top-logo

17 Şaban 1440

Ya Sabır!

Ya Sabır!

Ülkemizde ve diğer Müslüman coğrafyalarda yaşanan olayların bizi ye’se düşürmemesi konusuna dikkat çekerek yazıma başlamak istiyorum. Özellikle ülkemizde yaşanan elim hadiseler, milli mücadele ruhuna asla gölge düşürmemelidir. Süreci dikkatle takip ettiğimizde devletimizin sadece PKK, YPG, DAEŞ gibi illetlerle değil topyekûn bunların arkalarındaki kuklacılarla da mücadele ettiğini görmemiz gerekir. Bu yapıların arkalarındaki planlayıcıların tam da bizim canevimiz olan birliğimizi şeksiz şüphesiz hedef aldığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Nasıl oluyordu da dağ yapılanmasıyla başlayan bu illetler şehirlere inmiş ve gerekli mühimmat ve erzakı elde etmişlerdi. Yalnız halk desteği mi? Tabi ki değil. Resmen arkalarında oldukları devletler bunların finansörlüğünü ve garantörlüğünü üstlenmektedirler. Yalnız PKK’ya ateş açıp üç beş vatandaşını etkisiz hale getirmekle bitmeyecek bir mesele bu. Hem mesela bu örgütleri destekleyen nice Avrupa ülkelerinden biri son günlerde yine haberlere konu olmuştu. Desteklerinin ispatı niteliğinde PKK çadırlarına müdahale edilmemesi için polislerini oralara göndermişler. Garip ama gerçek!  Bu gerçek, yaklaşık 40 yıldır bitmek bilmeyen terörün nedenlerinden biridir aynı zamanda.

Peygamber Efendimiz (sav) yoluyla aydınlattığı, nurlu şerefli İslam sancağının daha ilk yıllarından İslam’ın son kalesi Osmanlıya kadar yaşanan isyanlar, kışkırtmalar, terörist faaliyetler, zorbalıklar sürekli olmuş günümüze kadar çeşitli formatlarla gelmiştir. Niceleri de bu kutlu yolda şehit oldular. Kısaca İslam dini garip geldi ve garip de devam ediyor. Ortalıkta görünmeyen kuklacılar, ülkemiz ve Müslüman kesimlerin zaaflarından yararlanarak sürekli terörle boğuşmamıza neden olmuşlardır. İşin diğer garip yanı da bizim gibi görünen, aynı dilleri konuşan örgüt veya şahıslarla gerçekleştirmiş olmalarıdır. Artık devletin üst kademelerinden bu örgütlerin arkalarındaki güçlere yüksek sesle ver yansın yapılıyor. Bu da son olaylarla birlikte kimin nerede kimin yanında yer aldığını açıkça görünmesini sağlıyor. Milletimiz elhamdülillah kuklayı da, kuklacısını da aşikâre görmekte ve ülkemizin sürdürmüş olduğu bu mücadeleyi de sonuna kadar desteklemektedir. Yapılan son anket sonuçları da bunu ortaya çıkarmıştır.

Neo- Haçlı/Siyonizm, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlıdan kalan rolüne üstlendiğinin ayak seslerinin emarelerini iyice anlamış olacaklar ki adeta İslam’ın sancaktarlığını yapan Türkiye nezdinde Erdoğan’ı hedef alıyorlardı. Kendilerince bir fırsat olarak düşündükleri DAEŞ’i yok etmek için kullandıkları argüman Ortadoğu’da YPG, Türkiye’de de PKK ile bulundukları coğrafyalara diz çöktürmek ve istediklerini yaptıracaklarını zannediyorlar. Ama bu sefer başaramayacaklar Allah’ın izniyle. Güya “ YPG DAEŞ’i yok etmek için uğraşıyorken” PKK Türkiye’de kim ve ne için mücadele vermekteydi ve bunları sahaya süren aklın Türkiye’den istedikleri şey ne idi? Osmanlı zamanında gayrı müslimlere verilmeyen haklar gibi nedenlerle aramızı açanlar, 40 yıldır ürettikleri terör belasıyla Kürt hakları savunuculuğunu üstlenmekteydiler. PKK içinde yer alan aralarında üst düzey komutanlar, eğitmenler vs. yabancı uyruklu ajanlar ne arıyordu? Bunları Kürt kardeşlerim belki de yeni yeni görebildiler veya hala görmek istemiyorlar maalesef.

Has bir Müslümandan beklenenler arasında yer alan farzlar dışında yaşadığı, ekmeğini yediği devletine nankörlük etmemesi, insanlarla iyi geçinmesi ırkçılık yapmaması ve vatanı uğrunda canını feda etmesi beklenirken, bizim gibi her tür vatandaşın rahatça ülkemizde dolaşabildiği ırkçılığın olmadığı bir coğrafyada çıkan örgütler daha iyi bir şey mi vadediyorlardı da bazı Kürt veya Kürtçü geçinen kardeşlerimiz bunlara sempatizanlık besliyorlardı. Maksatları tamamen ülkenin bütünlüğüyle oynamaktı.

Ülkemizde olumlu adımlardan bazılarına gelecek olursak gelişen son süreçte atılan adımlarla neredeyse Müslümanların sesi kulağı olan devletimiz gerek üniversite kapılarında, gerek kamuda gözünden yaşı eksik olmayan bacılarımıza bir nebze merhem olmuştur. İsteyen istediği gibi özgürce baskı altında olmadan ibadet edebiliyor, kendi dilini konuşabiliyor, müziğini dinleyebiliyorsa gerçekten bu ülke bir şeylere rağmen çok önemli adımlar atmıştır. Bu ve bunun gibi daha birçok güzel adımlar atılırken ne oluyordu da bu çatışmalar birden bire patlak veriyordu?

Türkiye ne zaman bir açılım, girişim, yurt dışı seyahatinde enerji anlaşması gibi protokollere imza atacak olsa veya sessiz yığınların sesi olarak yüksek sesle mazlum halklar ile ilgili gelişmeleri başlatsa, bir kısım tarafların hoşuna gitmiyor olsa gerek, “Bu açılımlar dursun, yoksa acı veririz.” der gibi patlamalar gerçekleştiriyorlardı. Hatırlayalım Ankara’da yaşanan üç patlamada da ne hikmetse enerji anlaşmaları yapmak üzere yurt dışına yapılacak ziyaretler sırasında yaşanmıştı. Yine hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanımızın Afrika turu kapsamında Somali’ye yapacağı ziyaretin öncesinde Türk heyetine bombalı saldırıda bulunulmuştu, ziyaret buna rağmen gerçekleştirilmişti. Nitekim Sayın Erdoğan’ın defalarca belirttiği gibi bu yola kefenini giyip çıktığını birileri unutuyordu. Çünkü Allah inananlarla birlikteydi ve o bu yoldan geri dönmeyecekti.

Dış güçlerin Türkiye’ye ayar verdiği günler artık geride kalmıştır. Onlar için ne yazık ki Türkiye eski Türkiye değil, devletimiz ve bu ülkenin yiğit insanlarını patlatacakları bombalarla korkutacaklarını sananlar er ya da geç yanılacaklar. Süreci rahat bir şekilde atlatabilmek için oyunlara gelmemeli, millet olarak devletimizin yanında olmalı, düşmanlarımızı sevindirmemeliyiz.
En önemlisi de mili birlik ve dirliğimizi muhafaza etmeliyiz.

Yazar : Mahmut Oran


Etiketler : DAEŞ | erdoğan | haçlı | islam | kürt | osmanlı | pkk | siyonizm | türk | ypg |