top-logo

16 Cemaziye'l-Ahir 1440

Tarihin Yaşantımızdaki Önemi Ve Osmanlı Devleti’nin Tarihe Verdiği Değer

Tarihin Yaşantımızdaki Önemi Ve Osmanlı Devleti’nin Tarihe Verdiği Değer

Tarih kelimesini hepimiz daha önce binlerce kez işitmişizdir. Hatta işitmekle de kalmayıp, küçük yaştan itibaren hepimiz okullarda tarih dersleri almışız ve birçok şey öğrenmişizdir. Peki, birçoğumuzun gerçekten takdire şayan bilgisi olduğu,birçoğumuzun da çok fazla ilgi duymadığı tarih hakkında genel bir kanıya varmak istersek, acaba alışılmışın dışında nasıl tanımlamalar yapabiliriz? Şöyle herşeyi toparlayalım ve kendimize soralım. Hakkında belki birçok şey bildiğimiz, öğrendiğimiz, araştırdığımız, bilmek istediğimiz tarih nedir? Neden tarih öğreniriz? Bir insan/devlet neden tarihini araştırır ve bilmek ister? Sanırım birçoğumuz tarih öğrenmeye başladığında, o tozlu sayfaları şöyle bir karıştırmaya başladığında, bütün bu soruları kendine sormadan başlayarak direk tarihi öğrenmeye koyulur. Ancak bu soruların cevabı, en az öğreneceğimiz şeyler kadar değer teşkil eder. Zira, tarihi niçin araştırdığımızı kendimize sormamız ve aklımıza takılan birçok sorunun cevabını araştırmak için ille de tarihçi olmamıza gerek yoktur. Hatta tam tersine, her insanın, her toplumun ve her devletin bu soruları sorup cevaplar araması gerekir. Peki, o zaman bende tekrar sorayım. Hakkında bunca şeyler bildiğim ve bilmek istediğim, ucu bucağı olmayan tarihi neden araştırıyor ve bilmek istiyorum? Kendimce cevaplar aradığım bu soruya, yine kendimce cevaplar vermek istiyorum. Bence bu soruları kendimize sorduğumuzda büyük bir kısmımızın aynı cevapları vereceğini düşünüyorum.

Çünkü tarih, geçmişe açılan, ucu bucağı olmayan bir kapı.. Hayata açılan kapı. Tarihiyle ilgilenmeyen,araştırmayan,merak etmeyen bir toplum düşünülemez.Tarih ile uzaktan yakından alakası olmayan bir insan bile geçmişini merak eder. Yeryüzünde cansız varlıkların,eşyaların bile bir geçmişi varken,bir insanın yahut toplumun, ecdadının geçmişini bilmek istememesi ve merak etmemesi,hayat boyu yeri doldurulamayacak büyük bir kayıp olur. Şu da var ki,tarih dediğimiz zaman,kendi içimizde o sorulara cevap aradığımız zaman, aklımıza sadece devletlerin geçmişte yaşadığı olaylar gelmemelidir. Eğer o şekilde düşünürsek,sorduğumuz sorular içinden çıkılmaz bir hal alır. Zira tarih sadece geçmişte yaşanmış bitmiş olay değildir. Tarih hayat dersidir,tarih tecrübedir,önümüzü daha iyi görebilmemiz için yakılan bir ışıktır. Tarih, olan bitenden ders çıkarmaktır. Yani şunu diyebiliriz,”Tarih öğreniyorum çünkü bugün ve gelecekte daha sağlam adımlar atmak istiyorum,daha da önemlisi yaşanmış olayların ve geçmişte olup bitenlerin,karanlık içinde kaybolmasını istemiyorum..”

Tarih hakkında bilinmesi gereken birşey de,içinde her zaman güzel olayları ve başarıları barındırmaması. Şayet tam tersi bir durum olsaydı ve bütün milletler tarihi hakkında sadece başarılı ve gurur verici olaylardan bahsetseydi, tarih her açıdan ve herkesçe taraflı bir tutum takınırdı. Neyseki tarihte böyle birşey söz konusu değildir. Tarihte yaşanmış olan neyse gerçek de odur. Fakat geçmişte yaşadığımız kötü olaylara farklı açılardan bakarak,olan biteni farklı yorumladığımız da olmuştur ki bu bütün devletler açısından olabilmektedir ve gayet doğaldır.

Tarihi olayları doğru olarak öğrenebilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek içinse,doğru ve objektif şekilde düzenlenmiş belgelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu şekilde geçmişimizi doğru olarak öğrenebilir ve doğru yorumlar yapabiliriz. Ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu’nda da tarihe ve tarih yazıcılığına son derece önem verilmiş ve bu alanda yüzyıllar boyunca süren çalışmalar yapılmıştır.

İlk olarak,Türk tarihinde İslamiyetin kabul edildiği dönemden önce yazılan ilk Türkçe eserlerden bahsedecek olursak Karahanlılar dönemine ait olduğunu söyleyebiliriz. Elbette ki İslamiyet’i seçtikten sonra Gazneliler ve Selçuklular zamanında da tarihi eserler verilmiş fakat bütün bu tarihi eserler Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda ise bu dillere ek olarak Türkçe’ye de önem verilmiş ve Türkçe eserler verilmiştir. Zira 14.yy’ın başında  Türkçe olarak hazırlanan bu eserlerde halkın çoğunluğunu oluşturan Türkmenlerin etkisi mevcuttu.

Osmanlı İmparatorluğu’nda tarihin yeri her zaman başka olmuştur. Osmanlı padişahları tarih yazma işinin uzun süreli faydasını önceden anlamışlar ve bu sayede kendi bakış açılarını ortaya koyarak özgünlüklerini yakalayabilmişlerdir.Tarih ile alakalı verilen eserler ise genelde menakıbname,destan ve gazaname türünde olmuştur. Bununla da yetinilmemiş ve ilerleyen zamanlarda “Tevarih-i Ali Osman”adı altında eserler verilmeye başlamıştır. Şunu da belirtmekte fayda görüyorum; Osmanlı ‘nın ilk yüzyıllarında tarihçilik ile ilgili bilgiler maalesef ki çok fazla değildir. Tarih yazıcılığı,devlet kurulduktan yaklaşık 100 yıl sonra başlamıştır. Bu gecikmenin nedeni ise tam olarak bilinememektedir.

14.yy’ın başındaki tarih yazımında,halkın çoğunluğunu oluşturan Türkmenlerin de etkisiyle Türkçe ön plana çıktığını söyledik. Osmanlı tarihi hakkında yazılan ilk Türkçe eser ise Ahmedi’nin Dasitan-ı Tevarih-i Mülük-i Ali adını taşıyan İskendernamesi’dir.

image00Resim 1: İskendername’den bir sayfa

Gazavatname türünün ilk örneği ise II.Murat zamanında verilmiştir. Bu şekilde 14.ve 15.yy’larda askeri zaferleri ve savaşları anlatan gazavatnameler yazılırken,16.ve 17.yy’larda destan niteliği taşıyan şehnameler yazılmıştır. Her padişah kendi döneminde tarih yazıcılığı  alanında yapılan çalışmaları desteklemiştir. Padişahların bu hassas davranışları ,o dönemde hazırlanan kaynakların günümüze ulaşmasında çok etkili olmuştur. İstanbul’un Fethi gibi dünyayı ilgilendiren çok mühim ve sevindirici olayın sonrasında,tahmin edileceği üzere tarih yazıcılığında büyük bir canlanma olmuştur. Şükrullah’ın dünyanın yaratılışından başlayarak kaleme aldığı Behçetü’t Tevarih,dönemin ilk umumi tarihidir.

image01Resim 2: Behçetü’t Tevarih’in ilk sayfası. Veli Mahmud Paşa adına Farsça yazılmıştır.Nuruosmaniye Kütüphanesinden.

Ayrıca Fatih Sultan Mehmet zamanında,yarı resmi saray tarihçiliği olarak da adlandırılan “Şehname”yazarlığı başlamıştır. Bu konuda,birçok şair ve yazar saraya alınmış ve maaşa bağlanmıştır.

II.Bayezıd dönemine baktığımızda,saltanatın tarihi olaylarını kaydetmekle görevlendirilen devlet görevlilerini yani “Vakanuvisan”ları görürüz. Vakanuvisanlar, bir çeşit devlet memuru statüsündeydiler ve her yıl sonunda,saraya o yılın içinde ölen önemli şahısların biyografilerini yazmak ile yükümlüydüler. Osmanlı tarihine ait bilgilerin en önemlileri onların sayesinde günümüze ulaşmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise vakanuvislik resmi bir kurum haline dönüştürülmüştür. Vakanuvisanların en büyüğü ve en önemlisi ise hiç şüphesiz ki Ahmet Cevdet Paşa’dır.

Aslında Osmanlı İmparatorluğu’nda tarih yazıcılığına verilen önemin 16.yy’da çok önem verilmeye başlamasını,büyük bir imparatorluk haline gelinmesi ile açıklayabiliriz. Tarih,askeri ve diplomatik ihtiyaçları karşıladığı için gerekli görülmekteydi. Osmanlı tarih yazıcılığında,19.yy’a kadar devlet tarihi geleneği hakim olmuştu.

Osmanlı dönemine ve günümüze bakacak olursak bu ve bu şekilde birçok tarihi eser ve tarihçi görebiliriz. Fakat hepimizin de aynı fikirde olacağı üzere,tarihi sadece yazmak ya da yaşamak yetmez. Tarihi yaşatmalıyız,gelecek nesillere doğruluğunu kaybetmeden ve bozmadan ulaştırabilmeliyiz ki,bir anlam ifade etsin,tam anlamıyla yaşasın ve yaşatılsın.. Zannediyorum ki tarih için yapabileceğimiz en iyi iyilik budur.Sonuç olarak,şunu da söyleyebiliriz ki,tarih öğrenmemizdeki temel amaç,devletin başarılarının gelecek nesillere aktarılmasıdır. Bir ülkede yaşanan herşey,değişmeler,gelişmeler,topluma yeni bir kimlik kazandırır. Bu yüzden,tarih hayatımızın her alanında,geçmişte ve gelecekte son derece önemlidir ve önemini korumaya da devam edecektir.

AYŞE TUĞÇE ŞERBETÇİ

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : 2. beyazıd | fatih sultan mehmet | önem | osmanlı | Tarih | tarihçi | yazarlık |