top-logo

15 Sevval 1440

Türk Tarihinin Dönüm Noktası : Tuğrul Bey

Türk Tarihinin Dönüm Noktası : Tuğrul Bey

Şimdiye kadar işimiz çobanlarla idi.. Şimdi vilayet zapteden kumandanlar geldiler..”

“Benim durumum bir koyuna benziyor. Yününü kırpmak için ayakları bağlandığı zaman koyun,boynunun kesileceğini zanneder ve ızdırap çeker. Serbest bırakılınca da sevinir. Sonra kesilmek için bağlanır fakat;o yünü kırpılmak için bağlandığını zannederek sakinleşir. Ancak bir müddet sonra boynu kesilir. İşte benim yakalandığım bu hastalık,boynu kesilmek üzere bağlanan koyunun durumuna benzemektedir.”

Türkmen Tarihini araştırdığımız vakit; o toz tutmuş sayfalara şöyle bir baktığımızda,zannımca en çok da bu isim çekiyor dikkatimizi.. Tuğrul Bey… Ya da tam adıyla “ Rükneddin Ebu-Talib Muhammed Tuğrul Bey bin Mikail”. Sözünü ettiğimiz bu ulu Türkmen beyi, Oğuzlar’ın Kınık boyuna mensup olan Selçuk Bey’in torunu ve Mikail’in oğludur. Aynı zamanda onu Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu ve ilk Türk sultanı olarak da hatırlamaktayız.

Tuğrul Bey’in babası Mikail,1037 yılında,tam olarak hangisi olduğu kestirilemeyen fakat Müslüman olmayan Türk boylarından birine yapılan bir savaşta şehit düşünce,Tuğrul Bey ve ağabeyi Çağrı Bey,dedeleri Selçuk Bey’in yanına gönderilmiştir.Bilindiği kadarıyla; Selçuk Bey, torunları Tuğrul ve Çağrı Bey’e çok düşkündü. Bu sebeple onları isteyerek yanına almış,sıkı bir eğitimden geçmelerini sağlamış ve onları disiplinli bir şekilde yetiştirmiştir. Selçuk Bey torunları Tuğrul ve Çağrı Bey’e çok düşkündü evet, lakin yaşlılığı dolayısıyla ailenin başında bulunmamaktaydı. O yıllarda babasının torunlarına düşkün olduğu kadar,yeğenlerine düşkün olmayan Arslan Bey,”Yabgu” unvanı ile ailenin yönetimini eline almıştı. Selçuk Bey’in torunlarını yanına alarak yetiştirmesi ise ,baba ile oğul arasında soğukluğa sebep olmuş ve onları birbirinden uzaklaştırmıştır. Aralarındaki soğukluk bir vakit,o kadar artmıştır ki, Arslan Yabgu,babası Selçuk Bey’in emriyle ,Karahanlılar’a karşı Samanoğulları’na yardıma gitmiş fakat bir daha Cend şehrine,yani babasının bulunduğu şehire dönmemiştir.

Bütün bunlardan ziyade,Selçuk Bey’in Hakk’a döneceği gün gelip çattığında torunları Tuğrul ve Çağrı Bey’in de  Cend şehrinden ayrıldıkları bilinmektedir.Lakin tam olarak nereye gittikleri hakkında kesin bir bilgi sahibi değiliz. Belki amcaları Arslan Yabgu’nun yanına gitmişlerdi. Belki de artık kendi başlarına hareket etme zamanının geldiğini düşünmüşlerdi. Tuğrul Bey ve ağabeyinin amcalarının yanına gitmiş olmaları ihtimalini düşündüren ,bu iki kardeşin,dedelerinin yanında iken amcalarına derin bir saygı ve hürmet duymaları, onu ailenin başı olarak kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır. Fakat yinede Tuğrul Bey’in amcası ile olan münasebeti hakkında kesin diyebileceğimiz bilgiler bulunmamaktadır.

Tuğrul ve Çağrı Bey,Cend şehrinden ayrıldıkları vakit ,düşman kazanmaya da başlamışlardı. Maveraünnehir hükümdarı İlek Han’ın iki kardeşe olan düşmanca tutumu bu vaziyetin  en mühim örneğidir. Bu düşmanlık,Tuğrul Bey ve kardeşi Çağrı Bey’in önce Orta Asya’ya ardından da batıya göç etmelerine sebep olmuştur. Tuğrul Bey o vakitler İlek Han ile tek başına mücadele edemeyeceğini düşünmüş olmalı ki son çare olarak ağabeyi Çağrı Bey’in önerileriyle Karahanlı hükümdarı Buğra Han’a sığınmıştır. Fakat bu durum Tuğrul Bey’in Buğra Han’a olan güvensizliğine çare olmamıştır. Tuğrul Bey,kişiliği ve aldığı üstün eğitim ile son derece ileri görüşlü ve şüpheci ve kurnaz bir yapıya sahipti ve nitekim şüpheleri de onu hiçbir zaman yanıltmadı.. Tuğrul Bey Buğra Han’a hiçbir zaman güvenmedi ve Buğra Han Tuğrul Bey hakkında hiç de iyi niyetli düşüncelere sahip olmadı.İki kardeşe kabul dolu mesajlar ilettiyse de her zaman onları yakalama amacı güttü. Fakat Tuğrul Bey’in zekası sayesinde bu isteğine hiçbir zaman ulaşamadı. Tuğrul ve Çağrı Bey,Buğra Han’ın huzuruna hiçbir zaman beraber çıkmadılar. Her hafta iki kardeşten biri Han’ın huzuruna çıktı ve zamanla Buğra Han iki kardeşi aynı anda yakalama isteğinden vazgeçti. Son olarak onları tek başına yakalamaya karar verdi ve önce Tuğrul Bey’i yakalatarak hapse attı. Aslında korkuyordu Buğra Han.. Bu iki kardeşten,ve yapabileceklerinden. Özellikle en baskın olanından,yani Tuğrul Bey’den.. Üstelik korktukları başına gelmeye başlıyordu. Çağrı Bey’in,ordusunu bozguna uğratarak kardeşini kurtarması da bunun en net örneğiydi. Fakat iki kardeşin gücünün ciddi anlamda farkına varmaları Buhara Emiri Ali Tekin’in ordusunu bozguna uğratması ile oldu. Bu bozgun,iki kardeşin,özellikle Tuğrul Bey’in düşüncelerinde ve cesaretinde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bir ihtimali unutarak tabii. Amcaları Arslan Yabgu’yu.. Arslan Yabgu,bütün olan bitenden haberdar olunca,telaşa kapılarak yeğenlerini himayesi altına almış,ganimetlerine el koymuş,ordularını dağıtmıştır.

Fakat herşey bununla bitmedi. Ekim 1034 senesi Selçuklular için çok zor geçti. Zira Şah Melik ani bir baskın düzenleyerek  Selçukluları bozguna uğrattı,bu baskında 8.000 Türkmen hayatını kaybetti. Malları yağmalandı,kadınlar ve çocuklar esir alındı. Vaziyet kötü bir hal aldı. Yaşanan bu kötü olayın,Selçuklular’ın yaşadıkları en kötü felaketti desek sanırım yanılmış olmayız. Bu felaket,Selçuklular’ı resmen yurtlarından etti. Harzemşah Harun’un yardımlarıyla bir nebze olsun toparladılar belki ama Gazneliler’in Harzemşah Harun’a suikast düzenlemesi  ile bu durum fazla uzun sürmedi… Aslında bu hareket Gazneliler için son derece yanlış bir hareketti. Lakin bunun farkına varmaları zaman aldı. Selçuklular başlarına gelenleri felaket olarak algıladılar belki ama aslında her şey daha yeni başlıyordu. Neticede Selçuklular, Horasan bölgesine göç ettiler,yani Gaznelilerin arazilerine.. O zamanlar Tuğrul ve Çağrı Bey’in başında bulunduğu birlikte 900 atlı vardı. Gaznelilerden izin alıp ,topraklarına girmekten başka çare yokmuş gibi görünse de bunu yapmadılar ve ansızın Gazneliler’in topraklarına girdiler. Gazneliler’e ise sığınacak başka toprakları olmadığını ve yerleştikleri topraklarda güvenliği sağlayacaklarını söylediler. Lakin durum hiç de öyle değildi. Arslan Yabgu’nun kuvvetleri de Tuğrul ve Çağrı Bey’e katılmıştı ve sayısı 10.000 atlıya yakın büyük bir kuvvet haline gelinmişti. Kınık oğlunun bu kadar güçleneceği ve pek yakın zamanda böylesi göz kamaştırıcı bir orduya sahip olması kimin aklına gelirdi ki ? Gazneli veziri farketti elbet bu durumu ve şaşkınlığını şu sözlerle yazdırdı tarih sayfalarına.. “ Şimdiye kadar işimiz çobanlarla idi. Şimdi vilayet zapteden kumandanlar geldiler.. “

Zaman ilerledikçe ilerledi,lakin ne Gazneliler’in otoritesini güçlendirmek için mücadele eden Selçuklulara akınları bitti ne de Selçukluların bu akınlardan galibiyetle çıkması.. Tüm bunlar Gazneli vezirinin şu sözleriyle de açıklığa kavuşuyordu: “Selçukluların işi bugün öyle bir dereceye erişti ki,hiçbir kumandan onların meseleleriyle başa çıkamaz..” Yani bir dönem biterken bir dönem daha yeni başlıyordu ve bu sözler de bu durumun en açık kanıtlarından biriydi. Selçuklular bu iki zaferle resmen devlet kurma yolunda emin adımlarla ve gururla ilerliyorlardı. Bu zaferden sonra,tarih kaynaklarına göre bir kurultay toplandı ve Tuğrul Bey hükümdar ilan edildi. Nişapur’u kendisine başkent seçti,Çağrı Bey ve birçok aile mensubunu değişiklik yerlere tayin etti.

Tuğrul Bey’in kendisine seçtiği Nişapur kentinde “Es Sultan-ül Mu’azzam” (Büyük Sultan) adı ile hutbe okundu. Tuğrul Bey,Gazneli Mesud’un tahtına oturdu ve son derece adil davranacağına dair yemin etti.

Öteden beri gelen kaynaklardan anlaşıldığı üzere Tuğrul Bey,son derece mütevazi bir hükümdardı. O ,kıyafetleriyle dahi bir kumandandan farksızdı. Silahını kendisi taşırdı. Katı kuralları yoktu,önüne gelen ile konuşurdu. Ayrıca ağabeyi Çağrı Bey için de Merv şehrinde “Melikü’l Mulük”(Melikler Meliki) adı ile hutbe okutmuş ve çift hükumdarlı bir devlet sistemi oluşturmuştur. Zaten Gaznelilere yapılan harekatta da,Çağrı Bey’in başarıları azımsanamayacak derecededir.

Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş aşamasında yapılan savaşlardan ve kazanılan mücadelelerden aslında çıkarılması gereken önemli dersler vardır. Biz kurulan bu devlete baktığımız vakit,aslında sadece silahın ve kılıcın değil,kardeşliğin ve birlik beraberliğin de gücünü görmekteyiz. Bu kuvvet Türk tarihinden ziyade dünya tarihinde eşine az rastlanan bir durum olduğundan son derece önemlidir. Vakti zamanında Tuğrul Bey de bunun farkında olmuş olmalı ki,Merv’de toplanan büyük kurultayda kardeşi Çağrı Bey’e kardeşliğin ve birlik beraberlik içinde olmanın kazançlarını,tarihe geçecek bir şekilde anlatmıştı. Tuğrul Bey,kurultay başlayınca eline bir ok almış ve bunu ağabeyi Çağrı Bey’e vererek kırmasını istemiştir. Çağrı Bey,oku kolayca kırmış ve Tuğrul Bey bunun üzerine ok sayısını üçe çıkarmıştır ve kardeşinden bu okları da kırmasını istemiştir. Çağrı Bey bu kez okları zorlanarak kırmıştır. Tuğrul Bey bu kez kardeine dört ok vererek kırmasını istemiştir lakin Çağrı Bey bu dört oku kıramamıştır. Sonuç olarak Tuğrul Bey,birlik halinde kalmazlarsa,tek bir ok gibi kolayca kırılacaklarını,dört ok gibi birleşik ve bütün halinde kalmaları halinde ise hiçkimsenin kendilerini yenemeyeceğini,cihanı fethedebileceklerini söylemiştir.

Çağrı Bey ve Tuğrul Bey,her biri kendi adına ayrı para bastırmışlardır.Şayet eğer aralarında büyüklük küçüklük durumu olsaydı,Çağrı Bey’in,paralarında Tuğrul Bey’in adını kendi adından önce belirtmesi icap ederdi.

Anlaşılacağı üzere Tuğrul Bey ve Çağrı Bey ayrı devletlere sahiplerdi. Ancak Çağrı Bey “yabgu”ünvanı yerine,İslami “emir”sonra da “melik”ünvanını; Tuğrul Bey ise kısa bir müddet için “emir” daha sonra da “hakan” ünvanını kullanmıştır. Buna göre,Tuğrul Bey’in hiç olmazsa hukuken bir üstünlüğe sahip olduğu söylenebilir. Ancak her zaman üstün olan iki kardeş arasında eşitlik ve beraberlik anlayışı olmuştur. Esasında Çağrı Bey’in başında bulunduğu devlet ile Tuğrul Bey’in başında bulunduğu devlet,faaliyet ve rolleri itibariyle de birbirini tamamlamıştır. Çağrı Bey’in başında bulunduğu devletin yönü doğuya,Tuğrul Bey’in başında bulunduğu devlet batıya dönüktü. İşte bu sebeple Tuğrul Bey,doğudan emin bir şekilde batıya doğru serbestçe hareket edebiliyordu.

Topraklar genişledikçe,Oğuz Türkmenlerinin kurduğu devlet,yabancı boylardan yerleşik halka dayalı bir devlet haline gelmeye başlamıştır. Ordudaki hür Türkmenlerin yerini Gulam sistemine göre yetişmiş Türk askerleri aldı ve Çağrı Bey’in vefatından sonra da devlet tam bir Türk İslam İ mparatorluğu haline gelmiştir.

Tuğrul Bey,hükumdarlık dışında din alimlerince de iyi karşılanmıştır. Hemedan’da veziri ile birlikte elini öptüğü bir din adamı olan Baba Tahir,parmağından çıkardığı yüzüğü,Tuğrul Bey ‘e takmış, adalet ve ihsan prensibini sadakat ile gerçekleştireceğini umduğunu söylemiştir. Ayrıca Tuğrul ve Çağrı Bey,büyük sufi Ebu Said Ebi’l Hayr’ın da desteğini almışlardı. Anlatılanlara göre iki kardeş meyhanede büyük şeyhi ziyaret etmişler,elini öpmüşler ve ayakta durmuşlardır. Ebu Said,adeti gereğince bir saat düşündükten sonra Çağrı Bey’e Horasan, Tuğrul Bey’e Irak hükümdarlığını vermiştir. Sadece meşhur Nasır-I Hüsrev,galiba devlet teşkilatında görev alamadığı için,Selçuklu hanedanına düşmanlık göstermiştir.

BÜVEYHOĞULLARI İLE İLİŞKİLER

Tuğrul Bey’in yani Büyük Selçukluların Büveyhoğulları ile ilişkileri 1055 senesinde Şiilere yapılan sefere dayanmaktaydı. Sefer sonucunda halife Şii’lerin elinden kurtarılmış ve Büveyhoğulları hükümdarı El MelikülRahim esir alınmıştır. Tuğrul Bey bu seferden sonra aynı zamanda Abbasi halifeliğinin koruyuculuğunu üzerine almıştır. Bütün bunlar yaşanırken,Selçuklu idaresinde bulunan ülkede Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yınal isyan etmiş ve birçok Türkmen de bu isyana katılmıştır.1066 senesinde ise Tuğrul Bey,üvey kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanını bastırmış ve Fatımilerin elinde olan Bağdat’ı ele geçirmiştir. Abbasi halifesinin tekrar Bağdat’a dönmesini sağlayan Tuğrul Bey,halifenin kızı Seyyide Fatıma el Betül ile evlenmiştir.Halife Kaim,Tuğrul Bey’e Ruknu’d Devle ve Maliku’l Meşrik ve Magrib unvanlarını vermiş,onu sultan ilan etmiştir.

Selçuklular ile Abbasi halifeliğinin ilk ilişkileri aslında Selçuklular Nişapur’da devlet kurduklarında başlamıştır. Halife Kaim ilk önce, Tuğrul Bey’den yağma,katil ve tahripten vazgeçmelerini istemiştir. Tuğrul Bey ise bu istekleri kabul etmiş ve uymuştur. Ayrıca Tuğrul Bey,bu fırsatı değerlendirmiş,bütün Selçuklu ailesi ve Oğuzlar adına halifeye elçi göndermiş,memleketi koruma ve müdafaa etme konusunda Abbasi halifesinin hizmetinde olduğunu bildirmiştir.

Batı İran’a gelip Rey şehrine yerleşen Tuğrul Bey’in Abbasi halifesine elçi göndererek,insanları Gazneli Mahmud’un ve Mesud’un zulümlerinden kurtardığını tekrarladıktan sonra,fethettiği her yerde halifenin adını ilan ettiğini belirtmiş,kendisinin onlar gibi köle olmayıp,soyundan hükümdarlar çıkan birisi olduğunu söylemiş;bu sebeple kendisinin daha fazla yüceltilmesi gerektiğini belirtmiştir. Halife de Tuğrul Bey’den birçok istekte bulunmuştur. Tuğrul Bey ise bu isteklerin bir kısmını kabul ederken bir kısmını reddetmiştir. Tuğrul Bey ayrıca halifenin kendisine yaptığı Bağdat davetini hemen kabul etmemiş ,iki sene sonra sanki halife kendisine Bağdat davetinde bulunmamış gibi gelmiş ve geliş amaçlarını şöyle belirtmiştir. 1.Peygamber’in hizmetinde şeref duymak vet takdis edilmek, 2. Mekke’de hac yapmak, 3. Hac yollarını Bedevilerin akınlarından kurtarmak, 4. Nihayet,Suriye ve Mısır’da Fatımilere karşı savaşmak. (Tuğrul Bey,yine de bu planlarını Bizans seferinden sonra gerçekleştirebildi.)

Tuğrul Bey’in Irak’a gelip yerleşmesi, valiler tayin etmesi ve Selçuklu teşkilatı kurması,onun Irak’a sadece halife için gelmediğini kanıtlamıştır. Ayrıca halkın, Büveyhoğulları hizmetindeki Gulam Türklerin ,Selçuklu ordusu ile savaşacak kadar ileri gitmeleri,Tuğrul Bey’in Büveyhoğulları’na son vermesi,halife ile Tuğrul Bey’in arasını açmıştır. Halife,Tuğrul Bey tam tersi tutumda davranmaz ise Bağdat’ı terkedeceğini bildirmiştir. Tuğrul Bey ise tüm bunların sonunda geri adım atmamayı tercih etmiş,ayrıca Selçuklu ordusu Bağdat ve yakınlarındaki yağma ve akınlarına devam etmişlerdir

Sultanın halifelik tahsisatını artırması,iyi münasebetlerin tekrar kurulmasında başlıca etken olmuştur. Münasebetlerin düzelmesi,halifenin Çağrı Bey’in kızı Hatice Hatun ile evlenmesi ile neticelenmiştir.

TUĞRUL BEY’İN MISIR SİYASETİ

Tuğrul Bey’in batı siyaseti, Mısır ve Bizans İmparatorluğu’na olmak üzere iki cephelidir. Arslan Besari isimli Türk kumandanı,hizmetinde olduğu Büveyhoğulları Devleti zayıflayınca harekete geçmiş ve istilaya başlamıştır. Çok geçmeden kuvvetlenen Besari adına hutbeler okunup,vergiler toplanmaya başlanmıştır. Kaldı ki bir vakit,Abbasi halifesi dahi kendisine emir veremez hatta ondan emir alır hale dahi  gelmiştir… Son olarak Besari’nin halifelik makamını ele geçirmek istediği duyulunca ve halife Tuğrul Bey’den yardım istemiş ve bunun üzerine Tuğrul Bey durmaksızın harekete geçmiştir.

Tuğrul Bey’in harekete geçtiğini öğrenen Bessari’nin Fatımi Devleti egemenliğine girmesiyle ise mesele boyut değiştirmiş ve daha çok Sunnilik-Şiilik meselesi haline gelmiştir. Bununla beraber Tuğrul Bey,Fatımilerin Bizans ile yaptığı ittifakı bozmak ve Bizans’ı yanına çekmek için yoğun çaba sarfetmiştir.

Mücadeleye önce Bessari ve kuvvetleri başlamış,Tuğrul Bey ve ordusu ilk mücadelede mağlup edilmiştir. Her iki tarafın da çok önem verdiği Musul’un Bessari’nin egemenliğine girmesi ise Tuğrul Bey’i zor durumda bırakmış ve üvey kardeşi İbrahim Yinal’dan yardım istemiştir. İbrahim Yinal ise kardeşine oyalayıcı mektuplar göndermiş ve oyalayacı mesajlar göndermiştir. Tuğrul Beyin yardımına ise sadece yeğeni Yakuti gelmiştir.

Bessari’nin üçüncü kez Musul’a saldırması,Tuğrul Bey’i yıldırmamış ve tekrar harekete  geçirmiştir. Bessari’ye müdahale eden Tuğrul Bey,daha sonra isyan eden üvey kardeşi İbrahim Yinal’ın peşine düşmüş ve Hemedan’a doğru yola çıkmıştır. Bunu fırsat bilen Bessari,Bağdat’a girmiş ve şehre hakim olmuştur. Lakin Tuğrul Bey’in kardeşinin isyanını bastırarak geri dönmesi,Bessari için tam bir facia olmuştur. Tuğrul Bey gücünü toparlayıp,halifeyi tahtına oturttuktan sonra Bessari ve kuvvetlerini bertaraf etmiş,Bessari Selçuklu kumandanı Gümüş Tekin tarafından esir alınmış ve başı kesilerek Bağdat’a gönderilmiştir…

BİZANS’A KARŞI YÜRÜTÜLEN SİYASET

O dönemler Bizans’a ait olan Anadolu topraklarına girerek bugünkü Türkiye sınırını aşmak şerefine erişen ilk Türk kumandanın Tuğrul Bey olduğunu gururla belirtmek gerekir. O yalnızca bir devlet kurucusu değil,aynı zamanda Anadolu’da vatan kurma hareketinin de ilk öncüsüdür.

Şimdi Bizans ile Tuğrul Bey’in kurup geliştirdiği Büyük Selçuklu Devleti’nin Bizans ile olan ilk münasebetlerine bakalım: 1048 senesinde ordusu Bizans tarafından büyük bir mağlubiyete uğratılan ve kendisi de şehit edilen kuzeni Şehzade Hasan’ın intikamının alınması için Tuğrul Bey, İbrahim Yinal vet Kutalmış’a emir vermiştir. Bu iki isim,Bizans İmparatorluğu ordusunu mağlup ettiği gibi o dönem Bizans İmparatorluğu için çok büyük bir önemi olan komutan Liparites’i de esir almışlardır. İşte Bizans’ın Tuğrul Bey ile ilk siyasi münasebetleri de,Tuğrul Bey ile barış yapmak ve komutan Liparites’i geri almaya çalışmak üzerine kurulmuştur. Bütün bunların karşılığında ise Tuğrul Bey,İstanbul’daki camide halife ve kendisi adına hutbe okunmasını istemiş ve bu teklif Bizans tarafından kabul edilmiştir. Ancak Abbasi halifesine ödenmesi gereken verginin Selçuklulara da ödenmesinin kabul edilmemesi,Bizans’a karşı Türk akınlarının devam etmesine neden olmuştur.

Tuğrul Bey,Van Gölü’nün kuzeyindeki Erciş ve Bergri kalelerini kolaylıkla aldıktan sonra Malazgirt’e ordugah kurmuş ve burada üç kola ayrılmıştır. Ardından kendisi de ordusu ile Kars hükumdarı Gagik’in ordusunu imha etti ve bugünkü Hasankale’ye geçerek fethedilmesi imkansız olan Avnik(Civankale)’den geçti ve Büyük Tuna’ya kadar ilerledi. Bizans generalleri korkularından İberya kalelerinden dışarı çıkmaya cesaret edemediler ve bunun üzerine Tuğrul Bey Malazgirt önüne tekrar geldi fakat kış yaklaşınca kuşatmayı kaldırarak geri dönmek zorunda kaldı,bir daha gelmek de nasip olmadı.

TUĞRUL BEY’İN ŞAHSİYETİ

Tarihi kaynaklarda ,Tuğrul Bey’in yapılı bir vücut yapısına sahip olup olmadığı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Fakat,”Üvey kardeşi İbrahim Yinal’ı eğilerek alnından öptü.”cümlesinden yola çıkacak olursak,uzun boylu olduğunu söyleyebiliriz.

Tuğrul Bey,İbn Hassul’e göre cesaret sahibi bir insandı,hangi milletten olursa olsun kahramanlara aşırı bir hayranlığı vardı. Ayrıca cömertti. Sarayın kapısına gelen hiçkimseyi boş göndermediğine İbn Hassul de şahit olmuştur.  Ayrıca Tuğrul Bey,hareketlerinde ve kararlarında tutarlı,bir o kadar da merhametliydi. İsyan edenlere son derece sabırla davrandığı ve mecbur kalmadıkça hiçkimseyi cezalandırmadığı da kaynaklarda altı çizilen hususlardandır.Vezir Amidü’l Mülk Kunduri tarafından yerine tahta geçirilmek istenen Enusirevan’ın annesi ve eşi Altuncan Hatun zincire vurulacağı zaman huzura getirildiğinde, sultan onu serbest bırakmıştır. Ayrıca kendisine aşırı güvenmesi ve bu sebeple bazı durumlarda ihmalkar davranması da onun bilinen özellikleri arasındadır. Abisine isyan eden ve affedilen İbrahim Yinal’ın sonraki davranışlarını dikkate almayarak gözaltında bulundurmaması onun az kalsın tahtından olmasına yol açmıştır.

Ayrıca fermanlarının başına “Hasbiy Allah”sultanlık alametini yazdırması,Tuğrul Bey’in okuma yazma bildiğini de kanıtlamaktadır. Tuğrul Bey’in kendisi de samimi bir müslümandı. Namazlarını cemaat ile kılmaya özen gösterirdi.Yanına bir camii inşa ettirmedikçe,bir saray yaptırmayacağı da tarihi kaynaklarda geçmektedir.

Tuğrul Bey,çeşitli hastalıklar geçirmesine rağmen hiç ilaç almamıştır. Bu yüzden bir zaman sonra kuvvetten düşmüş,burnu kanamış ve Türk tarihinin büyük şahsiyeti, 5 Eylül 1063’te,70 yaşındayken vefat etmiştir. Ölümü önceleri halktan ve ordudan gizli tutulmuştur. Yerine ise oğlu olmadığından,varis olarak tayin ettiği yeğeni Süleyman gelmiştir…

AYŞE TUĞÇE ŞERBETÇİ

KAYNAKÇA

1.İbrahim Kafesoğlu,Türkmen Adı,Manası vet Mahiyeti,Ankara 1958

2.Bernand Lewis,Historian of the Middle East,London 1962

3.Cl.Cohen,The Historiography of the Seljuqid Period,sf.59-78

4.Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi I.Kuruluş Devri,Ankara 1975,sf.1-366,Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü Neşriyatından

5.İbrahim Kafesoğlu,Selçuklu Ailesinin Menşei Hakkında,İstanbul 1955,sf.21

6.L.Bazin,Notes Sur Les Mots “Oguz” et “Turc”,Orlens v1/2 1953,sf.315-322

7.O.Turan,Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ankara 1965

8.Faruk Sümer,Oğuzlar,Ankara 1965

9.Cambridge History of  Iran,V.Saljuqs and Mongols,Cambridge,1968

10.İbrahim Kafesoğlu,Türkiye’de Selçuklu Tarihçiliği,Cumhuriyet’in 50.yılına armağan,Edebiyat Fakültesi,İstanbul 1973,s.83-92

11.Mehmet Altay Köymen,Tuğrul Bey ve Zamanı,Milli Eğitim Basımevi,İstanbul 1976

Yazar : Ayşe Tuğçe Şerbetçi


Etiketler : Araplar | bizans | Çağrı Bey | gazenelilier | halifelik | Oğuzlar | selçuklu | Tarih | tuğrul bey | Türkler |