top-logo

15 Cemaziye'l-Ahir 1440

Çocuk Ve Medya

Çocuk Ve Medya

Çocukluk hepimizin rol aldığı hayat filminin ilk sahneleri gibidir. Filmimizin yönetmenleri ise ailelerimizdir. “Zalimden alim, alimden zalim doğar.” sözü istisnai durumlar içindir. Genel olarak baktığımız zaman zalimden zalim, alimden alim olur. Ailede gerçek manada iyi yetiştirilen bir çocuğun ileriki yaşantısında kötüye gitmesi sık rastlanan durumlardan değildir. Ekonomik şartlar ve çevre faktörü ne durumda olursa olsun, birey yanlış da yapsa 0-6 yaşta özüne ne işlenmiş ise o öze dönecektir.

Toplumu anne ve babalar oluşturmaktadır. Anne-Baba olmayan bireylerin her biride anneliğe ve babalığa aday kişilerdir. Dev ekranda oynayan bu rol aldığımız filmin görüntü kalitesini etkileyen tek şey anne-baba davranışlarıdır.

Günümüzün en büyük sıkıntılarından bir tanesi de teknolojiyle iç içe soktuğumuz çocuklardır. Çocuklarımızın ruhunun katili olan televizyon ve bilgisayar oyunları, onların tüm gelişimsel özelliklerini ve düşünce yapısını etkilemektedir. Bizler Müslüman topluluğuyuz ve sahip olduğumuz çok önemli değerler vardır. Biz bu değerlere bir taraftan sahip çıkmaya çalıştıkça, diğer yandan da kendi ellerimizle yıkıyoruz. Fıtratı doğrudan bozan bu medya çukuruna çocuklarımızı kendi ellerimizle atıyoruz.

Yapılan araştırmalar sonucunda çocukların medya tercihinde birinci sıranın televizyona ait olduğu görülmektedir. Medyanın en önemli ögesi olan televizyon, başka toplum ve kültürlerin yaşam standartları, yaşam biçimleri, ilişkileri, davranış kalıplarını izleyiciye farkında olmadan benimsetir. Bu yüzden sokakta veya toplu taşıma araçlarında kültürümüze ters düşen görüntü ve davranışların karşımıza çıkma faktörlerinden biri de televizyondur. Bu durumda televizyon izler gibi “ahlak” kavramının da elimizden kayıp gittiğini izleyebiliyoruz.

Televizyon yalnızca insanları, düşünmekten alıkoyan, dertlerini unutturan ve fark ettirmeden yoran, üretime yönelik işlevi bulunmayan ama evlerimizin baş köşelerini en önemlisi de zamanımızı çalan bir araçtır. Televizyonun hızlı temposu karşısında insanlar seyrettiklerini düşünme fırsatı bulamazlar. Yani insanlar televizyon karşısında edilgen konumdadır. “Televizyonun hızlı temposu” derken bunun sadece üç kelimeden oluşan hafife alınmayacak bir ifade olduğunu vurgulamak istiyorum. Bir çocuk 1 saat içerisinde 400 reklama maruz kalır. Bunun çocuğun üzerindeki etkisi ise direkt olarak hayatını olumsuz etkiler. Televizyonun bu hızlı geçişleri, her saniye veya 3 saniyede bir değişen görüntüsü çocukta dikkat eksikliği, kitap okuyamama, birini dinleyememe ya da dinlerken sıkılma gibi sorunlara sebep oluyor. Çocuk televizyonun hızına alışarak gerçek hayata adapte olamıyor. Zamanla çevresindeki nesne ve insanlar ona sıkıcı gelmeye başlıyor. Sıkılması gergin olmasına devamında da hırçınlaşmasına neden oluyor. Günümüzde çocuklarda sıkça rastlanan sinirlenme ve onların agresif halleri bu sebeplere bağlıdır.

Televizyon karşısında çok vakit geçiren bir çocuk arkadaşlarıyla iletişim kurmakta da zorluk çeker. Örneğin; arkadaşlarıyla oyun oynarken, o oynadığı oyun içerisinde ortalama sadece 10 dakika durabilir. Fazlası onu sıkacaktır. Sürekli aynı oyunu oynamak onun açısından işkence haline dönüşebilir.

Yaşantımızın %13’ünü üst beyin hücreleri %87’sini de alt beyin hücreleri şekillendiriyor. 0-6 yaş döneminde çocuğun üst bilinci henüz oluşmamıştır. Dolayısıyla ilk 6 yıl yapılan tüm davranışlar ve kurulan cümleler çocuğun bilinçaltına aynen kodlanır ve bunlar tüm hayatını şekillendirir. Gerçekle fanteziyi ayırt edemezler.

Çocukların televizyon izleme özellikleri, yetişkinlerden farklılık göstermektedir. Çocuklar televizyonda izlediklerine dikkatle bakmakta ve yetişkinlerden daha fazla ayrıntıyı anımsamaktadır. Mesela erkek çocuklarının en sevdiği çizgi filmlerden biri olan Spiderman (Örümcek Adam)’da toplantılarda viski içilmektedir. Masum çizgi film zannedildiği Heidi’nin her çarşıya inişinde kilise çanları duyulur. Barbie’deki tüm heykel motiflefleri ve diğer tüm objeler çocuklarımızın bilinçaltına yerleştirilmesi için uyarlanmıştır. Çizgi filmlerin çoğunda kutlama esnasında şampanya patlatılır, sigara gibi nesnelerde filmin kahramanlarının veya önemli insanların (iş adamlarının, bilim adamlarının) ağzındadır. Böylece o maddelere karşı ayrı bir ilgi uyandırılır. Örneğin; Temel Reis’in ağzından hiç çıkarmadığı puro, Red Kit’in silahı…

Tom ve Jerry bizlere göre masum ve eğlenceli çizgi filmler arasındadır. Ancak Tom ve Jerry film boyunca birbirleriyle kavga eder, boğuşur, üzerilerinden dozer geçirir ve birbirlerinin kafasına tavalarla vururlar. Bunun sonucunda silkelenerek hiç yara almadan, fiziki olarak hiçbir zarar görmeden hayata geri dönerler. Bu tamamen gerçeklikten uzaklıktır, çocuklar için güvenli davranışın azalması ve riskin artması demektir.

İslam’a yönelik yapılan çizgi filmler de vardır. Bunlardan biri “Mısır Prensi” adlı filmde Hz. Musa içki içen, eğlenen sıradan Avrupalı bir genç gibi resmediliyor. Türkiye’nin ilk çizgi animasyon filmi olan Pembe Ve Mavi’nin bazı görüntülerini dondurduğumuz zaman karşımıza İslam’a ve Müslümanlara ciddi bir saldırı karesi ortaya çıkıyor. Arka plana cami silueti yerleştirilerek ve çizgi film kahramanlarından bir tanesini de o caminin üzerine küçük abdestini yaptırıyor. Don Kişot’da Türkler ve İspanyollar arasında deniz savaşları gösterilirken, Türkler barbar, şişman ve çirkin olarak resmediliyor. Voltron göğsünde kocaman bir haç taşıyor, kılıcını kullanmadan önce tam göğsünün ortasına tutuyor ve oradaki haçla bir kesişme oluyor. Barbie’nin görselliği nasıl bozduğunu dile getirmeye bile gerek yok diye düşünüyorum.

Çocukların hayal dünyası yetişkinler gibi ayırt etme becerisine henüz sahip değildir. Bu yüzden çocuklar televizyon karşısında korunmasızdır. Şiddet gösteren bir çocuk o sonucun en masum bireyidir. Çocuktan sadece verilen şeyler istenebilir, verilmeyen şeyler istenemez. Çocuk televizyondan öldürmek, vurmak, kırmak, parçalamak gibi davranışları öğreniyor daha sonra da bunu bilgisayar veya telefon oyunlarıyla pekiştiriyor. Çizgi filmlerdeki karakterlerle özdeşen çocuklar, normal zamanda yapmayı akıllarından dahi geçirmedikleri uygunsuz davranışlara cesaret edebiliyorlar. Aynı zamanda televizyon daha geç yatma, uykuya geçişte zorlanma ve daha fazla uyanma gibi sorunlara da neden olabiliyor.

Fark edemediğimiz ancak günümüz çizgi filmlerinin pek çoğunda, çizgi film kahramanlarının yetenek ve özellikleri üzerinden, çocuklara siyasi-ideolojik propaganda yapılmakta ve hatta ahlaksızlık propaganda edilmektedir. Kapitalizm propagandası yapan çizgi kahraman Richie Rich (rich: İngilizcede zengin demek) adından da anlaşıldığı gibi oldukça zengindir. Helikopteri, profesörü, uşağı her şeyi vardır. Paraya adeta tapar, egoisttir. Doların üstüne kendi resmini koyacak kadar kibirlidir. Alfred Harvey’in çizdiği karakter Richie Rich, gerçek anlamda bir kapitalizm tasviridir. Filmde kendisine ayarttığı fakir kız, tam anlamıyla bir burjuvazi pazarlaması ve özendirmesidir. “Peyo” lakaplı Belçikalı karikatürist Pierre Culliford’un eseri olan “Şirinler” komünizm propagandası yapan çizgi kahramanlardan oluşmaktadır. Şirinler’i çizen Peyo, tam bir Sovyet hayranı ve komünist bir karikatüristtir. Şirinler’de para olmadan komünal bir yaşam sürdürülüyor. Tembel şirin bile hiçbir iş yapmadığı halde bütün şirinlerle aynı standartlarda yaşamaktadır. Bu da tembellik hakkını ifade eder. Şirin Baba, Kral Marx’a benziyor ve kızıl şapka giyiyor. Şirinler Köyü’nde tek bir ibadethane bulunmaz, ne kilise, ne havra, ne de cami. Şirinleri’in düşmanı Gargamel papaz cübbesi giyer ve Şirinler’i sürekli yemek ister. Bu isteği de misyonerliği ifade eder. Şirinler’in her birinin temsil ettiği çok farklı unsurlar vardır. Örneğin; Şirine feminizmi, Süslü Şirin eşcinselliği, Güçlü Şirin maço erkeği temsil eder. Nazi propagandası yapan HE-MAN, emperyalizm propagandası yapan Superman (Süpermen) verilebilecek örnekler arasındadır.

Peki, bizler, anneler-babalar bunları önlemek için bir şeyler yapamaz mıyız ? Öncelikli olarak yapmamız gereken şey kendi yaşam şeklimizi değiştirmek olacaktır. Sabah yataktan kalkar kalkmaz bizimle birlikte uyanan, bizimle birlikte uyuyan televizyonlarımızı, bilgisayarlarımızı kontrol etmekle başlayacaktır.

Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar. (Yanlış eğitim sonucu) onu Yahudileştiren, Hıristiyanlaştıran, Mecusileştiren ve doğru yoldan saptıran anne ve babalardır.” (Bihar’ul-Envar, c: 20, sf: 88)

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Lem’alar adlı eserinde şöyle demiştir: “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle ben kendi şahsımda kat’i ve daima hissettiğim bu manayı beyan ediyorum: Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki; o dersler fıtratımda, adeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”

Velhasılıkelam çocuk gelişim sürecinde evde İslam’ı yaşayan bir anne baba görebilmeli, o tertemiz dimağına manevi ve ruhi gelişimini yükseltecek her türlü iman dersi işlenmelidir. Gelişim sürecinde manevi ve ruhi gıdalar ile büyüyen bir çocuk, materyalist bir dünya ile karşılaştığında, hayat mücadelesini daha sağlam verebilecek ve ailenin vermiş olduğu dini terbiye ve eğitim ile dışarıdaki sapkın etkenlerden kendini koruyabilecektir. Asıl olan, olması gereken çocuğun gelişim süresi boyunca aileden sağlam bir İslami ahlak terbiyesi ile yetişmesidir.

Çocuklar emanettir, emaneti bilen emanda olur…

Pelin Sude ÇITAK

Yazar : Pelin Sude Çıtak


Etiketler : aile | anne | baba | barbie | çizgi film | çocuk | islam | medya | superman | televizyon |