top-logo

14 Ramazan 1440

Niçin Siyaset Yapıyoruz?

Niçin Siyaset Yapıyoruz?

Senin ne işin var siyasette?
Siyaset yalan dolan.
Bu işler boş işler…
Gibi cümleleri eminim siyasetle az çok uğraşan hemen hemen herkes duymuştur. Gerçekten ne işimiz var bizim siyasette? Siyaseti sosyalleşme aracı olarak mı kullanıyoruz? Bir yerlere gelebilmek, bir takım ihalelerde ön planda olmak veya kadrolu bir işim olsun diyerek basamak olarak mı kullanıyoruz? Elbette bu durumlar gibi şahsi çıkarları için siyaset yapan sayısız insan var. Biz bu tarzı benimsemeyiz, benimsememeliyiz. Siyasetin ve siyasetçilerin yalanla, dolanla, hırsızlıkla, arsızlıkla anılmamasını sağlamak için bizler de elimizi, hatta vücudumuzu taşın altına pekâla koyabiliriz.

“Yahu bu siyasette güzel insanlar da varmış.” dedirtmek bizim elimizde.
“Güzel konuşuyorsun da birader sana bu fırsatı tanıyacaklar mı bakalım?” dediğinizi duyar gibiyim.
Evet, hadi şöyle bir hafızamızı yoklayalım.
“Rejim” dediğimizde herhalde çoğumuz, kilo kontrolü sağlamak için özellikle bayanların yaptığı yememe / içmeme durumu olduğunu düşünürüz. Bir de “rejim tehlikesi” var(dı). “dı” diyorum çünkü “ayakkabı kutusu” çıkınca geri plana atıldı, horlandı, iki dakikada satıldı. Zaten demode olmuş bir kavramdı, tutmamıştı. Bir de “ayakkabı kutusu”nu denemek lazımdı, belki bu tutardı. Ayakkabı kutusunu o hep karşı çıktıkları “Cemaat” çıkarmıştı ama olsundu. “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” mantığı güzel bir mantık olsa gerek ki bir zamanlar “Cemaat tehlikesi” diyenler şimdi “Cemaat sevgisi” ile dolup taşıyorlar.  Bir zamanlar “İran gibi mi olalım?” diyenler şimdi İran’la aşk yaşıyorlar. Çok fazla eskiye gitmeye gerek yok. Bundan 5-6 yıl kadar önce bırakın ilköğretimi, liseyi; üniversitelerde dahi başörtüsü yasaktı. Gerekçesi de bahsettiğim “rejim tehlikesi”ni doğurmasıydı. Beyaz Türkler, iktidarda muhafazakâr bir parti olsa bile “ben istemiyorsam bunlar bu okullara giremez!” modundalardı. O dönemde Marmara Üniversitesinde kapı girişinde başörtüsünü çıkartarak veya peruk takarak okula girenleri görünce “Muhafazakar” dediğimiz iktidara kızıyordum. Tabii şimdi daha iyi anlayabiliyorum, bazı şeylerin değişimi kolay olmuyor.

Hatta bu insanlar o kadar ileri gitmişlerdi ki “Eşi başörtülü olan birini Cumhurbaşkanı yaptırmayız!” diyerek “Cumhuriyet Mitingleri” dahi düzenlemişlerdi. Asker Muhtıra veriyor, gelişmeleri “kaygıyla!” izliyordu. Laikliğe aykırı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcısı gazete küpürlerinden delil üreterek AK Parti’ye kapatma davası açıyordu. Ama bir gerçek vardı ki o da şuydu: “Muhtar bile olamaz” dedikleri kişi şimdi Cumhurbaşkanı, o dönemde de Başbakan olmuştu. Yani ne yapsalar boştu…

Fakat o kişi siyaseti yalan dolan ve boş iş olarak görüp hiç bulaşmasaydı evet belki de muhtar bile olamazdı. Tıpkı Alman devletinin önüne serdiği imkânları ve kariyeri elinin tersiyle itip Ülkemizin kalkınması için gece gündüz koşturan, vefatına kadar kendisini büyük bir mücadeleye adayan, dava adamı, güzel insan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız gibi (Allah O’ndan razı olsun). Bu insan ki bütün askeri ve sivil darbelere rağmen; bütün oyunlara, kumpaslara rağmen dik durmuş birisi. Öbür taraftan tek suçu millete hizmet etmek olan bir Başbakan (Allah O’ndan da razı olsun) darbeciler tarafından asılarak şehit ediliyor. Bu insanlar siyasetle ilgilenmeselerdi, ya da siyaseti bir dava uğruna değil de şahsi menfaatler için icra etselerdi belki şu anda hâlâ okul kapılarında öğrenciler mağdur olacak, hele hele başörtülü birinin de bakan olabileceğini söylemek vatan hainliğiyle eşdeğer olacaktı. Bakmayın siz şimdiki ana muhalefet partisi liderinin yapmacık hoşgörülü tavrına. O dönemde 411 milletvekili başörtüsü serbestliği kararını alınca koşa koşa Anayasa Mahkemesi’ne gidip (o dönemde modaydı) iptal ettiren kişilerden biridir Kılıçdaroğlu.

Erbakan Hocamızın şu sözüyle bitirelim: “Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanları, Müslümanlarla ilgilenmeyen siyasetçiler yönetir.” Bizler sadece parti teşkilatlarında değil; evde, okulda, sokakta, meydanlarda, tarlada, STK’larla, toplantı ve seminerlerle Hakk’ı hâkim kılmak için bu kutlu dava uğrunda siyaset yapıyoruz/yapmalıyız.

Yazımda başörtüsü sorunundan bahsettim ama İslam’ı camii dışında da yaşamak isteyenlerin sadece başörtüsü sorunu yoktu elbette. Daha birçok konuda da engeller konulmuştu. Son olarak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Evet biz başörtüsü mücadelesini kazandık ama bazı değerlerimizi de kaybettik. Acaba başörtüsü hakkıyla taşınıyor mu? Bunu da herkesin kendi vicdanına sorması gerekiyor.

Saygı ve selamlarımla…
Ferhat CANBAŞ

Yazar : Ferhat Canbaş


Etiketler : AK | başörtüsü | Beyaz Türkler | cemaat | müslüman | Necmettin Erbakan | neden | parti | rejim | siyaset |