top-logo

19 Recep 1440

İslam ve Batı – İbrahim Kalın

İslam ve Batı – İbrahim Kalın

Tarihte İslâm ve Batı medeniyetleri kadar yakın ilişki içinde olan başka iki uygarlık görülmemiştir. Çatışma, rekabet, uzlaşma ve birlikte yaşama biçimlerine bürünen bu ilişkinin tarihi, aynı zamanda farklı “ben” tasavvurlarının ve “öteki” algılarının tarihidir. Bu çalışma, iki medeniyet arasındaki ilişkileri tarihî seyri içerisinde incelemekte ve günümüz sorunlarını bu tarihî arka plana dayanarak tahlil etmektedir. İslâm’ın tarih sahnesine çıktığı VII. yüzyıldan Orta Çağ’a, Haçlı seferlerinden Endülüs’e, Avrupalı gezginlerden oryantalistlere kadar İslâm ve Batı kavramlarının nasıl algılandığı, farklı algılama biçimlerinin gerçekliğin yerine nasıl konulduğu ve bunların hangi gerginlik alanlarını ürettiği çarpıcı örneklerle anlatılmaktadır.

ÖNSÖZ

İslam ve Batı ilişkilerini ele alan bu çalışma, basit ama zorlu bir soruna eğilmeyi hedefliyor: Birey ve toplumların, “ben” tasavvurları, “öteki” algılarını nasıl ve ne dereceye kadar belirler? Ötekini Sartre’ın ifadesiyle “cehennem” olarak görmekle bir fırsat ve zenginlik olarak görmek arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Tabiatı kendine akraba sayan ve hayvan isimlerini sıfat olarak kullanan bir Kızılderili’nin, “ben” tasavvuru ve “öteki” algısı arasında nasıl bir irtibat varsa, ötekini cehennem olarak gören bireyin ben tasavvuru ile öteki algısı arasında da öyle bir irtibat olsa gerektir. Kendini ontolojik manada evrenin merkezinde gören bir topluluk, herhalde başkalarını “barbar, parya” olarak görmekten çekinmeyecektir.

Hiçbir birey ve toplum boşlukta yaşayamaz. Tarih, varoluşumuzun her bir şartıdır hem de sonucu. İnsansız tarih, ancak doğa tarihinin konusu olabilir ama bu bize insana oluşumuz hakkında çok az şey söyler. Tarih insanlığın ortak hafızasıdır; fakat bu hafızayı tarih yapıcıları kadar tarih yazıcıları da belirler. Bugün İstanbul’dan NeW York’a, Bağdat’tan Pekin’e herkesin gündemini işgal eden İslam-Batı ilişkileri, bu ortak hafızayı nasıl kullanmamız ve paylaşmamız gerektiği konusunda önemli ipuçları sağlayan bir uygulama alanıdır. Batı-dışı toplumların tarihin dışına itilmişlik duygusuyla yaşadığı, gerildiği ve bunun bir sonucu olarak ölçüsüz, radikal ve marjinal fikirlerde çıkış yolu aradığı bir dünyada, insanlık nasıl bir paylaşım modeli üzerinde anlaşacak? Çin’den Latin Amerika’ya, Afrika’dan islam dünyasına toplumlar farklılıklarını tahripkar bir ayrılıkçılığa dönüştürmeden bir arada yaşamanın formülleri üzerinde anlaşmak zorundalar.

Bu bizi İslam-Batı ilişkileri konusunda bir dizi başka sorular sormaya itiyor: İslam ve Batı toplumları arasındaki etkileşim alanları, rekabet hissi, çatışma alanları ve uzlaşma zeminleri hangi dinamiklerden besleniyor? Bu süreçte din, tarih, siyaset, etnik kimlikler ne kadar rol oynuyor? Bu tarihi sadece bir savaşlar ve çatışmalar tarihi olarak okumak ne kadar doğru? Bu iki kültür görecek yada görmeli?

Elinizdeki kitap bu sorulara yaklaşık 1400 yıllık bir tarihin sunduğu imkanlar çerçevesinde cevaplar bulmaya çalışıyor. Bunun için kavramsal ve tarihi iki aracı, etkin bir şekilde kullanmaya çalıştık. Birinci  bölüm “İslam” ve “Batı” kelimlerini mercek altına alıyor. Soyut bir insanlık medeniyeti kavramıyla, mutlaklaştırılmış bir İslam-Batı karşıtlığı tuzaklarına düşmeden iki kültür ve medeniyet havzasının dayandığı temeller inceleniyor. İkinci bölüm, İslam’ın tarih sahnesine çıkmasıyla başlayacak üç temel tehdit algısını ele alıyor. Bu tehdit algısının etkileri ileriki bölümlerde de tartışılacaktır. Üçüncü bölüm, Roma’nın doğuya bakan yüzü Bisans İmparatorluğu’yla genç İslam medeniyetinin etkileşimi üzerinde duruyor. X. yüzyılın sonlarına kadar süren bu ilişki, iki medeniyet arasında dinamik bir kültür alışverişinin mümkün olduğunu gösteriyor.

Dördüncü bölüm, Ortaçağ’larda hıristiyan Avrupa’da hakim olan İslam algısını irdeliyor. Burada İslam medeniyetinin skolastik düşünce ve ardından Rönensans üzerindeki etkisi tartışılıyor. Beşinci bölüm, İslam-Batı ilişkileri tarihinde önemli bir paranteze, Endülüs’te yaşanan “convivencia” tercübesine eğiliyor. Bu bölüme aldığımız Endülüslü bilgenin anlattıklarını ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz. Altıncı bölüm reform, Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde bütün Avrupa’yı saran “Türko-fobia” üzerinde duruyor ve tevarüs edilen şiddet yanlısı, şehvet düşkünü ve yayılmacı İslam imajının Avrupa’daki Osmanlı ve Türk tasavvurunu nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Yedinci bölüm, Avrupa kolonyalizminin geleneksel “darü’l-İslam” coğrafyasının önemli bir kısmını fiilen işgal ettiği dönemi ve etkilerini ele alıyor. Buraya aldığımız Napoleon’un ünlü Mısır mısır seferinde yayımladığı ferman ve buna Mısırlı tarihçi Ceberti’nin verdiği cevap, kayda değer bir okuma metni. Bu bölümde ayrıca Avrupa’nın popüler ve akademik İslam algısının seyyahlar ve oryantalistler aracılığıyla nasıl oluşturulduğu da tahlil ediliyor. Sekizinci bölüm, XIX. yüzyıl ve sonrasında müslüman aydın, yazar, seyyah ve devlet adamlarının nasıl bir Avrupa/Batı tasavvuruna sahip oldukları üzerinde duruyor. Dokuzuncu bölüm, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde İslam-Batı ilişkilerinin seyrini inceliyor ve yeni gerginlik alanlarına dikkat çekiyor. Onuncu bölüm ilişkilerin bugünkü seyrine bakıyor ve mevcut gerginliklerin aşılmasına yönelik çözüm önerilerinde bulunuyor.

Kitabın sonuna eklediğimiz “Sultan Abdülhamid, Lew Wallace ve Bir Oryantalizm Hikayesi”, İslam ve Batı kültürüne mensup farklı bireylerin hiç beklenmedik anlarda ve alanlarda farklılıklarını aşıp “ortak iyi” de buluşabileceklerini gösteriyor. Bir Osmanlısultanıyla bir Amerika diplomat arasındaki bu ilişki, İslam ve Batı kelimelerinin birbirlerini mutlak manada yadsımak zorunda olmadığını gösteren çekici (ve gerçek!) bir hikayedir. Kültürel ön yargıların, kategorik ret ve kabullerin tahayyül dünyamızı ve yaşam alanımızı alabildiğine daralttığı şu günlerde, kendimiz kalarak ötekine açılmayı öğrenmek zorundayız. Umarız bu mütevazi çalışma bu yönde atılacak adımlar için bir ilham kaynağı olur.

İbrahim Kalın

Yazar : Akademik Şuur


Etiketler : akademik şuur | batı | ibrahim | ibrahim kalın | islam | kalın | kitap | tavsiye |

ADİL DÜZEN VE GENÇ
ADİL DÜZEN VE GENÇ

13 Şubat 2019 23:01

Hayat, doğum ile ölüm aralığından ibarettir. Bu aralıkta, tıpkı...

DİNİMİZDE VE HAYATIMIZDA ‘İSTİĞFÂR’
DİNİMİZDE VE HAYATIMIZDA ‘İSTİĞFÂR’

13 Ocak 2019 17:56

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Elhamdü-lillahi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-Salâtü ve’s-selâmü alâ...

Hitap muhataba biçilen kıymettir
Hitap muhataba biçilen kıymettir

27 Aralık 2018 01:08

Selamün Aleyküm dertdaşlarım. Selam; ne güzel bir kelam değil...

16. Gök Sultan 2. Abdülhamid Han’ın Şahsiyeti, Devlet Adamlığı ve Hilafet Siyaseti – Ozan Bodur
16. Gök Sultan 2. Abdülhamid Han’ın Şahsiyeti, Devlet Adamlığı ve Hilafet Siyaseti – Ozan Bodur

24 Aralık 2018 00:32

#1hafta1kitap kitap çekilişimiz devam ediyor arkadaşlar. Kızıl Sultan ismi...