top-logo

16 Şaban 1440

Unutursak Vicdanımız Kurusun! Kut’ül Ammare

Unutursak Vicdanımız Kurusun! Kut’ül Ammare

UNUTURSAK VİCDANIMIZ KURUSUN! GÖNLÜMÜZDEN, RUHUMUZDAN SİLİNMEK İSTENEN BÜYÜK BİR ZAFER :  “KÛTU’L AMÂRE “

“Aslanlar! Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında, şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek tebrik ediyorum. Ordum gerek kut karşısında, gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında, 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık, bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zaiyat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.”

Evet, bu gurur verici sözler 29 Nisan 1916 günü, Halil Paşa’nın ağzından dökülen sözlerin ta kendisi. Şanlı Osmanlı ordusunun, İngiliz küffarı karşısında kazandığı şanlı bir zafer. Bir varoluş,bir diriliş mücadelesi..

Ben bu satırları yazarken; kimilerinin şu sözlerini de duyar gibiyim. “Ah şu Osmanlı! Burada da karşımıza çıktı! Kurtuluş yok bu Osmanlı’dan! Yine andık Osmanlıyı….” Yahu! Neredeyse yedi asır boyunca bütün cihana hakim olan, kafiri tir tir titreten, Hristiyanlığın kapılarına, kalbine kadar dayanan, ”Kaçın! Türkler geliyor!” naralarını bütün Avrupa’ya attıran bu şanlı devleti nasıl geri plana atayım? Ben atsam, biz atsak, tarih atmaz. Atsa da başarılı olamaz. İşitmezse bu kulaklar mehterin sesini, duymazsa tekbirleri, neyden ilham alır? Nasıl gider geçmişe. Neyi anlatır?  Ne ile gurur duyar? Neyi söyler, neyi dinler? Ne anlamı kalır Hilal’in?

“Peki, nereden çıktı bu Kut’ül Amare? Daha önce duymadık ki adını? İki satıra sığdırılmaya çalışılıp, üzerinde durulmayan, bu zafer ve bu zaferde emeği olan şanlı Osmanlı generallerinin adı niçin geçmedi tarih kitaplarında? “ Öyle ya, kaçımız duymuşuzdur Halil Paşa’nın adını? Kim bilir Nureddin Paşa’yı? Asker en son ne zaman kutlamıştır Kut bayramını? Neden Çanakkale zaferimize yer verirken, unuttuk Kut’ul Amare’yi? Biz mi unuttuk, yoksa unutturdular mı? Unutturamadılar, sadece unutturmaya çalıştılar! Biz Osmanlı‘nın evlatlarıyız. Unutmak yok, unutursak vicdanımız kurusun!

Madem öyle, unutturmak için büyük çaba harcanan bu şanlı zaferi buyurun biraz hatırlayalım:

Sene 1914’ün 6 Kasım’ı. İngiliz kafiri yine çıkar, yine hırsızlık peşinde. Bu seferde Irak petrollerini takmış kafasına. I.Cihan Harbi’de başlamış durumda tabii. Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti’nin savaştığı cephelerden biri de Irak Cephesi’ydi. Bu bölge Dicle ve Fırat havzasında, Mezopotamya’yı içine alıyordu, Basra Körfezi’ne kadar da uzanıyordu. İşte bu tarihte İngiliz kafiri, Basra Körfezi’nde Şatt’ül Arap’ta Fav mevkiine asker çıkarmış ve kuzeye doğru saldırıya geçmişti.

Tarihler 3 Haziran 1915’i gösterdiğinde ise İngilizler, Kût’ul Amâre’yi, aynı yılın temmuz ayında ise Nasıre’yi işgal altına almışlardı. Amaç, Irak’ın kalbi Bağdat’tı. Temmuz ayında, net olarak 24 Temmuz 1915’te Bağdat’a doğru, General Townshend komutası ile birlikte hücuma geçildi. Bu ilerleyiş karşısında, Umum Kumandanı Nureddin Paşa, 28 Eylül 1915’te İngilizler karşısında Kût’ul Amâre’den çekilmek mecburiyetinde kaldı ve maalesef ki İngiliz kafiri bu bölgeyi işgal altına aldı.Fakat her şey bununla bitmedi..

Tarihler 22 Kasım 1915’i gösteriyor, Ya Rabbi neler oluyor ! 22 Ekim günü iki koldan Bağdat’a ilerleyen İngiliz kafiri, Selman-ı Pakt’ta Nureddin Paşa komutasındaki birlikler tarafından durdurulup, geri püskürtülüyor. İngiliz kafiri mecbur Kut’ül Amare’ye çekilmek zorunda kalıyor. 23 Kasım’da ise Osmanlı ordusu hücuma kalkıyor, bazı yerlerde çetin çatışmalar yaşanıyor. Zaman zaman Müslüman birlikler geri çekilmeye zorlansa da, Osmanlı’nın genel hücumu, İngilizler tarafından durdurulamıyor!

Hey gidi Townsheden! Sen ki askeri eğitimler almış, İngiltere’de nam salmış, ünlü bir komutan.karşında kim var? Nureddin Paşa. Öyle harp okulu filan da bitirmemiş, fazla bir nam saldığı filan da yok Osmanlı’da. Lakin görünen o ki senden çok daha zeki bir adam. Ne ego tanımış, ne övünmüş orda burada. Hey gidi Townsheden! Kim var sandın karşında? Küçümsediğin, Kut’ul Amare’de açıktan açığa aşağıladığın Müslüman askerler ve komutanlar.. Kimdir bilir misin Nureddin Paşa? O ki, dört dil bilir, politik bağları filan da yoktur lakin Müslüman halkı, Rumlara karşı teşkilatlandırmış, Güney’de yirmi adada Osmanlı hakimiyetini sağlamış, 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren komutan o olmuştur. Sana ve orduna karşı Selman-Pakt zaferini kazanmış, lakin ne yazık ki adı ne tarih kitaplarına eklenmiş, ne kazandığı zafer kutlanmış, ne de bir tebriğe layık görülmüştür.. Şapka kanununa razı gelmediği için meclisten uzaklaştırılmıştır.. Fakat kim ne yaparsa yapsın, adı her Kut Bayramı’nda anılmaya, arkasından Fatihalar, Yasinler okunmaya layık şanlı ve başarılı bir komutandır o….

Velhâsıl-ı kelâm 5 Aralık günü, Osmanlı ordusu Kut’ül Amâre önlerine gelmişler, Aralık ayı boyunca İngiliz birliklerini bu bölgede sıkıştırmışlar ve kuşatmışlardır. Tüm bu çetin çatışmalar sürerken İngiliz ordusu içindeki Hintli askeri birliklerden küçük bir kısmı Osmanlı tarafına kaçmış, bir kısmı ise kaçarken vurulmuştur. Zira İngiliz ordusu içinde Müslüman Hintliler mevcuttu. Bir kısmı Sünni iken bir kısmı farklı mezheplerdendi. Her şeye rağmen o zavallı Müslüman Hintli askerler, kendileri gibi Müslüman olan Osmanlı ordusuna karşı savaşmak istemiyorlardı. Kim bilir bu durumun üzüntüsünü kendi içlerinde nasıl yaşıyorlardı… Fakat İngiliz için durumun veya akan kanın hiçbir önemi yoktur, kırdırır Müslüman’ı Müslüman’a ve bunu zevkle yapar, yeri gelir kendi kanından olana dahi acımaz. Onun için ölen asker kendi askeri olmuş ya da olmamış fark etmez. Her daim, mühim olan kazanmaktır. Kaç kişi ölürse ölsün, ya da ölen kim olursa olsun. Bu böyledir. Avrupa milletleri içinde İngiltere, en çıkarcı ve en bencillerinden biridir.

Öyle umursamaz ve bencil bir millettir ki İngiliz milleti, ordusundaki Müslüman askerler,  zor şartlar altında aç susuz ordunun içinde, kendi ordusuna, yokluktan ötürü atlarını öldürüp etlerini yedirdiğinde, at etine tenezzül etmeyip “Bu eti yiyeceğimize ölürüz daha iyi!” diyen Hintli askerlere sırf yesinler ve İngiliz ordusuna destek vermeye devam etsinler diye, Hindistan’daki dini liderlerinden zorla ve tehdit ile fetva almış, at etinin “kuşatma eti” olarak yenilebileceğini söyletmiştir. Fakat yine de bu eti yemeye tenezzül etmeyen Hintli askerler, açlıktan birer birer düşerek ölmüşlerdir. O şartlar altında günde 28 Hintli asker açlıktan düşüp ölmüştür. Kimisi durduğu yerde, kimisi nöbet değiştirdiği sırada, kimi de yürüdüğü yerde…

İngilizler için vaziyet bu haldeyken, zaman ilerliyor, Osmanlı ordusu Kut’ül Amâre bölgesinde İngiliz ordusunu tam bir çember içine alıyor ve dört bir yandan kuşatmaya devam ediyordu. İngilizler, her ne kadar takviye birliği alsalar da, başarı kazanamıyor, Osmanlı kuşatması devam ediyordu. Bu vaziyet Mart 1916’ya kadar böyle devam etti. Nureddin Paşa ise, Goltz Paşa denilen, Osmanlı namına hiçbir iyi niyeti bulunmayan, kuşatmayı zayıflatan, kendi menfaatinden başka bir şey düşünmeyen bu zât tarafından görevinden alınıp, Bağdat’a gönderildi. Öyle ki, Nureddin Paşa’nın uğraşları ve orduyu manevi anlamda güçlü kılmak için harcadığı çabaları ile motivasyon kazanan Osmanlı ordusuna Kut zaferini kazandırmak, Halil Paşa nasip olacaktı…

İngilizler içinse, havadan yapılan operasyonlar ile erzak ve silah yardımı yapılmış yapılmasına… Lakin bu yardımdan çok başarı elde edilememiş, İngiliz yardım uçakları, sınırlı sayıdaki Türk uçakları tarafından müdahaleye uğramış ve bombalanmışlardır. 26 Nisan 1916 tarihinde bir İngiliz yardım uçağı, yine bir Türk avcı uçağı tarafından düşürülmüştür. Kimi uçak ise yardım yaparken, erzaklar denizin dibini boylamış ve İngiliz ordusu yerine balıklara büyük bir ziyafet çektirilmiştir…

Her neyse, tarihler 10 Mart 1916’yı gösterdiğinde, zor durumda bulunan İngiliz ordusuna, Halil Paşa tarafından teslim olması söylendi. İngilizler buna olumsuz cevap verdiler. Koskoca Townsheden, küçümsediği ve aşağıladığı Osmanlı ordusuna yenilmeyi nasıl hazmedebilirdi ki? Mümkün müydü böyle bir şey? Kibirli Townsheden, daha bir de, bu vahim hallerine bakmadan, 6 Nisan 1916’da Osmanlı ordusunu yormak için girişimlerde bulundu. Lakin başarılı olamadı, aksine daha büyük kayıplar verdince geri çekilmek zorunda kaldı.

image01

Resim: Halil Paşa

Bir süre Townsheden’ın İngiliz inadı kırılamadı tabii. 9 Nisan’da Osmanlı ordusuna karşı tekrar bir hücuma harekatına giriştiler lakin bu hücumdan da sonuç alamadılar, hatta 3.000 ölü vererek geri çekildiler. Sonunda da ne kadar gurursuz olduklarını bir kez daha cümle aleme kanıtlayarak, Halil Paşa’ya kuşatmayı kaldırması ve bu durumdan kimseye söz etmemesi karşılığında 1 milyon sterlin rüşvet teklif ettiler… Bu teklif, Halil Paşa tarafından şiddetle reddedilip, Ruslardan beklenen yardım da henüz ulaşmayınca,29 Nisan 1916 günü, İngilizler artık çareyi teslim olmakta buldular. Bu tarihi zafer ile Komutan Halil Paşa, ordusuna şöyle seslendi:

“Bugünü Kut günü ilan ediyorum !”

Her ne kadar 1917 yılında Bağdat kaybedilse de, bu zaferden sonra Avrupa tam anlamıyla bir şok yaşadı. Gazeteler Osmanlı’nın zaferini yazmak zorunda kalırken,İngiltere hakkında “Çanakkale’den sonra en büyük hezimete uğradı..” yorumları yapıldı.

13.300 İngiliz askeri ile 13 general, 481 subay Osmanlı ordusu tarafından esir alındı. 40.000 İngiliz askeri öldürüldü. Osmanlı ordusu ise, bugün bu topraklarda Müslüman olarak yaşayabilmemiz için 25.000 askerini şehit verdi. Mekanları cennet, ruhları şad olsun !

Peki Kut’ül Amâre neden ve nasıl unutturuldu?

İngilizlerin aldığı bu yenilgi, duyurulmayacak ya da üzeri örtülecek türden bir yenilgi değildi. İngilizler ertesi sene Bağdat’ı aldılar almasına ama bu yenilginin araştırılması için de bir komisyon kurup, kendilerince sorumluların araştırılmasından da geri durmadılar. Townsheden ile birlikte birçok komutanı da görevden aldılar.. Hani çok mükemmeliyetçiler ya.. Yine de her şeye rağmen İngilizler, kendilerince uğursuz kabul ettikleri günü unutmadılar ve birçok kitaplar yazdılar. Peki, biz kaç kitap yazdık, ya da neler yaptık Kut Zaferi hakkında?  Hiç. Aslında biz yapmadık değil, bize yaptırılmadı!

Askeriye’de dahi kutlanılmasına sıcak bakılmayan zaferimiz,1952’ye kadar Kut Bayramı olarak kutlansa bile,1952 senesinde NATO’ya girince, İngilizler bu bayramın kutlanmasından rahatsız olduklarını dile getirerek, baskı üstüne baskı yaptılar. Bunun üzerine bayram olarak kutlanmasına Türkiye tarafından maalesef ki son verilmiş ve şanlı bir zafer kutlanamaz, hatırlanamaz hale getirilmiştir. Öyle ki, bununla da yetinilmeyip, ilkokul, lise demeden tarih kitaplarından kaldırılmıştır. Fakat her şeye rağmen Kut Zaferimiz sindirilemedi, unutturulmak istendi evet ama unutturulamadı. Öyle ki biz unutmadık, unutmuyoruz ve unutmayacağız.

Şehitlerimizin ruhu şad olsun, Kut bayramımız kutlu olsun! Nicelerine erişmek dileğiyle!

Saygılarımla.

Ayşe Tuğçe Şerbetçi

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : başyazı | büyük zafer | ingiliz | kut'ül ammare | osmanlı |