar dünya malı uğrunaydı.. Bütün Avrupalı gazeteler ise Balkanların vaziyeti hakkında ortak olarak şunları yazıyorlardı…

“Türk yönetiminin en kötü olmuş haline kıyasla dahi,sözde büyük Avrupalı devletinin (Rusya) yönetimi altında durumun eskisine göre on kat daha fazla kötü…”

Bugünkü Bulgaristan topraklarında ev ve dükkanlar dışında 3.339 Osmanlı mimari eseri vardı. Kimisi savaşlarda yıkıldı, kimisi daha sonra.. Ne 2.356 camiden eser kaldı, ne 174 tekke ve zaviyeden, ne 415 eğitim kurumundan, ne de başka bir şeyden.. Yüzyıllardır hakimi olan topraklarda yaşayan milyonlarca Türk katledilmiş, sağ kalanlar da azınlık durumuna düşmüştü. Mal ve mülklerini kaybetmişler, hatta mezarlıkları bile yok olmuştu..

Ne Makedonya’daki çete saldırılarının ardı arkası kesildi, ne sürgün olayları sona erdi.

Ve vahşilerin son soykırımı gerçekleşti.. 20.yy’ın son dönemleri. 1992’de Bosna’da yaşanan bu soykırım, yüz binlerce insanı topraklarından sürdü, öldürdü, toplama kamplarına kapattı,insanlık dışı işkencelere maruz bıraktı. Ne acı ki, 50.000’e yakın kadına tecavüz edildi, Sırplar tarafından “Türk” olarak görüldükleri için öldürülen Müslüman sayısı 200.000’i buldu. 2 milyon insan ise sürüldü. Benzer olaylar Makedonya ve Kosova’da da yaşandı.

Ne diyordu Sırp General Karadziç, Srebrenica’da? “Tek Türk kalmayıncaya kadar öldürün !”

İşte bütün bu insanlık ayıpları, katliamlar, Avrupalıların gözü önünde yaşanmış, bunca masum insanın, bütün bu işkencelere maruz kalmaları hep onlar sayesinde olmuştur ! Yunanlılara onlar destek çıkmış, Bulgarları onlar korumuş, Ruslar yardımcı olmuştur. Belki bütün bunlar da engellenmiştir, eklenmemiştir tarih kitaplarımıza. Lakin ne unutur, ne de unuttururuz, ne geçen kara yüzyılı ne yakın tarihimizde yaşanılan bütün bu acıları. Zira ne güzel tarif etmiş Mehmet Akif…

“İlahi, altı yüz bin Müslüman birden boğazlandı,
Yanan can, yırtılan ismet,akan seller bütün kaldı,
Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!
Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı….”

Saygı ve selamlarımla…

Ayşe Tuğçe Şerbetçi

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : balkan | kara yüzyıl | mora yarımadası | müslümanlar | soykırım |