top-logo

19 Recep 1440

Gençlere Örnek Bir Rol Model : Abdullah Şenaslan ile Röportajımız

Gençlere Örnek Bir Rol Model : Abdullah Şenaslan ile Röportajımız

Abdullah bey, bize kendinizi tanıtır mısınız?

Abdullah Şenaslan, aslen Trabzon/Dernekpazarlı olup doğma büyüme Pendik’liyim. İlkokul ve lise eğitimimi Pendik’te aldım. Üniversite eğitimini Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladım. Üniversite yılları içerisinde çeşitli ünvanlardaki hocalarıma öğrenci asistanlığı yaptım. Aynı yıllar içinde Gençlik ve Spor Bakanlığının bir makale yarışmasında derece aldım. Bakanlık bu derece üzerine beni ve dereceye giren arkadaşlarımı Belçika/Brüksel’e ‘’Liderlik’’ eğitimi için yurt dışına gönderdi. Avrupa Parlamentosun’daki ‘Liderlik’ eğitimini başarıyla tamamlayıp yurda döndüm.

Sakarya SBF’yi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Sosyolojiye ve 19 Mayıs Üniversitesinde Siyaset Biliminde yüksek lisansa başladım. 3 üniversitede eğitim aldım,alıyorum. 4. üniversite eğitimine de başlayacağım nasipse. Eğitim hayatım bu şekilde devam ederken, 2015 yılının başında Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlığının aday göstermesiyle 312 delegenin oyuyla Ak Parti Pendik Gençlik Kolları başkanlığına seçildim. 1 sene boyunca gençlik kolları başkanlığı görevini yerine getirdim.

Okulu ve Bölümünüzü Nasıl Seçtiniz?

Babam esnaftı, bende babamla birlikte 8 yaşından beri çalıştım. Yetişmemde babamın ve annemin payı çok büyüktür. Allah onlardan razı olsun. Lise eğitimi için Pendik dışında bir lisede okudum. Bu şekilde arkadaş çevremden koptum ve o lisede başarıyı yakaladım. Ondan sonra üniversite sınavına girdim. Aslında işin garip bir tarafı var. Ben üçüncü senemde üniversiteyi kazanabildim. O kadar başarısız bir öğrenciydim yani. Bana nasıl bu şekilde başarılı oldun diye sorduklarında, onlara cevabım hep ‘Aslında ben sizden daha başarısız bir adamdım.’ olur. Bende idealistlik vardı, hep siyasal olsun, siyasal olsun dedim. Ankara olmayınca Sakarya olsun dedik. Ama şimdi deseler Ankara Siyasal mı? Sakarya siyasal mı? Kesinlikle Sakarya Siyasal derdim; çünkü hocalarından tutun da, eğitimi ve hocaların öğrenciye eğilimi gerçekten mükemmeldir Okul kesinlikle çok başarılıydı.

Üniversite yıllarınız nasıldı ve nasıl geçti?

Üniversitede biz üç arkadaş aynı evde kalıyorduk. Kimseye de bağımlılığımız yoktu. İlk evimizde koltuk vesaire hiç bir şey yoktu, daha sonra Allah’a çok şükür birileri çekyat, koltuk, halı falan verdi. O şekilde evimizi düzmüş olduk. Ben arkadaşlığı, dostluğu, samimiyeti orada gördüm diyebilirim. Bana deseler ki şu an aynı şekilde 4 yıl daha Sakarya’da oku, geri döner okurdum. O yıllar benim için çok güzeldi.

Peki yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmaya 2010 yılında başladım.

Peki kitap yazmaya nasıl başladınız?

Kitabımı yazmaya başlamadan önce makaleler yazmıştım. Bakanlığın düzenlediği yarışmada da 2500 kişi arasında 20 kişi derece yapıp seçilmişti. O yarışmada herkes sayfalarca yazdı, 30-40 sayfa yazanlar olmuştu. Ben bir sayfa yazmıştım mesela. Onu da şu şekilde oldu; bir yazı yazılması gerekiyordu, ama ben onu hep geçiştiriyordum. Bir gün bilgisayar başında oyun oynarken arkadaşlarla, ben yenilmiştim ve kalktım bir şeyler karalayayım dedim. Sonra oyun sırası bana geldi, Müslüm Soykan kendisi benim dostumdur, kardeşim gibidir. Hayatımın kilometre taşlarından biridir. Okumayı yazmayı o sevdirmiştir bana. Öyle bir bakayım ne yazmışsın dedi ve bir iki düzenleme yaptı. Sonra ben bir iki bir şey daha ekledim derken bir sayfalık yazı çıktı ortaya. Okuduk, en sonunda tamamdır dedik ve yazıyı gönderdik. Elhamdülillah dereceye girdik. Daha sonra arkadaşımın bloğu vardı, oda orada öykü ve hikayeler yazıyordu. Ben de bir şeyler yazabilir miyim derken, gençlik ile ilgili bir şeyler yazmaya başladım. Çünkü gençliğe bir sevdamız vardı. Sonra baktık ki makaleler yazıyoruz, en son bu makaleleri bir kitapta toplayalım dedik. Hadi bismillah diyerek 2010 da kitap işine koyulduk. Oradan topladık buradan topladık, kitap için artık biz yazdıkça konu açıldı bereketlendi, şimdi konuları toparlamakta zorlanıyoruz. Şimdi kitap için böyle orijinal, biraz da marjinal ve bütün herkese hitap edebilecek bir kitap olması için çalışıyoruz.

Şuan kitap ne zaman yayınlanacak? Son durumu nedir? Tasarımı yaptırdınız galiba?

Tasarım vs. her şeyi hazır şu an için. Kitap üzerine yazdıkça bir bocalama gösteriyoruz. Çünkü basma aşamasından önce fikir almak için hangi hocaya gitsek bir şeyler eklemek istiyor. Derken biz kitabı basma durumuna geçemiyoruz. Kitap şu an beklemede…

Kitap şu an kaç sayfa? Basımında kaç sayfa olacak?

Kitap şu an 170 küsur sayfa civarında, basımında 240 civarında olmasını tahmin ediyoruz. İlk kitap olduğu için amatör olarak bunu yayınlayalım,  daha sonra profesyonel olarak devam ederiz düşüncesindeyim. İki makale üzerinde şu an yoğun bir mesai harcıyorum. En kısa zamanda o makaleleri bitirip kitabı da basacağız inşallah.

Kitap için yayınevi hazır mı?

Şimdilik yayınevi hazır değil, ayrıca sponsor da bakıyoruz. Bu da bizim için bir sıkıntı. Kitap yazmak zor, kitap senin kitabın sen yazıyorsun, bir emek harcıyorsun. Birde basılmasına para vermen gerekiyor. Biz ise bir sponsor bulmaya çalışıyoruz. Bulunur inşallah diye tahmin ediyorum. Pek üstüne düşmedim ama bulacağız nasipse. Yayınevini de ayarlamış olacağız.

Üzerinde çalıştığınız 2 makale nedir?

Bir tanesini Cumhurbaşkanlığına sunmak, diğerini de Ekim ayındaki Ortadoğu kongresi için hazırlıyorum.

Dereceye giren makaleniz hakkında bilgi verir misiniz? Makaleyi internette yayınladınız mı?

Makaleyi bakanlık kendi aldı ve şu an ben o makaleyi yayınlamadım. Çünkü bakanlık makalenin telifini almış oldu. Onun dışında makaleden bahsetmek gerekirse, biz sadece bir kamp dönemi yaşadık ve o dönemi anlatın dediler. Bir sayfalık bir yazıydı. Şöyle düşünün orada herkes bir kilo portakal çıkarıp koymuştu, ben ise bir C vitamini hapı hazırlamıştım. Bir kilo portakal eşittir bir tane C vitamini hapına… Sonuç itibariyle her ikisi aynı işi görüyordu ama benim için profesyonel bir çalışma oldu.

Ak Parti’de görev yaptığınız süre de genel başkan olan Abdurrahim Boynukalın ile tanışmanız veya iletişimiz var mıydı?

Abdurrahim Boynukalın benim abimdir, ondan çok şey öğrendim öğrenmeye de devam ediyorum. Kendisi de Sakarya Üniversitesinden mezun olmuştur. Sayın vekilimiz bir diğer abimiz Erkan Kandemir abi de Sakarya Üniversitesi mezunudur.Orada yaptıkları çalışmalardan hem Abdurrahim abiyi hem de Erkan abiyi tanıdık.

Siz dahil üç başkanın görevden alınmasını nasıl yorumlarsınız?

Aslında üç başkan alınmadı sanırım daha da var.Şahsımın görevden alınma şeklini doğru bulmasam da büyüklerimiz böyle uygun görmüş deyip geçiyoruz. İle çağrıldım ve yetersiz olduğum düşünüldü, büyüklerimiz tarafından istirahat etmemiz istendi. Ben görevden ayrıldıktan sonra hala mesajlar alıyorum. Ağrı’dan, Afyon’dan Tokat’tan daha birçok ildeki genç arkadaşlardan olumlu ve takdir edici mesajlar var. Bu mesajları alınca mutlu oluyorum. Ne kadar olursa olsun, isterse on sene görev yapayım o tarz mesajları alamadıktan sonra hiç bir şeyin manası olmaz benim açımdan. Demek ki görev süresi boyunca sadece Pendik’li gençlerin gönüllerine değil diğer şehirdeki gençlerin de gönüllerine dokunmuşuz elhamdulillah.

Başkanlık Sistemini konuşalım. Siz Başkanlık Sisteminde gençlerin daha aktif olabileceklerini düşünüyor musun? Yada nasıl bir model gençlerin önünü açabilir?

Gençler Yeni Anayasa istiyor diye bir dernek çatısı altında bir proje başlatılmış. Gençlik yeni anayasa istiyor ama bu söylemin altını doldurmamız lazım. Sadece gençlik yeni anayasa istiyor demekle olmaz. Tamam hepimiz bir şeyler istiyoruz. Ama bizim Türk halkının en büyük eksikliği bir şeylerin içini dolduramamasıdır. Sadece istiyor, ama ne istediğini bazı genç kardeşlerim bilmiyor. Gençler şöyle demeliler, 80 tarihini, 80 tarihinin darbesini yargılayıp, onun anayasasını da istemediğini açık bir şekilde dile getirmeliler. Ya da seçilme yaşının 18 olabileceği bir anayasa istiyorum diyebilmelidirler. İsteklerini bir kritere dökmelidir gençler. En büyük handikabımız da şudur; bir anayasa ya da başkanlık sistemi istiyoruz, ama nasıl bir anayasa veya sistem istiyoruz bunu açıklayamıyoruz. Aslında bunu açıklayabilen de yok. Çünkü sistemimiz Amerika veya Fransa modellerinden farklı bir model,Türk halkına özgü bir model olmalıdır. Bizler de bunu açıklamakta zorlanıyoruz. Amerika’daki gibi eyaletlere mi bölünecek ülkemiz?  Aslında nasıl bir sistem gelecek, gençler bunun cevabını istiyor. Biz veremiyoruz çünkü biz de bilmiyoruz.

Sizin kafanızda nasıl bir model var?

Benim kafamda Fransa modeli tarzında bir yarı başkanlık sistemi var. Çünkü Türkiye’ye en uygun olabilecek model budur diye düşünüyorum. Bir tweet atmıştım Başkanlık sistemi Türkiye’nin hakkı değil, başkanlık sistemi Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkıdır şeklinde. Neden diyecek olursanız; bakıyoruz ki Fransa’da Holland bir başkanlık yapamıyor. Orada ülkenin hakkı başkanlık. Burada ise Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkıdır. Burada bu iş böyle yürüyor çünkü. Ona bu başkanlığı vermemiz lazım. Çünkü Cumhurbaşkanımızın kafasında daha yapacak bir dünya projesi var.

Ama şu var başkanlık Türkiye için çok sancılı olacak. Ben şunu da görüyorum. Türkiye için erken seçim kapıda olabilir. Çünkü aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Anayasayı değiştirmek için 330 vekile ihtiyaç var. Ak partinin 317 tane vekili var. 330 olması lazım ki referanduma gidebilesin. MHP ve CHP den bazı vekiller destek verecek diyorlar ama ben düşünmüyorum, çünkü güvenemiyorum. Bu sebepten çıkmaza girdi diye düşünüyorum. Bu çıkmazı da nasıl düzelteceğiz, erken seçime giderek.

Erken seçim tarihi ne zaman olur sizce? Türkiye bir seçim daha kaldırabilir mi? Zor olmaz mı?

Hiç bir şey zor olmayacaktır, erken seçimi Türkiye kaldırabilir. Türkiye neleri atlatmadı ki.. 2017 başı gibi bir seçim yapılsa kim ne diyebilecek ? HDP deseniz zaten bitti, kendi ayağına sıktı, terörü destekleyen bir partiden ne beklersiniz ki? Aynı şekilde MHP veya CHP de bir şey diyemez.

Sizce bize sunulan bir başkanlık modeli var mı?

Güçlü bir başbakanlık konuşuluyor, güçlü bir cumhurbaşkanlık sistemi olacağı konuşuluyor. Şu an için modeli kestiremiyorum. Türkiye de ne bir parlamenter sistem, ne bir yarı başkanlık ne de bir başkanlık modeli var… Türkiye’de Rasyonelleştirilmiş Parlamenterizm ile Yarı-Başkanlık arasında gidip gelen bir sistem var.

Ak Parti şuan hali hazırda bir anayasamız var bu anayasa ile halka gidilebilir diyor. Ne düşünüyorsunuz?

Halk artık bu ikilemlerden sıkılmış durumda eğer referandum olursa ve AK Parti yaptığı anayasa ile halka giderse referandumu alır. Halk bu konuda Reis’e ve Hoca’ya güveniyor.

Peki Ak Parti kadroları hazır mı bu yeni sisteme?

Kadrolar şuan hazır değil çünkü hali hazırda bir belge yok ortada en azından bize ulaşmadı.

Peki bilmedikleri bir sistemi halka nasıl anlatacaklar?

Şuman kimse bilmediği için ancak faraza bilgiler üretebiliyoruz. Çünkü elimizde bir done yok.

Başkanlık sıkıntılı bir süreç. Halka çok iyi anlatılması lazım, çok iyi yazılması lazım. Şu an yazılma aşamasında mıdır, yazılmış mıdır? Ben de bilmiyorum. Gelen sistem başkanlık sistemi mi olacak, yarı başkanlık mı gelecek, güçlü başbakanlık mı gelecek? Belki de güçlü cumhurbaşkanlık sistemi gelecek. Bunu kesinlikle bilmiyoruz. Süreç çok sıkıntılı ilerliyor, ama en kısa zamanda bir refaha kavuşacak diye umut ediyoruz. Ülke de bu süreçte sıkıntılı bir durumdan geçiyor, her yerde bir bomba patlaması gündemde. Toplumu huzursuz edecek hadiseler yaşanıyor. İnsanlara kalabalıkta durmayın gibisinden korkutma ve sindirmeye yönelik hareketler oluyor. Bunların da hiç birine pabuç bırakmayız evelAllah.

Peki gençler PKK’nın protestolarına alet oluyorlar, bu neden ve nasıl oluyor?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sosyal medya da yayınlananların %70 i yalan. Bu sadece terör olayları ile ilgili değil. Bizim gençlerimiz de ise durum şöyle, bizim en büyük problemimiz gençlerimiz. Benim bunu söylemekten artık dilimde tüy biti. Batı çarkına girmiş ve batının düzeni ile ilerleyip yoğunlaşan bir gençlik portesi var. Bütün gençlerimiz maalesef bu şekilde. Bilgiyi gördüklerinde araştırma yapmadan doğruluğunu bilmeden inanıyorlar ve paylaşıyorlar. Mesela Facebookta MİT in bir kanun yayınlandığı ile ilgili bir yazı var. Adamlar hemen inanıp paylaşıyor. Öyle bir şey yok ve  resmen sazan avına çıkıp sazan avlıyorlar. Sonra olay o kadar büyüyor ki, ulusal medya da böyle bir şey yok diye düzeltme haberi yapılıyor. Gençler önce okuyacak sonra araştıracak ve net bilgiye ulaşacak.

Ankara’daki patlamada bombacı kızın üniversiteli olduğu ve 2013 yılında pkk ya katıldığı söyleniyor. Sonra 2016 da 3 yıl sonra canlı bomba olarak ortaya çıkıyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Şu an her üniversite de bu tablo var. Her üniversite de bir beyin yıkama var. Çokta titizlikle yapılıyor bu iş. Gençlerin kirli düşünceler ile kafaları doluyor. Sonra sürekli kafalarında bir şeyleri kuruyorlar.Bir de kimyasal ilaçlara bağımlı yaptıktan sonra, onları canlı bomba olarak kullanabiliyorlar. Çünkü artık onların hiç bir şey umurlarında değil.

Peki 12 yıllık süreçte Ak Parti bu gençlere bir yol haritası çizemez miydi?

Çizebilirdi ama şu var, muhafazakar gençliğin, müslüman toplumun, müslüman Türkiye’nin eylemci bir gençliğe ihtiyacı var. Gençlerin artık sözel pratikten eylem pratiğine geçmeleri lazım. Bugün senin cumhurbaşkanına hakaret ediliyorsa senin bunu ulu orta çıkıp tepkini koyabilmen lazım. Hürriyet medyasının Cumhurbaşkanımıza hakaretinden sonra gazetenin önüne biz gittik ve tepkimizi ortaya koyduk. Niye? Çünkü cumhurbaşkanı benim namusum ve sen benim namusuma dil uzatamazsın. Ben o dili keserim. O gün orada Abdurrahim Boynukalın başkan da vardı. O da eylem yaptı. Eğer Abdurrahim başkan gelmemiş olsaydı, çok daha kötü sonuçlar olabilirdi. Geldi yatıştırdı olayı. Çünkü gençler sindiremiyor bunu. Sonra Ak Gençlik orayı burayı yıktı dediler. Biz aslında çok iyi eylemci oluruz. Çünkü biz yakmadan yıkmadan eylem yapabiliyoruz. Bizim orada öyle yakma yıkma olayımız olmadı. Biz orada taşkınlık falan hiç bir şey yapmadık. Bizlerin her zaman tepkimizi ortaya koyacak gençliğe ihtiyacımız var. Bugün dinimiz islama hakaret ediliyor ve bizler süt dökmüş kedi gibi hiç bir şey yapmıyoruz. Böyle şey olmaz arkadaş. Bu gençliği pasivize etmekten başka bir şey değildir. Zamanında akıncılar diye bir gençlik vardı. Ne yaptı onlar yakıp yıkmadan eylem ve aksiyon gerçekleştirdiler. Bizimde buna ihtiyacımız var ama şimdi bakıyoruz gençlerimiz kafelerde oturup dedikodu ve gıybetin dibine vuruyorlar. Bir şey yapan yok, belki düşüncelerini dahi karşı tarafa aksettiremeyen bir gençliğimiz var.

Abdurrahim Boynukalın bakan yardımcısı oldu. Size bir görev teklif edildi mi?

Tarafıma şuan herhangi bir görev teklifi yapılmadı. Görevden alındıktan sonra bir görev beklentim de olmadı. Neticede akademik olarak makale ve kitap üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Ben kimse içinde siyaset yapmadım. Ben dava, reis ve hoca için çalıştım. Çünkü reis ve hoca gece gündüz bu işin peşinde koşturuyorlar. Bende onlar ile gece gündüz koşturdum. Onlara bir zerre dahi katkım olduysa ne mutlu bana. Çünkü biz inandığımız davanın arkasında gideriz. Ama şu an için bir görev almayı düşünmüyorum ertelediğim akademik hayatıma odaklanmak istiyorum.

Bu konu ile ilgili son bir soru. İle atanan yeni başkan hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasi geçmişi yokmuş. Neye göre atama oldu sizce?

Büyüklerimizin takdiri.

Ortadoğu ile ilgili bir makaleniz var dediniz, Ortadoğuyu konuşalım?

Ortadoğu 1-2 saat de konuşulacak bir konu değil ama üstünden geçelim konuşalım inşallah. Ortadoğuda şu an Irak’ı beş parçaya böldüler. Kürdistan, Şii, Sunni… Mezhepsel bir ayrım yaptılar. İçeride Irak diye küçük bir devlet bıraktılar. Şimdi aynısını Suriye’de de yapmak istiyorlar. Baktığımızda bugün Türkiye de patlayan bombalar aslında PKK veya IŞİD’ın akıl edebileceği şeyler değil. Bunların abileri var onlar her şeyi planlıyorlar. Kim bunlar diyecek olursanız. Amerika, İsrail, İngiltere lobileri… Bunlar Ortadoğuyu bölmek ve parçalamak istiyorlar. Suriye’yi de bölüp Halep’i ortada bırakmak istiyorlar. Daha sonra burayı karıştırmak istediklerinde parmaklarını Halep’e sokup, ortalığı yine kan gölüne çevirecekler. Çünkü bunlar bunu istiyorlar. Türkiye buna izin vermiyor. Sonra sen misin Ortadoğunun abiliğini yapan, sen misin karşı çıkan deyip Türkiye’de de ardı ardına bombaları patlatıyorlar.

Peki Ahmet Davutoğlu ile İran’ın Ortadoğu geleceği ile ilgili görüşmelerini nasıl buluyorsunuz? Sizce ticari maksat ile olduğu söylense de ne kadar doğru?

Sen devletsin, bugün İran senle ticaret yapmak istiyor, bugün İsrail ile de sen ticaret yapmak zorundasın. Çünkü mal alıp mal satman lazım. Senin ham maddeye ihtiyacın olduğu gibi büyüyüp yükselmek için ihracata da ihtiyacın var. Bunun için görüşmeleri yanlış görmüyorum. Etrafımıza bakacak olursak adam gibi Azerbaycan’dan başka devlet var mı? Dost bir devlet var mı?  Ülke olarak kimi gösterebilirsiniz? YOK

Ahmet Davutoğlu’nun Dış İşleri Bakanlığı zamanında dış politika için sıfır politika ile başarılı mıydı?

Sıfır politika düşünülüyordu. Tutmuştu da, ama sonra hepsi ile de sorun yaşamaya başladık. Ama bu tamamen oradaki devlet liderlerinin Amerika, İngiltere menşeli olmasından kaynaklıdır. Esed ile Erdoğan düne kadar dost iken birden düşman oldular. Çünkü zalim Esed müslümanları bombalıyor. Aslında biraz da bizden kaynaklı çünkü bizler hala kendi bölgemize İngilizlerin gözü ile bakıyoruz. Ortadoğu bizim için Çin ve Japonya…

Suriye ve Irak bizim yakındoğumuzdur. İngilizler bize nasıl aksettirdiyse biz hala öyle bakıyoruz çevremize…

Suudi Arabistan ile olan ilişkileri nasıl değerlendirirsiniz?

Suudi Arabistan ile olan ilişkileri ben destekliyorum, ama Suudi Arabistan’a da güvenemiyorum. Vahhabi ile Sunni yakınlaşması söz konusu. Aslında baktığımızda mezhepsel savaşlar ön planda, mezhepleri birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Ben vahhabiyim sen sunnisin ayrımcılığı var. Gerçekte bizim İslam çatısı altında birleşmemiz lazım. Bizim en büyük problemimiz İslam çatısı altında birleşmememiz. İslam çatısı altında birleşebilirsek, mezhepsel sorunları aşabiliriz.

Paralel yapı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Paralel yapı az kalsın ülkeyi bitiriyordu. Bizi o bu şu değil Allah kurtardı diyebiliriz. Verilmiş sadakamız varmış. Devlet, devletin iplerini kimseye vermemelidir.

Paralel yapıyı içimizde temizleyebildik mi?

Paralel yapı içimizde hazır kıta bekliyor, şu an mayıs ayını işaret ediyorlar. Türkiye mayıs ve haziran ayını atlatırsa bu iş bitti demektir. Ondan sonra Türkiye’nin önüne kimse engel koyamaz Allah’ın izniyle.  Ama bu iki ayı atlatmamız lazım. Cemaat hücre evlerinde uyuyor. Nisan veya Mayıs gibi uyandırılmaya başlayacaklar ve kargaşa çıkartacaklar. Ülkede ikinci Gezi olayı oluşturmaya çalışıyorlar.

Türkiye Siyasetine dönecek olursak, ülke ikili parti dönemine girer mi?

Türkiye şu an Ak Parti ve CHP arasında gidip geliyor. Bu sistem devam edecek gibi ama şu var Türkiye artık partiler çöplüğü oldu. 200 küsur tane parti var. Herkes parti açabiliyor. Burada önemli olan partilerde kurumsallaşmanın önünü açabilmek. Şuan CHP ve MHP bunu başardı diyebiliriz. Ama Ak Parti şuan kurumsallaşamadı ama inşallah kurumsallaşacak diyelim.

Deniz Baykal’ın son açıklamalarını nasıl görüyorsunuz? Sizi şaşırtıyor mu?

Hayır beni hiç şaşırtmıyor. Deniz Baykal ara ara takdir edilmeyi hak ediyor. Yanlış konuşmaları yok mu? Elbet var ama Deniz Baykal bir devlet adamıdır. Devleti için düşünür ve devleti için karar verir. Bizler Deniz Baykal’ı hep böyle bildik. Deniz Baykal’ın 70 yılını analiz ettiğinizde. Tuzladan gemi ile Bosna’ya müslümanların yanına gittiğini onlara destek verdiğini bile görürsünüz… Deniz Baykal devlet adamıdır.

Devlet Bahçeli’de o devlet adamlığı var mıdır? Ona yapılan operasyonu nasıl buluyorsunuz?

Devlet Bahçeli’de de o devlet adamlığı vardır. Cemaat Bahçeli’yi yemeğe çalışıyor. Bahçeli’nin buna dayanmaya gücü yeter mi bilmiyorum. Meral Akşener’i bitiren cemaat şimdi yine ona destek veriyor. Bahçeli ile Davutoğlu’nun el sıkışması, görüyoruz ki kısmen de olsa hükümetin yanında… Şu an Bahçeliyi devirecek olsalar, Bahçeli yanına alacağı vekiller ile Ak Partiye bile geçebilir.

Kurumsallaşmadan söz ettik, Ak Partinin kurumsallaşması neden söz konusu değil?

Bakınız Ak Parti’deki kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel yaşlılardır. Avrupa’da böyle bir şey söz konusu değil, orada gençlere yol açılıyor. Adamlar görevi bırakıyorlar ve yerine gençler geliyor, gençler yönetiyor. Ama bizim Türkiye’de bu şekilde bir sistem yok. Bu koltuk sevdası nasıl bir şeydir bilmiyorum. Ama gençlerin önü açılmalı, gençler sisteme dahil olmalılar. Ak Parti de 7 Haziran da kurumsallaşmaya doğru bir gidiş oldu, kadroda gençlere yer verildi. Ama 7 Haziran’da bir kaybetme durumu oldu. O durum olunca da eskiye tekrardan bir dönüş oldu. Misal Amerika’ya bakalım orada da 2 dönem kuralı var. Orada adamlar 2 dönem görevini yapıyorlar ve bırakıp gidiyorlar. Bir daha siyasete müdahil olmuyorlar. Bizde öyle değil maalesef.

Peki Ak Partiye gençlik adına ne tavsiye edersiniz?

Her zaman söylerim parti gençliğinin beyin kası ayak kasından daha çok çalışmalı hele AK Gençliğin daha çok öyle olmalı, çünkü karşı taraf birden fazla ama AK Genç tek.

Son olarak gençlere tavsiyeniz nedir?

Gençlere tavsiyem öncelikle bol bol okuyacaklar. Okurlarsa ancak bir şey olunabilir, bir yere varılabilir, okumadan hiç bir şey olmaz. Gençler okursa dünya değişir, gençler iyilik yaparsa dünya değişir. Gençler eylem pratiğine dönüşürse dünya değişir.

Abdulah Şenaslan abimize bu güzel röportaj için teşekkür ederiz, Allah ondan razı olsun.

Yazar : Akademik Şuur


Etiketler : abdullah | abdurrahim | ak gençlik | ak parti | başkanlık | başkanlık sistemi | başyazı | boynukalın | gençlik | pendik | rol model | röportaj | şenaslan |

Göç Almak ve Devşirmek – 1
Göç Almak ve Devşirmek – 1

20 Mart 2019 09:36

Dünya tarihine baktığımızda tarihi etkileyen birçok olayın göç sebebi...

Bizi Kışkırtmak İstiyorlar
Bizi Kışkırtmak İstiyorlar

17 Mart 2019 23:40

31 Mart seçimlerine doğru giderken; CHP Grup Başkanvekili Engin...

Seçimler Yaklaşıyor, Safları Sıklaştıralım!
Seçimler Yaklaşıyor, Safları Sıklaştıralım!

14 Mart 2019 22:46

31 Mart Yerel Seçimleri yaklaşırken, muhalif kanat safları olabildiğince...

Allah’ın Peygamberleri ve Onlara Salât-ü Selâm (3)
Allah’ın Peygamberleri ve Onlara Salât-ü Selâm (3)

07 Mart 2019 14:42

Varlığı ezel ve ebedi kapsayan, yarattıklarına kendilerinden yakın olarak...