top-logo

14 Ramazan 1440

Ahmet Anapalı ile Türkiye ve Ümmet Coğrafyasına Tarihsel Bakış

Ahmet Anapalı ile Türkiye ve Ümmet Coğrafyasına Tarihsel Bakış

Ahmet Hocam kendinizi kısaca bize tanıtır mısınız?

1974 İstanbul Fatih doğumluyum, mütedeyyin bir ailenin çocuğuyum. Bütün eğitimimi İstanbulda yaptım. Marmara Üniversitesinde Tarih bölümünde okudum, yüksek lisansı sosyoloji alanında, doktoramı ise yine tarih alanında yaptım.

İstanbul’da yaşıyorum ve İstanbul’u o kadar çok seviyorum ki; İstanbul’da ölmek istiyorum. Ölürken de İstanbul’da olmak istiyorum. Çünkü İstanbul benim için bir sebeb-i hayattır.

Marmara Üniversitesinde ders veriyor musunuz?

Üniversitede şu an doktor sıfatıyla okutmanlık yapıyorum, tabi her sene ve döneme göre dersler veriyorum.

Kitap çalışmalarınızda varmış hocam, bilgi verir misiniz?

Hali hazırda iki tane kitabım var, bir tanesi ‘Sultan Vahideddin Han & Kurtuluşun Faturasını Ödeyen Adam’, İkinci kitabım ‘Masada Kaybedilen Vatan & Lozan’da Neler Yaşandı?’… Şimdi de ‘Garip Bir Cumhuriyet Tarihi’ isimli üçüncü kitabımı hazırlıyorum.

Yeni çıkacak kitabınızın son durumu nedir?

Yoğun bir konferans, televizyon programları ve belgesel çekimleriyle uğraşıyorum. Otursam 2 ayda bitebilecek bir durumda, şimdilik o kadar.

Sanırım kitabın konsepti kafanızda hazır?

Tabi, bölümler hazır, başlıklar hazır, alt başlıklar … hepsi hazır.

Hangi TV kanallarında programlarınız var?

Ülke TV, A Haber, Akit TV, Uzay TV gibi kanallarda programlarım var. Ayrıca Yeni Akit’de köşe yazarlığı yapıyorum. Derin Tarih dergisinde de Mustafa Armağan ile birlikte dergide yazılar yazdığım oluyor.

Derin Tarih’de Endülüs Sayısını alıp okumuştum başarılı bir dergi.

Tabi, Derin Tarih’te her zaman yazmıyorum, benden yazı istediklerinde yazıyorum. Endülüs benim uzmanlık alanım değil, ben tanzimat sonrası Türk Tarihi uzmanıyım. İskipler, Hunlar, Oğuzlar benim uzmanlık alanım değidir. O konular mevzu olduğunda ben bir şey söylemem, bende herkes gibi dinlerim.

Diğer Tarihçi hocalar ile münasebetiniz nasıl hocam? Kadir Mısıroğlu, Mustafa Armağan… Yakınlık veya uzaklığınız nasıldır?

Mustafa Armağan benim arkadaşımdır, konuşup, görüşürüz. Kadir Mısıroğlu tabi yaş itibariyle bizden çok yukarıdadır. Onunla çok fazla görüşme imkanım olmuyor. Genel anlamda diğer tarihçiler ile ilgi benim hem gündemi ve  günceli takip etmek için tanışıklığım, hem de muhabbetlerim ya da takibim oluyor/olmak durumundadır.

Tanışma faslından sonra röportaja geçecek olursak; Çanakkale Savaşı bizim için 250 bin şehidimizin verildiği bir savaş. Tabi o zamanın Osmanlı Devletin’deki imkanların kısıtlığını biliyoruz. Peki o kadar şehit verilmeden zafer kazanamaz mıydık? Tarihte burada başarı olduğu kadar bir başarısızlıkta söz konusu. Bunu neye bağlayabiliriz?

Çanakkale iki safhalı bir savaştır, savaşta birden fazla komutan vardı. Her bölümün kendine has emir komuta zincir hiyerarşisi vardı. Deniz savaşının komutanı Mirliva Cevat Paşadır, Cumhuriyetten sonra Mustafa Kemal ile araları bozulmuştur. Cevat Paşa muhalif tarafa düşüp, Kazım Karabekir’e biraz yaklaşmıştır. Bu yüzden Cumhuriyet Tarihi Cevat Paşayı yok sayar. ‘Düşman gemileri geldiler  geçemediler, geçemeyecekler’ sözünü diyen Cevat Paşadır. 18 Mart 1915 bir deniz zaferidir. Mustafa Kemal ise 18 Mart’da Çanakkale’de değildi. Çünkü Mustafa Kemal Paşa piyadedir o savaş piyadelerin girdiği bir savaş değildir. Kara harekatı ise 25 Nisan 1915 pazar günü başlamıştır. 9 Ocak 1916’ya kadar sürer. Ordunun başında ise 5. ordu komutanı Otto Liman Von Sanders vardır. Onun altında Vehip Paşa, Esat Paşa, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir … hiyerarşi bu şekilde gidiyor. Bu hiyerarşide Yarbay Mustafa Kemal ise rütbe anlamında 72. sıradadır.

Burada şunu anlıyoruz, askeri anlamda yapılan hatalara baktığımızda Liman Von Sanders ciddi bir ihanet içinde bulunmuştur. Almanların işini kolaylaştırmak ve diğer cephelerde İngilizleri zor duruma sokmak için Kirte Savaşları denilen savaşlarda bir gece 16 bin şehit vermişsizdir. Burada Liman Von Sanders’in hatalarından dolayı resmen mehmetçik göz göre göre kıyılmıştır. Burada bizim 20-30 bin kişilik bir asker kaybımız ile halledebileceğimiz savaşı 250 bin şehid ile bitiriyoruz. Buradaki sıkıntı tamamen emir komuta zincirindeki ihanettir.

Peki hocam o dönem Almanların etkisi üzerimizde çok mu fazlaydı?

Tabi, mesela 5. ordu istihbarat başkanı, genel kurmay haber alma başkanı ne kadar kilit isim varsa, ne kadar taktiksel öneme haiz yer varsa hepsi Almanların elindeydi. Bu Abdulhamid Han döneminde başlayan denge politikası gereği İngilizlere karşı Almanlara yaklaşma politikasının bir sonucu. İhttihat ve Terakki partisi tarafında Alman hayranı Prusya eğitiminin hayranı olan Enver Paşa’nın işi iyice abartmasından kaynaklı olarak Almanların tahakkümüne uğradık. Almanlarda bu şekilde ülke de ordu komutanlığına, istihbarat(namus yani) daire başkanlığına, genel kurmay ikinci başkanlığına kadar sahip oldular. Tabi ondan sonra anlıyoruz ki ihanetin tam karşılığını yapmışlar, İngilizlerin bize veremediği zararı vermişler.

Orduda Alman askerleri de mevcut muydu hocam?

Almanlar için açılan Makedonya, Avusturya, Galiçya cephelerinde Alman askerlerini görmekteyiz. Ama sembolik rakamlarda yani bir orduda bir bölük gibi…

Ama Çanakkale’de İngilizler için Anzakların savaştığını biliyoruz.

Yeni Zellanda, Avusturulya, Güney Afrika Cumhuriyeti, İskoçya ve İrlanda bunlar Büyük Britanya İmparatorluğu (güneş batmayan ülke) ‘nun sömürgeleridir. Yeni Zellanda ve Avusturulya kurtuluş günü olarak 25 Nisan 1915 i kabul ederler. Çünkü İngiltere adına savaşma(rüşdlerini ispatlama) günü olarak kutlarlar. Çanakkale bu sebepten Anzak askerleri için bağımsızlık günüdür.

Peki İngiltere savaştan sonra Anzaklara bağımsızlık verdi mi?

İngiltere onlara bağımsızlık sözü verdi, ama ‘savaşı kaybettiniz neyin bağımsızlığı’ dediler. Bu klasik İngilizlerin oyunu, kandırmasıdır. Ama yine de bundan sonraki süreçte bağımsızlıklarını kazandılar. Ama hala Anzak ülkelerinde resmi dil İngilizce, İngiliz kraliçesine göbekten bağlılar, ülkelerinde trafik sağdan işliyor… Orada heryerde İngilizlerin etkisini görebilirsiniz.

Çanakkale savaşını kaybetmiş olsaydık, ülkeyi neler bekliyor olurdu?

Çarlık Rusya Türkiye’ye girerdi ve ne mi olurdu? Onlar kazansalardı; halifelik dağılırdı, şeriat giderdi, saltanat kaldırılırdı, medreseler kapatılırdı, tekke ve zaviyeler kapatılırdı, alfabemiz değiştirilirdi, kız öğrenciler başlarını açmak zorunda kalırdı, şapka kanunu çıkartılırdı…

🙂 Daha sonra Çarlık Rusya dağıldı, Doğuda bir Ermeni Devlet kurma hayalleri suya da düştü diyebilir miyiz?

Elveli Salise denilen 3 şehir de bir Ermenistan kurma hayalleri vardı. Elveli vilayetler demek, salise ise 3 demektir. Kars, Ardahan ve Batum bu 3 şehrimizde Ermenistan Cumhuriyeti kurmayı istiyorlardı. Ancak asıl Rusya’nın hep hayali(bu korkunç İvan zamanında da tek amaçtı) sıcak denizlere inme hayalidir. Bu nasıl ki Yunanistan’da Megali İdea (büyük ideal), nasıl ki İtalyanların bizim deniz, nasıl ki Türklerin Turan hayali varsa; Ruslarında Panslavizm kurup sıcak denizlere inme hayelleri hep var oldu.

Rusya daha sonra bu amacına nasıl devam etti?

Ermenistan’ı kurma hayalleri 1870 ve 1880’lerde başladı. Osmanlı topraklarında Ermenistan kurma hayali, İsrail’i kurma hayalinden daha öncedir. Abdülhamid Han mesela bu Ermenistan kurulmasına HAYIR dediği için 21 Temmuz 1905 yılında suikasta maruz kalmıştır. Suikastçi Edvard Joris Belçika kökenli bir Ermeni vatandaşıdır. Bizim burada şu soruyu sormamız gerekir. Rusya neden Ermeni kartını hep kullanıyor? Cevap Osmanlıyı zayıflatmak, zaafa uğratmak, içten çürütmek… Aslında Ermenistan Ruslarında çok umurlarında değildir. Zaten 1917 ihtilalinden sonra Ermenistan’ı perişan etmişlerdir. Dertleri Ermenistan falan olmamıştır asla dertleri Osmanlıyı yıkmaktır.

Ahmet Hocam Doğuda Rusya’nın oyunları vardı, Güneyde ne gibi oyunlar dönüyordu?

Osmanlı için Güneyde, Ceziretül Şam diye bir bölge vardı. İçinde Filistin, Ürdün, Ammar, Suriye ve Irak toprakları vardı. Ama merkezi Şam-ı Şerfidir. Osmanlı’nın dağılması zamanında, İngilizler ve Fransızlar kendi aralarında bir antlaşma yaptılar. Sykes-Picot anlatlaşması ile Suriye ve güneyi Fransızlara, Irak ve güneyi İngilizlere verildi. Bunu duyan Rusya ‘Ben bu antlaşmayı kabul etmiyorum, bende toprak istiyorum’ dedi. Bu yüzden Rusya ile de Petrograt antlaşması imzalandı. Bu antlaşmada Sykes-Picot antlaşmasını kabul etmek şartı ile Güney Doğu verildi. Dö Marin antlaşması ile de İtalya’ya İç Eğe, Akdemiz ve Eğe denizi verildi. Boğazlar Sözleşmesiyle de Yunanlılara Marmara verildi. Bu anlaşmalar yapılırken, Arabistan Emiri Şerif Hüseyin oğlu Abdullah ve Faysal’a da Arabistan’da bağımsız bir Arap Devleti kurma sözü verildi. Bu sözüde İngiltere adına İngilizlerin Mısır valisi McMahon ile yapılan McMahon antlaşması ile verildi. Araplar orada kandırıldı. 1917 yılında koptular ama kendilerine ne toprak verildi ne başka birşey. Zaten sonradan vahhabiler geldi ve Şerif Hüseyin’inin birliklerini dağıttılar gittiler. Bir söz vardır ‘Zulm ile abad olanın ahireti berbat olur’ sözü tam burada yerine oturdu.. 1922-23 yıllarında Sultan Vahdettin oradayken vahhabiler basıyor ve onlar önce İsviçre sonra İtalya’ya kaçıyorlar.

Suudi Arabistan’da Vahhabilik etkisi hala devam ediyor mu?

Suudi Arabistan’ın şu an resmi mezhebi Vahhabiliktir. Biz onlarla İslam ordusu kuruyoruz ama bu ordu mezhep kökenli bir ordu değildir. Askeri ve siyasi gücü korumak amaçlı kurulan bir ordudur. Bunun da başında Türkiye bulunmaktadır.

Bu İslam Ordusunun amacı nedir?

Bölgede bir İslam otorite boşluğu var. Yani bugün baksanız Yemen, Umman, Irak ve Suriye gibi bölgelerde olaylar var. Buradaki olaylara Hristiyan Rusya, Amerika, Almanya, Fransa veya İngiltere müttefik olup gidip çökebiliyorlar. Müslüman müttefikliğinde bir koalisyon gücünden bahsetmek zor. İşte bu boşluğu doldurmak amaçlanıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın kafasında Avrupa Birliği veya Nato gibi bir İslam model uygulama düşüncesi var. Bunu yaparken de bölgeye müdahale ederken hak sahibi olabilmek istiyor.

Bölgede BAE diye bir devlet var bu devleti müttefik olarak görebilir miyiz?

O bir devlet değil 16-17 tane anayasası, devlet başkanı, kabilesi olan bir Birleşik Arap Emirlikleri deniyor. Her kabilenin yöneticisi kendi başındaki adam ve bunların başkanlığında bir bakanlar kurulu oluşturuluyor. Her dönemde birini seçip başkan olarak atıyorlar.

Şimdi devletlerin dostlukları olmaz. Biz hep burada yanılıyoruz, devletlerin çıkarları olur. Dost denilen şeyin olmadığını tarihte biz de gördük. Dost kimdir? Dost Pakistandır.

Peki Pakistan yönetimine Sisi’nin adamları geçse dostluk kalır mı? Mesela Katar dedi ki ‘Rusya’dan doğal gaz kaybınız neyse, hepsini biz vereceğiz’. Şimdi Katar dostumuz; ama yönetimine darbe yapılsa ve Amerikan yanlısı bir adam getirilse dostluk kalır mı?

Pakistan dedik, Kurtuluş Savaşı Mücadelesinde bize maddi yardım yapmışlar bundan biraz bahsedebilir miyiz?

Tabi, Muhammed İkbal diye bir adam gelir. O zamanlar Pakistan yok. Pakistan Muhammed İkbal sayesinde 1947’de kuruldu. O zamanın Pakistanlıları Hindistan adı altında yaşıyorlar. İngilterenin Hindistan’daki üst bölge valisinin hatıralarında pazarda kundaktaki çocuğuyla satış yaparak kazandığı parayı Türkiye’ye gönderen kadınlardan bahsediliyor. Kadınların kulağındaki küpeleri, bileklerindeki bilezikleri çıkartıp Türkiye’ye gönderen kadınlardan bahsediyor.

O zamanlar gönderilen para aşağı yukarı ne kadar bir meblağdı?

İş Bankası gibi bir bankayı kuracak kadar çok paraydı. 1924 yılında İş Bankası kurulurken sermayesi bugünün ki Pakistan’ın gönderdiği paradır.

Mesela biz aynı tabloyu Libya’da görmekteyiz. Ahmet El Samhouri kurtuluş savaşında yani 1919 yılında Libya’nın emiridir. Aynı zamanda Omar Muhtar’ın da hocasıdır. Senusilik tarikatının lideridir ve mürşidi malikidir. İki bin müridi ile birlikte Türkiye’ye geliyor. İtalyan komutan der ki; ‘Senin ülken işgal altında sen Türkiye’ye gidiyorsun.’ O da; ‘Libya bu ümmetin koludur, bacağıdır. Bu ümmet bunsuz yaşar ama İstanbul bu ümmetin beynidir, ümmet beyinsiz yaşayamaz.’ demiştir. Bir adam çıkmış Libya işgalde iken Türkiye’yi korumaya geliyor. Bugün Suriye’nin Türkiye’si var değil mi? 3 milyon Suriyeli şu an Türkiye’de. Irak’ta bir problem olsa gelecekleri yer Türkiye.. Türkiye herkese kucak açar Allah’ın izni ile, ancak Türkiye’de bir problem olsa bizim gidecek bir yerimiz yok. Türkiye ümmet için son kaledir.

Ümmet coğrafyalarına değinmeye çalıştık hocam, Son olarak 92 yıllarında Balkanlarda Boşnaklar ve Sırplar arasındaki savaşa değinebilir miyiz?

1992 yılında Sırplar, Rusların Panslavizm ekolü doğrultusunda slavcılık milliyetçiliği yaptılar. Boşnaklara diyorlardı ki ‘Sizler Boşnak falan değilsiniz, Boşnak diye bir millet yoktur. Sizler Türklerin Müslümanlaştırdıkları Sırplarsınız. Özünüze dönün.’. Oradaki bütün problem bundan kaynaklanıyordu. Ama ne oldu, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç çıktı dedi ki; ‘Biz Boşnağız, bizler kadim bir milletiz, Elhamdülillah bizler müslümanlarız ve asla Sırp veya Hristiyan olmayacağız’. Bunun üzerine 3 yıl katliam yapıldı. Milesoviç önderliğindeki Sırp kasapları (en son biri geçende insan hakları mahkemesinde müebbet yedi) hamile kadınların karınlarındaki çocukları alındı, kıyma makinelerinden geçirildi, babalarına çocuklarının etleri köfte gibi yedirildi, akılların alamayacağı katliamlar yaptılar. 3 koca yılda boşnaklar katledildi. 3 yılın sonunda Avrupa acaba Bosna’da bir darbe bir soykırım mı yapılıyor diye araştırma komisyonu kurdu. 3 yılın sonunda dediler ki; ‘Evet. Bosna’da bir darbe bir soykırım yapılıyor, müdahale etmek lazım’ dediler. Oradaki Avrupa’nın duyarsızlığı bugün Suriye’de yaşananlar karşısında duyarsızlıkla aynıdır..

Peki Hocam son soru olarak ülkemiz  için başkanlık sistemini bir tarihçi olarak nasıl görmektesiniz?

7 Haziran seçimlerinde Ak Partiye oy vermeyen mesela Saadet’liler, MHP’liler ya da başka bir grup boşluğa düştü. 8 Haziran günü kimse mutlu kalkmadı. ‘Ben vermesem de Ak Parti kazanır.’ diyenlerin oy vermedikleri takdirde Ak Parti’nin kazanmayacağını gördüler ve Ak Partiye oy vermeleri gerektiğini hissettiler. Çünkü ülke 1 hafta da 80 milyar dolar para kaybetti. Dünyada bir siyonizim gölgesinin olduğunu sanki onlar istemedikten sonra kimselerin bir şeyler yapamayacağını iddia edenler, 8 Haziran’da koalisyon ihtimallerini konuşanlar, Devlet Bahçeli bile en kısa zamanda erken seçim olmalı diye demeç verdiği gün.. Herkes anladı ki ülke de başkanlık sisteminin şart; çünkü bu ülkede asla koalisyon olmaz.

Dikkat ederseniz Amerika Versey antlaşması ile 14 Temmuz 1773 de kuruldu. 2016’ya kadar kaç yıl oldu? Amerika’da 242 yılda 44 hükümet kuruldu. Peki Türkiye Cumhuriyeti kaç yılında kuruldu? 1923 de kuruldu ve 50’ye kadar seçim yapılmadı. 50 de seçimler yapıldı ve 2016ya kadar 66 yıl geçti. Bu 66 yılda 64 hükümet kuruldu. Neden başkanlık gerekiyor anlayabiliyor muyuz? Bu ülkede 3 aylık hükümetler kuruldu. Ali Fuat Başgil’lerin de içinde bulunduğu grup, 2.5 ay hükümet görevi yapabildi. Bu kadar çok hükümetin kurulduğu bir ülkede ekonomik istikrardan söz etmek mümkün mü? Politik istikrar olur mu? Olmaz!

Başkanlık Sistemi için nasıl bir model olması lazım?

Amerika gibi bir başkanlık modeli istemiyoruz, Fransız modeli bir başkanlık modeli de istemiyoruz. Henüz daha kurulmayan Türk tipi başkanlık sistemi istiyoruz. Herkes oturacak fikrini söyleyecek ve bizim oluşturacağımız bir başkanlık modeli olacak. Medreselerden tutunda cem evlerine, Ateistlerinden tutunda İsmail Ağa cemaatine, Ak Parti’sinden tutunda CHP’lisine… Herkes oturacak ve başkanlık sistemi konusunda fikrini söyleyecek. En sonunda bir harman yapılacak ve Türk tipi başkanlık sistemi oluşacak. Hiçbir ülkenin başkanlık sistemi bizim dokumuza uymuyor. İsviçre’den nedeni kanun, İtalya’dan ceza kanunu, Almanya’dan borçlar hukuku kanunu, Prusya’dan evlenme kanunu, Latinlerden alfabe, Amerika’dan anayasa taslağı… Yeter! Kopya değil biz oturup konuşacağız. İnşallah en kısa zamanda bu sistemi oturup halledeceğiz diye umut ediyorum.

Ahmet Anapalı hocamıza ümmet coğrafyasında son yüzyılda olup biten olayları anlattığı ve merak ettiğimiz sorulara cevap verdiği, engin bilgileri ile bizi bilgilendirdiği için teşekkür ederiz.

Yazar : Akademik Şuur


Etiketler : ahmet anapalı | başkanlık sistemi | başyazı | derin tarih | osmanlı | tarihsel bakış | Türkiye | ümmet | yakın tarih |

Allah’ın Peygamberleri ve  Hz. Muhammed (s.a.s.) (4)
Allah’ın Peygamberleri ve Hz. Muhammed (s.a.s.) (4)

01 Nisan 2019 20:53

Kullarına daima iyiyi ve yararlıyı emreden, kötüyü ve zararlıyı...

Göç Almak ve Devşirmek – 1
Göç Almak ve Devşirmek – 1

20 Mart 2019 09:36

Dünya tarihine baktığımızda tarihi etkileyen birçok olayın göç sebebi...

Bizi Kışkırtmak İstiyorlar
Bizi Kışkırtmak İstiyorlar

17 Mart 2019 23:40

31 Mart seçimlerine doğru giderken; CHP Grup Başkanvekili Engin...