top-logo

19 Recep 1440

Diyeceğim o ki; Kendinize Gelin!

Diyeceğim o ki; Kendinize Gelin!

Hepimizin az çok dünya gündeminde olan bitenlerden haberi vardır. Kimimiz gülüp geçiyoruz bu olan bitenlere, kimimiz kızıyoruz ve söyleniyoruz. Hatta bazen kızgınlığın dozunu öyle bir kaçırıyoruz ki ağıza alınmayacak şeyler söylüyoruz. Peki neden? Özellikle geçtğimiz son bir kaç hafta içerisinde Türkiye’ye bu kadar yüklenilmesinin sebebini soruyorum. Nedir bu ülkelerin, milletvekillerinin, partilerin bizimle alıp veremediği? Birisi oradan çıkıyor, vay efendim Türkiye’ye saldıralım, Türkleri yok edelim, o buradan saldırsın, şu şuradan gelsin, kafasına göre planlar kuruyor. Daha bir de utanmadan bunu, kamuoyunun önünde bağıra bağıra söylüyor. Yahu sen kimsin? Sen bizi 93 Harbi’yle, Küçük Kaynarca ile bitirememişsin. Deli saçması planlarınla, bağırıp çağırarak, kamuoyu önünde kendini rezil ederek mi bitireceksin? Öteki çıkmış, Avrupa Parlamentosu önünde “Türkler köpektir!” diye bas bas bağırıyor ve salondan kovuluyor. Sonra da ırkçı olan, insanları öldüren, öcü Türkiye oluyor. Ne oldu? Türkiye hükumetinin o çok sevdiğin ülkenle el sıkışmasına mı kızdın? Güzel işler başarmamıza, el sıkışmamıza, hala barışın hala bir yerlerde olduğunu gördüğün için mi bozuldun? Ben söyleyeyim, hayır. Aslında işin aslı bu kadar basit değil.

Şunu açıkça ve gayet emin bir şekilde söyleyebilirim ki, hepiniz içten içe korkuyorsunuz. Zaten bu milletin gücünden asırlarca hep korktunuz. Korku nedir, bir insan korkuyu iliklerine kadar nasıl hisseder en iyi siz bilirsiniz. Irkçılık yapan sizlersiniz, cinayetlere gözü kapalı Nobel ödülleri dağıtanlar sizlersiniz, bir de halinize bakmadan Osmanlı’yı soykırımla suçlayan sizlersiniz. Hani derler ya; ”Hepsi birbirinden yüzü kara yavrular” diye. Hah, işte her biriniz öylesiniz. Asırlarca hiçbirinizin birbirinden farkı olmadı zaten. Kimileri ne alaka diyecektir. Ben bu soruyu yakın geçmişten bir örnek vererek açıklamak istiyorum: Tarih: 13 Kasım 2015. Yer: Paris/Fransa. Türkiye’de o kadar insan hayatını kaybedip, terör saldırılarına kurban giderken, bu ülke birçok acı olaylara şahitlik ederken, bir patlama haberi de bildiğimiz üzere Paris’ten geldi. Fakat 13 kasımdan sonra tüm Avrupa, Amerika, Baltık ülkeleri birden seferber olup,başsağlığı dilediler, her yeri Fransa bayraklarıyla donattılar, yürüyüşler yapıldı, anma törenleri düzenlendi, terör lanetlendi. Sosyal medyada bile her yer Fransa bayrağıyla doldu taştı. Yahu, Türkiye’deki terör değil mi? Fransız insan, Türk kim? Bizim ölen vatandaşlarımız insan değil mi? Onların sevdikleri, aileleri, yakınları yok mu? Size göre evet, yokmuş meğer…!

Sene olmuş 2016 ve ben biraz olsun bu millete öfkelerini kusanlar hakkında biraz konuşmak, geçmişe gitmek istiyorum.

“Türkler köpek gibidir. Vahşi görünür ama bir düşmanla karşılaşınca kaçar. Türklerle mücadele etmenin tek yolu kararlı bir tavır göstermektir.” Şu cümleden çıkarılabilecek tek şey, bir ton gülümseme. Sevgili Yunan arkadaşım, bu millet kaçtığı için çağ açıp çağ kapattı, kaçtığı için dünyanın sözünü söyledi, kaçtığı için yedi iklimi yönetti. Değil mi? Sen de haklısın…

Peki sen ne yaptın? Ben sana ne yaptığını söyleyeyim mi? Saldırılar yaptın, köyler yaktın, o kadar kinlendin ki, asırlarca dinine dahi müdahale etmeden, şuan hala kendine Yunan diyebilmeyi borçlu olduğun millete nefret kustun. İftiralar attın, tecavüz ettin. Evet evet, komşun Türklere yaptıklarından bahsediyorum. Hatırladın değil mi bütün bunları? Tahmin etmiştim. Bunları diyen sadece bu millet değil, ben değilim. O çok sevdiğin insanlar, milletler de senin arkadan bunları söylediler, doğruladılar..

ABD’li general James Harbord, işgalin ilk aylarını senatoya açıklarken şunları anlatmıştı: “Yunan birlikleri ve onlara silahlı olarak katılan yerel Rumlar, müslüman nüfusa yönelik olarak görevlilerin Osmanlı subaylarının, askerlerinin ve barışçıl halkın ayrım gözetmeksizin öldürüldüğü genel bir katliam başlattılar.”

Bir İngiliz subayı ise şunları bildirmişti: “Yunan işgali sırasında Türkler tarafından gösterilen organize bir direnç bile yoktu. Ancak Yunanlılar zulümlerine devam ediyorlar, köyleri yakıyorlar, Türkleri öldürüyorlar, çocukları boğuyorlar.”

Bir başka İngiliz subay Harold Armstrong ise; Yunanlılar İzmir’den çekilirken, sivilleri katlettiklerini, onlara tecavüz ettiklerini, yolları üzerindeki köyleri yaktıklarını ve yağmaladıklarını bildiriyordu.

İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, Yunanlılar tarafından Yalova, Gemlik, İzmit bölgelerinde gerçekleştirdikleri vahşete kendisinin ve eşinin şahit olduğunu bildirmiştir. “Yakılmış ve yağma edilmiş evler, cesetler ve canını kurtaran dehşet içinde insanlar” şeklinde birçok kanıta şahit olmuş, Yunan sivillerinin yaptıkları hırsızlıkları ve üniformalı Yunan askerlerinin yaptıkları kundaklamaları bizzat görmüştür.

Marjorie Housepian,4.000 İzmirli müslümanın Yunan güçleri tarafından öldürüldüğünü yazmıştır.

Bir Ortadoğu tarihçisi olan Sydney Nettleton Fisher ise şunları söylemişti: “Yunan ordusu geri çekilirken,bir yanmış toprak politikası izledi ve yolları üzerindeki savunmasız Türk köylülere karşı bilinen her türlü zulmü uyguladı.”

Bugün bile Yunanistan’ın PKK terör örgütüne verdiği destek üstü örtülemeyecek şekilde.

Gelelim Türklere olan nefretini her seferinde kusan Ruslara. Aslında anlatılacak, gün yüzüne çıkartılacak o kadar çok konu var ki. O kadar çok olay,acı,zulüm,haksızlık var ki. Keşke hepsini anlatabilsem.

Çarlık Rusya’sının ne kadar vahşi ve vurdumduymaz olduğunu hepimiz biliyoruz. En büyük düşmanları asırlardır Türkler’di. Hala da öyle…1787-1792 Osmanlı Rus Savaşı’nı hatırlayın. Özi Kalesi’nin Ruslar’ın eline geçtiği kale içindeki halkın Ruslar tarafından katledildiği haberini duyunca Sultan I.Abdülhamid oracıkta felç geçirip,hayatını kaybetmişti. İşte biz halkına böyle düşkün, böyle merhametli bir ecdadın torunları, böyle vicdansız milletlerin de en çok korktukları , yok etmeye çalıştığı düşmanlarıyız.

Sovyetlere gelelim. 1930’lu yıllarda tüm Türk devletleri ve topluluklarında yaşayan Türklerin nüfusunu yok etmeye yönelik yürüttüğü acımasızca infaz ve açlık politikalarıyla birçok masum insanın hayatlarını kaybettiği bilinmektedir.

Rusların; Kazak ve Özbeklere yaptıkları zulümler, nüfus azaltma politikaları, Kızıl Kırgın kurbanları, ezici rejim ve baskılar, 1950’li yıllarda doktorların halk üzerinde yürüttüğü genetik ve kimyasal denemeler o kadar şiddetli boyutlardaydı ki, yapılan araştırmalarda 20.yy’da tüm dünyada 170 milyon insan katledilmiş ve yok olmaya terkedilmişken,bu sayının 60 milyondan fazlasının Türk soylu olduğu ortaya çıkmıştır.

Aslında tarih o kadar çok örnekle doludur ki.. Yeter ki bakmasını bilelim,araştıralım ve ne olursa olsun asla hakkımızdan vazgeçmeyip,kendimizi savunmayı bilelim. Sonuç olarak diyeceğim o ki; tarih bu kadar acı olaylara ev sahipliği yaparken siz neredeydiniz? Doğru, bitmek bilmeyen hırslarınız ve vicdansızlıklarınızla masum insanları yok etmeye devam ediyordunuz. Keşke olan bitenleri geçmişte bırakabilseymişsiniz, ama nerde? Bir yargıya varmadan önce, dünya önünde bağırıp çağırmadan, asılsız suçlamalarda bulunmamaya özen gösterin ve bunları yaparken aynaya bakmayı sakın ama sakın unutmayın. Diyeceğim o ki, kendinize gelin.. Hala kendinize Rus, Yunan, Arap, Ermeni, Sırp, Arnavut vs. gibi kimlik biçebiliyorsanız, dininizi unutmamış bir şekilde yaşayabiliyorsanız, bunu şanlı Osmanlı’ya borçlu olduğunuzu asla unutmadan ve hazmetmeye çalışarak yaşayın..

Saygılarımla.

Ayşe Tuğçe Şerbetçi

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : Amerika | Avrupa | balkanlar | başyazı | etkin kimlik | osmanlı | soykırım | Tarih | terör |